Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    





Pembe Tren'i Kim Durdursun

İki Perde

Oyun Kişileri

Oyun Metni Eklenmiştir

Oyun Hakkında






Oyuncular:





MERT / ÇİLLİ
UMUT / BONCUK
CANAN / MAVİŞ
ELİF / ŞEKER
YUSUF AMCA (KONDÜKTÖR / PIRPIRIK)
HAYDAR (BÜFECİ / KRAL KILÇIK)
NURİ (GAZETECİ / ÖYKÜCÜ)
I.YOLCU / BÜYÜCÜ BAYKUŞ
II. YOLCU / SAMUR




Sahne Dekoru İçin Öneriler:

Tren istasyonu. Sahneye paralel bir peron olarak tasarımlanmalıdır. Sol yanda, istasyon ismi: “ŞİRİNKÖY” bir çerçeve içinde hemen dikkat çekiyor. /Daha sonra MIZMIZİSTAN kartonu takılacaktır/ Sağ yanda HAYDAR’ın Büfesi: ŞENLİK BÜFE. Bankların yüzü salona dönüktür. Tren yolu, sahne ile salon arasında düşünülmelidir Peronun ortasında küçük ve ahşap istasyon barakası bulunmaktadır. İstasyon girişinde (arkasına saklanmaya olanak veren) bir incir ağacı yerleştirilmelidir. İstasyonda yer alacak olan çocuk kitabı kapağı içeren tanıtım panoları... bulunabilir. Bütün bu dekor parçaları, işlevsel olmalı ve anlatılacak iç öyküde kullanılmalıdır. Örneğin, iç öyküde kullanılan iki boyutlu Pembe Tren, bu panoların arka yüzü çevrilmek suretiyle oluşturulabilir. İç öykü sırasında temel olarak gereksinim duyduğumuz dekor unsurları daha pratik, kolay kullanıma olanak veren yapıdadır. Saray içi (taht salonu, gibi) , Kule Kapısı (zindan, gibi). Sahne üstünde sabit bir güneş bulunacak, öykü sonunda güneş (aydınlanarak) hareket edecektir.









1. PERDE





İstasyon/

Çocuklar; MERT, UMUT, CANAN ve ELİF güle oynaya sahneye girerler.
Okul dönüşünde oldukları giysilerinden, ellerindeki çanta ve kitaplardan anlaşılmaktadır. Neşeli ve gürültücüdürler.

UMUT - (MERT’E DOKUNUR) Elim sende!
MERT - (ONU KOVALAYARAK) Tuttum seni...
CANAN - (BEZGİN) Mert... Umut! Yeter artık. Hala yorulmadınız mı?
MERT - Yorulmak mı? O da ne demek öyle, ben hiç duymadım. Ya sen
duydun mu mert?
MERT - Duydum. Yorulmak demek şey demek.. (DÜŞÜNÜR) Kaşınmak gibi
bir şey.. (DALGACI) Elifciğim, canım arkadaşım... Sırtımı biraz
yorar mısın?
ELİF - Lütfen Mert! Canan haklı. Gürültüye biraz ara verseniz iyi olacak.
UMUT - Hiç de iyi olmayacak. Şuradaki banklara oturur oturmaz ilk aklıma
gelen şey susadığım olacak çünkü.
CANAN - Sakın ha! Unutmayın, Şenlik Büfe konusunda verdiğimiz karar kesin.
MERT - Evet, kesin! Her seferinde bizi kandırıp duran büfeci Haydar’dan asla
alışveriş yapmak yok.
ELİF - (KARARLI) Asla alışveriş yok..
CANAN - Asla alışveriş...
UMUT - (BEZGİN) ....yok. Yok da çok susadım!
MERT - (SERT) Evlerimize ulaşıncaya kadar sıkın dişinizi.
CANAN - Doğru. Ah, annem şimdi buz gibi limonata yapmıştır.
MERT - Annem misler misi ayran yapmıştır.
ELİF - Annem vişne şerbeti yapmıştır.
HAYDAR - (BÜFENİN ARKASINDAN ÇIKAR, ELLERİNİ OVUŞTURARAK)
Haydi...Gazozlar buuuuz! Dişlere keman çaldırıyor!
MERT - İşte... Sonunda ortaya çıktı bizimki.
CANAN - Görmemiş gibi yapalım.
ELİF - Eh ,öyle yapalım da, sesi ne olacak?
HAYDAR - Gazozlar buuuuz! Sıcaktan ayılıp bayılanlar için. Dili damağına yapışanlar için!
MERT - Dayanın arkadaşlar.. Sakın teslim olmayın!
UMUT - Evet, az sonra tren gelecek ve hepimiz evlerimize ulaşıp...
ELİF - ...buz gibi içeceklerimizi içeceğiz.
MERT - Öyleyse bırakalım Haydar bağırıp dursun!
UMUT - Boş yere kendini yorsun!
CANAN - Aferin bize!
HEPSİ - (BİRBİRLERİNİ KUTLARLAR) Aferin bize!
ELİF - İyi ama istasyon neden bu kadar boş arkadaşlar?
CANAN - Sahi, neden bir tane bile yolcu yok?
YUSUF - (ELİNDE TREN HAREKET LEVHASI, GİRER) Ah çocuklar ah!
MERT - Kondüktör Yusuf amca!
UMUT - Biz yine treni kaçırdık mı yoksa?
YUSUF - Bunu ilk kez yapmıyorsunuz ki! Yolda oyuna eğlenceye dalıyor, zamanı
unutuyorsunuz. Yine öyle olmuş anlaşılan. Oyuna daldınız, derken
treni kaçırdınız.
ELİF - Olamaz! Bir sonraki trene kaldık desenize.
CANAN - Bir sonraki tren....
MERT - Tam bir saat sonra!
CANAN - Evdekilerin merak etmesi bir yana...
UMUT - Susuzluktan dilimiz damağımıza gerçekten yapışacak.
YUSUF - Anlaşıldı. Yine benim sürahideki suyuma kaldınız çocuklar.
Soğuk değildir ama hiç yoktan iyidir!
ELİF - Evet evet, hiç yoktan iyidir.
MERT - Teşekkür ederiz Yusuf Amca!
YUSUF - Öyleyse düşün bakalım peşime!

(ÇOCUKLAR EĞLENCELİ BİR OYUNLA YUSUF’UN PEŞİNE TAKILIRLAR, HAYDAR BÜFENİN KÖŞESİNDEN ONLARI İZLEMEKTEDİR)

YUSUF -(İSTASYON BARAKASINDAN SÜRAHİ VE BARDAKLA ÇIKAR)
İşte size su..(ÇOCUKLAR SIRAYA GİRİP İÇMEYE BAŞLARLAR) Bu da bardak!
CANAN - (İÇER, YÜZÜNÜ EKŞİTİR) Ay.. Hamam suyu gibi!
YUSUF - Bir şey mi söyledin Canan?
CANAN - Şey.. Ne güzel su dedim.
HAYDAR - (BAĞIRIR) Gazozlarım buuuuz! Buuuuz!
MERT - (YUSUF’UN UZATTIĞI BARDAĞI ALIR) Dayanın çocuklar. Gülümseyin. (İÇER) Oh.. Ne kadar da güzelmiş...
HAYDAR - (DAHA YÜKSEK)Buuzz... Gazozlarım buuuz!
ELİF - (İÇER) Oh! Ne kadar da soğukmuş...
HAYDAR - (SİNİRLİ) Buz dedim.. Hakiki buz.... Takur tukur buuuz!
UMUT - (İÇER) Oh! Canıma değsin.. Sanki ormandan çıkan kaynak suyu...
HAYDAR _(TEPİNİR) Buz dedim...Asıl buz gibi gazozlar burda. Burdaaa!
(BÜFENİN ARKASINDA KAYBOLUR)
MERT - Ha ha.. Gördünüz mü, nasıl da sinirlendi Haydar Efendi!
YUSUF - Uzatmayın çocuklar. Kimseyle uğraşmayın!
CANAN -Ama o da bizim bütün harçlığımızı elimizden alıyor Yusuf amca!
UMUT - Her seferinde gazozları bize daha bir pahalı satıyor.
YUSUF - Farkındayım, ancak yapacak bir şey yok çocuklar.
MERT - Eh! Suyumuzu da içtiğimize göre artık trenin gelmesini bekleyebiliriz.
UMUT - Tam bir saat! Kolay geçer mi sandın?
CANAN - Bunu işin başında düşünmeliydik.
ELİF - İstasyona zamanında gelmeliydik!
CANAN - Canım trene binip evlerimize gitmeliydik..
MERT - Püfür püfür, rüzgar gibi yolculuk etmeliydik.
YUSUF - Bakıyorum da, trenleri hayli seviyorsunuz çocuklar.
ELİF - Trenler hiç sevilmez mi?
UMUT - Hem de çok seviyoruz Yusuf Amca!
YUSUF - Madem bu kadar çok seviyorsunuz, onu aklınızdan çıkarmayın!
Saati unutup sevdiğiniz treni kaçırmayın! (BARAKAYA DÖNERKEN) Ben işimin başına dönüyorum çocuklar! (ÇIKAR)
ELİF - (ARKASINDAN SESLENİR ) Söz Yusuf Amca. Bundan böyle
tren kaçırmak yok!
MERT - İyi ama şimdi ne yapacağız?
UMUT - Tam bir saat istasyonda kalacağız.
(BİRLİKTE DÖNEREK DÜŞÜNMEYE BAŞLARLAR)
CANAN - Bir şey yapalım..
UMUT - Bir şey yapalım!
MERT - İki şey yapalım...Üç şey yapalım.
CANAN - Mert kafamı karıştırıyorsun.
MERT - Sizi eğlendirmeye çalışıyorum.
UMUT - (YENİDEN BAŞLARLAR) Bir şey yapalım...Bir şey yapalım.
ELİF - Buldum.
CANAN - Söyle Elif! Ne buldun?
ELİF - Şarkı söyleyelim.
MERT - İyi ama hangi şarkıyı söyleyeceğiz?
UMUT - İstasyonumuzun şarkısına ne dersiniz?
HEPSİ - Evet evet. Şirinköy İstasyonu şarkısını hep birlikte söyleyelim.

ŞARKI /

HAYDİ BİZE KULAK VERİN
UĞRAK YERİ TRENLERİN
GİDENLERİN GELENLERİN

RAYLARIN YOK BAŞI SONU
İÇLERİNDE EN GÜZELİ
ŞİRİNKÖY’ÜN İSTASYONU

TRENİMİZ ŞİMDİ GELİR
TANIR BİZİ, YOLU BİLİR
SESİ OVADAN YÜKSELİR




RAYLARIN YOK BAŞI SONU
İÇLERİNDE EN GÜZELİ
ŞİRİNKÖY’ÜN İSTASYONU


(YORULUP BANKLARA OTURURLAR)

UMUT - Bu kadar yeter arkadaşlar. Yorulup yeniden susayacağız.
ELİF - Yusuf amca’nın sürahisindeki suyu da bitirdik zaten.
MERT - (SAATİNE BAKAR) İyi ama daha üç buçuk dakika ancak geçti arkadaşlar.
UMUT - Oyalanacak başka bir şey bulmalı.
ELİF - Oyun oynamaya ne dersiniz?
CANAN - Oyun mu? Çok sıkıcı!
UMUT - Bilmece soralım.
HEPSİ - Sıkıcı...
ELİF - Saklambaç oynayalım.
HEPSİ - Sıkıcı..
MERT - Balık tutalım.
CANAN - Balık mı tutalım?
MERT - Şey... Şaka yapmıştım canım!
ELİF - Anlaşıldı. Yapacak bir şey bulamayacağız arkadaşlar.
NURİ - (KOLTUĞUNUN ALTINDA GAZETELER, GİRER) Herkese merhaba!
CANAN - Merhaba Nuri!
MERT - O...Gazetecimiz Nuri gelmiş.
UMUT - Nuri! Yarın gazetelerde yazacak haberi bizden duymak ister misin?
NURİ - Elbette isterim.
UMUT - Dört afacan, okul çıkışında oyuna dalıp evlerine gidecek treni kaçırdılar.
NURİ - (GÜLEREK) Bu pek yeni bir haber sayılmaz Umut!
MERT - Yapma Nuri kardeş. İnan, başımıza ilk kez geliyor.
NURİ - İlk kez demek!
MERT - Hadi iki diyelim.
UMUT - Yoksa daha fazla mı?
NURİ _ Laf aramızda, uzaktan şarkınızı duyunca bir kez daha treni kaçırdığınızı anlamıştım.
ELİF - Demek şarkımızı duyunca!
NURİ - Bu arada, sesinin çok güzel olduğunu söylemek isterim Elif!
ELİF _ Teşekkür ederim.
UMUT - Ya benimki?
NURİ - En güçlü ses!
CANAN - Ya ben?
NURİ - En duygulu..
MERT - (YAKLAŞIP BAĞIRIR) Ben?
NURİ - (KULAKLARINI TIKAR) En gürültücü!
MERT - Gürültücü mü? Ben de daha yavaş konuşurum bundan böyle.
NURİ - Tabii, bu arada tren beklerken Haydar Ağabey’in büfesinden
soğuk gazozlarınızı da içmişsinizdir.
CANAN - İşte bu konuda yanılıyorsun.
UMUT - İçmedik!
MERT - Onun bizi kandırmasına, gazozları pahalı pahalı satmasına dayanamıyoruz.
NURİ _ İşte yarınki gazetenin asıl haberi bu olabilir. Okuldan dönen dört kafadar, treni kaçırdılar ama Pahacı Haydar’ın gazozundan içmediler.
UMUT - Sen eğlen bakalım!
NURİ - Eh, ne yapalım. Bu da benim eğlencem işte! (HEYECANLI, BAĞIRIR) Tren geliyor.
ELİF - Sahi mi? (HEPSİ BİRDEN KOŞUŞURLAR, SONUNDA
OYUNA GELDİKLERİNİ ANLAMIŞLARDIR)
UMUT - Bizi kandırdın Nuri!
CANDAN - Bir de arkadaşımız olacaksın.
NURİ - Yapmayın canım! Şaka yaptım yalnızca. Sıkıntınızı dağıtırım
diye düşünmüştüm.
ELİF - Bizi kandırarak mı?
NURİ - Kötü bir niyetim yoktu. Beni bilirsiniz işte..
CANDAN - Bilmez miyiz? Gazete satarsın!
NURİ - Bir de hayal kurarım!
HEPSİ - Hayal mi kurarsın?
NURİ - Şey.. Küçük küçük hayaller. Bazen de öyküler masallar uydururum.
CANDAN - (MERAKLI) Bunu bilmiyorduk Nuri!
NURİ - Neden gazete sattığımı sonunda öğrendiniz işte. Belki günün birinde gerçek bir gazeteci olurum. Yazı yazarım. Belki yazar bile olurum!
CANDAN - Şu öyküler... Nasıl şeyler acaba, çok merak ettim.
UMUT - Evet, evet. Öykülerini ben de merak ettim Nuri.
NURİ - (ÇEKİNGEN) Şey.. İsterseniz bir tanesini size anlatayım!
MERT - Durduğun kabahat! Anlat hadi!
NURİ - Bu kadar istekli olacağınız aklıma gelmezdi doğrusu.
UMUT - Böylelikle zaman geçirmiş oluruz. Yani bir sonraki tren gelinceye kadar!
NURİ - Peki öyleyse. Size Kılçık Kral’la Pembe Tren’i Bekleyen Çocukların öyküsünü anlatacağım.
MERT - Kılçık Kral mı?
ELİF - Pembe Tren mi?
HEPSİ - Kılçık Kral’la Pembe Treni Bekleyen Çocukların öyküsünü mü?
UMUT - Adı çok güzelmiş
CANDAN - Kendisi de çok güzel bir öykü olmalı.
NURİ - Dinlemeden karar vermeyin canım!
UMUT - Evet, seni bekliyoruz.
HEPSİ - (NURİ’Yİ ÇEPEÇEVRE SARARLAR) Seni dinliyoruz.



NURİ - Peki, ben de anlatmaya başlıyorum öyleyse. Öykümüz
Kılçık Kral’ın hüküm sürdüğü Mızmızlar ülkesinde geçiyor.
UMUT - Mızmızlar ülkesi demek. (GÜLER) Harika bir ad bu. Orada yaşayanlar oldukça mızmız olmalı.
NURİ - Çok gülmesen iyi olur Umut bey.
UMUT - O nedenmiş?
NURİ - Çünkü sen bu Mızmızlar ülkesinde yaşıyorsun da ondan!
UMUT - (ŞAŞKIN) Ben mi? Ben... neden Mızmızlar ülkesinde yaşıyormuşum peki?
NURİ - Çünkü anlatacağım masalda sen de görev alıyorsun.
UMUT - Ben de mi?
NURİ - Elbette. Hatta Canan da... Elif de!
HEPSİ - Biz de mi?
NURİ - Sonra Yusuf amca da. (YUSUF AMCA BARAKADAN ÇIKAR)
Pahacı Haydar bile yer alıyor bu masalda. (HAYDAR BÜFEDEN ÇIKAR) Hem, aramızda kalsın Haydar bu masalda kralı canlandırıyor!
HEPSİ - Olamaz!
NURİ - Oldu bile. (İSTASYONA AYRI YÖNLERDEN 1. YOLCU
VE 2. YOLCU GİRERLER, NURİ SUS İŞARETİ YAPARAK ) Şşşşşşt!
MERT - (ONUN GİBİ SESSİZ, ANCAK MERAKLI) Ne oldu Nuri?
NURİ - Şu iki yolcuyu görüyor musunuz? Tam zamanında geldiler.
UMUT - Tam zamanı mı? Ama daha trenin gelmesine çok var.
NURİ - Trenden söz eden kim! Onlar da öykümüzde yer alacaklar.
ELİF - Sahi mi?
NURİ - Elbette. Şu anda haberleri bile yok bundan.
CANAN - İyi ama bütün bunlar... Yani, olacak şey değil!
NURİ - Olmaz diye bir şey olur mu hiç? Hele ki bir masalın içinde.
Zaten ne demişler? Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...
Masalıma kulak ver, gerçek masal içinde!

(SON KATILANLARLA BİRLİKTE ŞARKI SÖYLEYİP DANS EDECEKLERDİR: BU SIRADA, DEKOR DEĞİŞECEK; KILÇIK KRAL’IN SARAYININ TAHT SALONU; ÇOCUKLARIN BEKLEDİĞİ MIZMIZİSTAN İSTASYONU’NU SİMGELEYEN DEKOR DEĞİŞİMİ GERÇEKLEŞECEKTİR. OYUNCULAR BU SIRADA GİYSİ DEĞİŞİMİ YAPABİLİRLER).









ŞARKI:


MIZMIZİSTAN
MIZMIZİSTAN

DEĞİL... TEMBELLER ÜLKESİ

MIZMIZİSTAN
MIZMIZİSTAN

DEĞİL.... BEZGİNLER ÜLKESİ

ORDA YALNIZCA ÇOCUKLAR VAR
ORDA HİÇ BÜYÜMEZMİŞ ÇOCUKLAR

GÜNEŞ GÖKYÜZÜNE ÇAKILI
AKREP YELKOVANA TAKILI
NE ZAMAN GEÇERMİŞ, NE TREN
UMUT, SEVİNÇ VE NEŞEYMİŞ
YALNIZCA GEÇİP GİDEN

MIZMIZLIK İŞTE BUNDAN
KİM KURTULUR
BU OYUNDAN

MIZMIZİSTAN
MIZMIZİSTAN


NURİ - (SEYİRCİLERE YAKLAŞIP SORAR) Hiç pişman olur mu insan çocuk olduğundan?



Saray/

Kral KILÇIK, tahtının önünde sıkıntıyla dolaşıp kaşınmaktadır. Sırtını sürtmediği hiçbir yer kalmaz.

KILÇIK - Kaşınıyorum! Yine kaşınmaya başladım işte. Ay öleceğim... Yeter artık. (BAĞIRIR) Pırpırık. Pırpırık diyorum. Bu adam beni neden duymaz, bilmem...
PIRPIRIK - (KOŞTURARAK GİRER) Kralım... Sevgili Kralım, Kılçıklar kılçığı Kralım beni mi çağırmış yoksa?
KILÇIK - Seni çağırdım Pırpırık... Yardım et bana. Kaşıntıdan ölüyorum. Sırtım nasıl da kaşınıyor anlatamam.
PIRPIRIK - Eh.. Arkanızı dönün sevgili Kralım. Ben sizi bir güzel kaşıyayım!
KILÇIK - Neler söylüuyorsun Pırpırık? Senin o kocaman yaşlı ellerinin bana ne yararı olabilir ki?
PIRPIRIK - Olamaz mı?
KILÇIK - Olamaz! İşin aslını yine unuttun!
PIRPIRIK - Yok canım! Yani sevgili Kralım. İşim aslını tabii ki hatırladım.
KILÇIK - Neymiş, söyle öyleyse?
PIRPIRIK - Ne neymiş Kralım?
KILÇIK - (SIKINTILI) Yeter! Bir de senin şu unutkanlığın! Ah! Kaşıntı..Yine
Başladı. Kaşıntıdan ölüyorum.
PIRPIRIK - (SEVİNÇLE) Tamam! Hatırladım. Elbette hatırladım. Sizin
kaşıntınıza neyin iyi geldiğini sonunda hatırladım!
KILÇIK - Ya! Hatırladın demek!
PIRPIRIK - Sevgili Kral Kılçık..Sizin şu dermansız kaşıntınıza ne benim, ne de
bir başka yetişkinin elleri çare olabilir. Kaşıntınızı her zamanki
gibi yalnızca minik çocuk elleri giderebilir.
KILÇIK - Ha şunu bilesin. Çabuk saraydan dışarı çık.. Çocukları bul.. Yeni yeni, minik minik körpecik elli çocukladan bir kaç tane bulup getir. Çabuk dedim sana! Aman ölüyorum!
PIRPIRIK - Şey.. Saraya kaç tane çocuk getireyim istersiniz Sevgili Kralım?
KILÇIK - Ne bileyim ben canım. Üç tane yeter sanırım. Yani şimdilik.
Halimi görmüyor musun, kaşıntıdan ölmek üzereyim..Kaç taneymiş! Soru mu bu?
PIRPIRIK - Öyle demeyin Sevgili Kralım. Şimdi üç çocuk getirdik diyelim...
KILÇIK - Evet, ne olurmuş?
PIRPIRIK - (PARMAK HESABI YAPMAYA BAŞLAR) Her birinde iki el var biliyorsunuz. Bir elde beş parmaktan iki elde on parmak, üç çocukta... hesaplayalım bakalım, kırk parmak eder.. Yoksa otuz
parmak mıydı?
KILÇIK - Pırpırık.. Şu parmak hesabını çok uzattın!
PIRPIRIK - Öyle demeyin sevgili Kılçık. Beş çocuk istediniz diyelim, işler çok
değişiyor. Bir elde altı parmaktan, yok beş parmaktan hesap edecek olursak beş kere beş yirmi beş..elde var iki..
KILÇIK - Pırpırık..Çok uzatın dedim sana!
PIRPIRIK - Tabii ya! Uzun parmaklı çocuklardan bulmalı. Uzun parmaklı çocukların boyu kısa mı olmalı?
KILÇIK - Pırpırık..Kaşıntıdan ölüyorum.
PIRPIRIK - Sabredin sevgili Kralım. Şimdi hesabı bitiriyorum.
KILÇIK - Senin hesabın bitmeden kralın ölüp gidecek. (BAĞIRIR) Çabuk ol dedim sana!
PIRPIRIK - (PANİKLE) Tamam Kralım! Siz hiç öfkelenmeyin. Ben şimdi gidip.. Ben ne yapacaktım peki?
(KRAL KOVALAR, PIRPIRIK KAÇARAK ÇIKAR)




İstasyon Önü/


NURİ - Evet, Kılçık Kral’ı tanıdınız. Akşam sabah sırtı kaşınıp dururmuş
bu Kral’ın. Laf aramızda, Kralın neden kaşınıp durduğunu da biliyorum ama, söylemem için masalın devamını sabırla bekleyin. Biz
gelelim Kralın derdine çare bulmaya çalışan yardımcısı
Pırpırık efendi’nin yaptıklarına. Pırpırık, yanına sarayın
güvenilir adamlarından Samur’u alıp doğruca Mızmızistan
ülkesinin istasyonuna gitmiş. Çünkü ülkenin bütün insanları,
yani çocukları orda toplanırlarmış.
Eh, bunun gerekçesini de öğreneceksiniz elbette; ama hiç acele etmeyin. Şimdi gelin önce Pırpırık’la Samur’un yapıp ettiklerini izleyelim, konuşup söyleştiklerine bir kulak verelim...


(PIRPIRIK’LA SAMUR, İSTASYONUN GİRİŞİNDEKİ İNCİRİN ALTINA GELİRLER)


PIRPIRIK - Of! Samur! Yoruldum. Çok yoruldum.
SAMUR - Geldik Sevgili Pırpırık. İşte istasyona ulaştık bile.
PIRPIRIK - Haklısın Samur. İstasyona gelmişiz bile. Sahi, biz nereye gidecektik?
SAMUR - Anlamadım Pırpırık! Nereye gidecektik de ne demek?
PIRPIRIK - Eh, istasyona geldiğimize göre trene binip bir yere gitmiyor muyuz?
SAMUR - Sevgili Pırpırık, anlaşılan buraya neden geldiğimizi çoktan unuttunuz.
PIRPIRIK - Aman, dur hatırladım. Yorgunluk akıl mı bıraktı bende? Kral Kılçık’ı kaşısın diye çocuk seçmeye geldik buraya...
SAMUR - Sonunda hatırladınız işte.
PIRPIRIK - Hiçbir şeyi unutmam aslında. (GÜLER) Bazen ne kadar akılsızca konuşuyorum. Az önce trene binip gideceğimizi söylemiştim, sanki
bu istasyonda tren hiç dururmuş gibi!
SAMUR - (YAVAŞ) Çocuklar böyle düşünmüyorlar. Yine istasyonda toplandıklarına bakılacak olursa...
PIRPIRIK - Neyse, biz şimdi işimize dönelim! Şöyle iyisinden bir iki çocuk
seçip saraya gidelim. İki kilo çocuk yeter mi acaba?
SAMUR - İki kilo çocuk mu?
PIRPIRIK - Neler geveliyorsun Samur? Hiç iki kilo çocuk alınır mıymış?
Kesme şeker mi bunlar?
SAMUR - Ama bunu siz söylediniz!
PIRPIRIK - Yeter! Ben söylemem böyle şeyler. Hadi acele edelim, hemen iki
metre çocuk alıp saraya dönelim.
SAMUR - İki metre çocuk mu?
PIRPIRIK - Gördün mü? Yine tuhaf tuhaf konuştun işte. Yeter gevezelik Samur! Şimdi doğru iş başına! (ORTAYA ÇIKARLAR) İşte çocuklar.
SAMUR - Nasıl da mızmız, nasıl da uykucular!
PIRPIRIK - Bütün bir gün tren yolunu gözlersen senin de uykun gelir Samur!
SAMUR - Hakllısın Pırpırık! Demiryolunun hemen yanına kurulmuş bekleşiyorlar. Her zamanki gibi!
PIRPIRIK - Ha ha! Bekleşsinler bakalım. Peki bunlar neyi bekliyorlardı ki?
SAMUR - Pembe Tren’in gelmesini tabii!
PIRPIRIK - Hatırladım canım. Pembe Tren, bilmez miyim? Komik..Çok komik!
Güleceğim ölmekten. Yani öleceğim gülmekten. Neyse..Biz neden
buraya gelmiştik Sevgili Samur?
GÖREVLİ - Kaşıntı... Çocuk...
PIRPIRIK - Tamam tamam, uzatma, hatırladım. Sen önce şunları bir
uyandır bakalım!
SAMUR - (OMUZUNA ASILI DAVULA VURARAK)
Uyanın bakalım mızmızlar!
Uyanın oğlanlar kızlar!

(ÇOCUKLAR SİLKİNİP, YERLERİNDEN DOĞRULURLAR)

PIRPIRIK - Eh, sonunda kendinize geldiniz.. Şimdi seçelim bakalım..
Yumuşacık parmakları bir görelim, ondan sonra karar verelim...
(MERT’E YAKLAŞIR) Hey sen sevimli çocuk....Adın ne
bakayım senin?
ÇİLLİ - Adım Çilli!
PIRPIRIK - Şimdi de parmakları görelim Çilli bey! (KONTROL EDER) Hımmm. Güzelmiş. Bizimle geliyorsun. (DURAKLAR) Nereye gideceğiz
diye sormayacak mısın?
ÇİLLİ - Hayır, sormayacağım. Beni saraya götüreceğinizi biliyorum.
Kral Kılçık’ı kaşıtmak için!
PIRPIRIK -Asma hemen suratını. Kralımızı güzelce kaşırsan ödülünü de
alırsın elbette.
ÇİL - Ben ödül filan istemiyorum. Kralın sırtını kaşımak da istemiyorum.
PIRPIRIK - Şşşt! Sakın böyle şeyler söyleme. Kralın sırtını kaşımak istemiyorum denir mi hiç? Çilli bey, söylediklerine dikkat etsen iyi edersin! (ÇİLLİ İSTASYON GİRİŞİNE BAKMAKTADIR) Hem sen nereye bakıyorsun? Sana söylüyorum, duymuyor musun?
SAMUR - Bu da diğerleri gibi Pembe Tren’i bekliyordur, eminim.
PIRPIRIK - Pembe Tren burada durmaz, asla durmaz. Bunu bilmiyorlar mı sanki? Neyse. (GEZİNİR) Yanımıza bir kaşıyıcı çocuk daha alalım. (CANAN’IN YANINDA DURUR) Hımm. Senin adın nedir
küçük hanım?
MAVİŞ - Maviş!
PIRPIRIK - Maviş demek! Parmakların da pek biçimli. Bir de sen geliyorsun.
Hey sana söylüyorum? Peki sen gözlerini dikmiş öyle
nereye bakıyorsun?
SAMUR - O da Pembe Tren’in yolunu gözlüyor sevgili Pırpırık.
PIRPIRIK Canım biliyorum. Elbette biliyorum. Bütün bunların neden burda olduklarını, ne beklediklerini senden daha ala biliyorum. Bana
bilgiçlik yapma. (DÜŞÜNÜR) Kara Tren mi demiştin?
GÖREVLİ Pembe Tren!
PIRPIRIK Tabii ya! Pembe Tren. Neyse diğerleri bekleye dursun, biz yine
işimize dönelim. (GÜLER) Kral Kılçık kaşınmaktan yerlerde yuvarlanıyordur şu anda! Evet, Siz ikiniz..beş parmaktan toplam yirmi parmak eder.. Elde var iki diyelim..Neyse canım.... Hesaba gerek yok. Hadi hemen saraya dönüyoruz. Zavallı Kılçık Kral bizim yolumuzu gözlüyordur. Hadi doğru saraya. (SAMUR’A DÖNER) Şunlar..Şu diğerleri... Neyi bekliyorlardı sahi?
SAMUR - Az önce söylemiştim Sevgili Pırpırık.
PIRPIRIK - Tamam canım. Biliyorum. Yeşil Tren’i bekliyorlar.
SAMUR - Pembe!
PIRPIRIK - Pembe tabii! Bir türlü öğrenemedin!
SAMUR - Ama ben dedim ki...
PIRPIRIK - Yeter. Çok gevezesin, bunu iyi bil Samur! Ben her şeyin farkındayım. Kafamı karıştırmaya kalkma. . Bu ülkenin çocukları her gün Pembe Tren’in yolunu gözlerler, bilmez miyim?
SAMUR - Her gün burada ve saatlerce!
PIRPIRIK - Beklesinler bakalım. Pembe Tren elbette geçecek, ama hepsi o kadar. Burada durup trenin onları almasını bekliyorlarsa aldanıyorlar.
Çok aldanıyorlar.
GÖREVLİ - Elbette Sevgili Pırpırık!
PIRPIRIK - Çünkü o sarı tren bu istasyonda asla durmaz!
GÖREVLİ - Pembe Tren!
PIRPIRIK - Ben ne dedim ki?
GÖREVLİ - Sarı dediniz de..
PIRPIRIK - Çok uzatma. Zaman yitirmeden saraya dönüyoruz. Bu gürültü de
neyin nesi böyle?
ELİF -(HEYECANLA YERİNDEN SIÇRAR) Geliyor! Pembe Tren geliyor.
HEPSİ - Pembe Tren geliyor!
Pembe Tren geliyor!

(TREN SESİ DUYULUR, ÇOCUKLAR TOPLANIP ZIPLAMAYA BAŞLARLAR)




PIRPIRIK - Hah! İyi tren lafının üstüne gelir zaten. Gelir ama yalnızca gelir
ve gider.Asla durmaz. Ne durması? Yavaşlamaz bile! Boşuna umutlanıyorlar!

(ÇOCUKLARIN HEYECANLI ÇIĞLIKLARI ARASINDA, PEMBE TREN SAHNENİN BİR BAŞINDAN GİRER, DÜDÜK ÇALARAK GEÇER VE DİĞER YANDA KAYBOLUR. ÇOCUKLAR ÖYLECE KALAKALIRLAR)

UMUT - İşte! Pembe Tren yine geldi ve geçip gitti!
CANDAN - Bu gün de durmadı!
ELİF - Bu gün de durup bizi almadı!
PIRPIRIK - Hah ha! Çok üzgünüm çocuklar.(GÜLMEYE BAŞLAR) Ay..Çok üzgünüm. Öleceğim üzüntümden! (ÇOCUKLAR ONA DOĞRU DÖNERLER, PIRPIRIK ÜRKER; GÖREVLİ ARAYA GİRER)
Neyse canım! Biz işimize bakalım. Çilli beyle Maviş hanımı alıp yola
koyulalım. Siz iyi beklemeler... Biliyorsunuz..Yarın yine geçecek!
Ama turuncu tren bu istasyonda hiç mola vermeyecek!. Hiçbir
zaman durup beklemeyecek!
SAMUR - Pembe Tren!
PIRPIRIK - Ben ne dedim?
SAMUR - Turuncu Tren dediniz.
PIRPIRIK - Demem. Dememişimdir! Senin kulaklarında bir bozukluk var Samur.
Ne desem başka türlü anlıyorsun. Hadi bakalım. Zaman yitirmeden saraya dönelim. Zavallı Kral Kılçık! Nasıl da kaşınıyordur kim bilir? Nasıl da... (GÜLMEYE BAŞLAR) nasıl da komik görünüyordur! (TOPARLANIR) Yürüyün bakalım. Doğru saraya! Kral’ı kaşımaya!

(SAMUR’UN DAVULU EŞLİĞİNDE ÇIKARLAR)





Saray/


( KRAL KILÇIK, SIRTINI AÇMIŞ KAŞITMAKTADIR. ÇİLLİ VE MAVİŞ İSTEKSİZCE GÖREVLERİNİ SÜRDÜRÜYORLAR)




KILÇIK - Oh! Minik parmaklar, yumuşacık tırnaklar! Kaşıyın.Daha çok
kaşıyın. Elleriniz, o minicik elleriniz asla büyümesin. Hiç büyümesin!
BÜYÜCÜ - (GİRER; OLDUKÇA ABARTILI GİYSİLERİ VARDIR) Sevgili Kralım..Yüce Kılçık. Önemli ve bol kaşıntılı toplantınız devam
ediyor gördüğüm kadarıyla!
KILÇIK - Yaklaş Büyücü Baykuş. Kendimi doya doya kaşıttım yine.
Ne yapayım, benim de hayattaki en büyük derdim bu işte.
BÜYÜCÜ - Biliyorum Sevgili Kralım!
KILÇIK - Eh...Büyücü değil misin? Elbette her şeyi bilirsin!
BÜYÜCÜ - Bilirim! Şu an kaşıntınız çoktan geçti örneğin! Belki farkında
bile değilsiniz!
KILÇIK - Öyle mi dersin Sevgili Büyücüm? Durun bakayım çocuklar.. (KENDİNİ YOKLAR) Tamam! Kaşıntım sahiden geçmiş.. Ha ha!
BÜYÜCÜ - Söylemiştim! Büyücü Baykuş her şeyi bilir!
KILÇIK - Her şeyden bana ne? Kaşıntım geçmiş işte. (NEŞEYLE DANS EDER) Sonunda iyileştim. Kaşıntım kalmadı. Tray lay lom!
BÜYÜCÜ - Ama biliyorsunuz ki, ben her şeyi bilirim. Örneğin..Şu anda..
şu anda gökyüzündeki yıldızların sayısıyla saç telinizin sayısı eşit!
KILÇIK - (BİR AN İÇİN İLGİLİ) Sahi mi? Demek saçlarımla yıldızlar.. (İLGİSİZ) Aman, bana ne canım! Kaşıntım geçti ya, gerisi önemli değil.
BÜYÜCÜ - (KIZGIN) Geçti, geçti ama yalnızca bu günlük!
KILÇIK - Aman! (SOMURTUR) Her şeyi bilmen hiç hoş değil Baykuş!
Gerçeği hatırlatmak zorunda mısın sanki! Yarın yine kaşınacağım demek! Ne kötü! Ne berbat! Neyse ki, ülkemde yalnızca çocuklar var. Asla büyümeyen binlerce çocuk. Binlerce o minik sevecen el! Derdime derman olan küçücük parmaklar!
BÜYÜCÜ - (KEYİFLİ) Eh! Sanırım sıra bana teşekküre geldi!.
KILÇIK - Tamam tamam. Kıymetini bilmiyorum sanma sevgili Büyücüm.
BÜYÜCÜ - Büyücünüzün gücüyle gurur duyun Sevgili Kral Kılçık. Onun
yaptığı büyüler güneşi gökyüzüne çiviledi..Bakın! (GÜNEŞİ GÖSTERİR)
KILÇIK - Biliyorum!
BÜYÜCÜ - Onu yaptığı büyüler zamanın hareketini durdurdu. Buz tutmuş
sular gibi!
KILÇIK - (İSTEKSİZ) Evet evet... Buz tutmuş sular gibi!
BÜYÜCÜ - Hepsi bu kadar mı ya? Büyücünüzün gücü zamanı durdurarak çocukların büyümesini engelledi. Ülkede yaşayan binlerce çocuk
Kralın sırtını kaşımak için sırada bekliyor. Sabırsızca! Coşkuyla!
KILÇIK - (ÇOCUKLARA BAKAR) Bunlar mı?
BÜYÜCÜ - Elbette!
KILÇIK - Sırtımı kaşımak için coşku duyduklarını hiç sanmıyorum.
Şunlara baksana! Nasıl da mızmızlar!
BÜYÜCÜ - Eeee... Haklısınız Kralım!
KILÇIK - Neyse! Şimdilik kaşıntım geçti. Benim için en önemli ülke sorunu bu!
BÜYÜCÜ - Başka sorunlar varsa...Büyücünüz Baykuş emrinizdedir Yüce Kralım!
KILÇIK - Önce işi biten şu çocukları göndereyim. Evet çocuklar.. Hadi bakalım. Hava kararmadan doğru evinize. (ÇOCUKLAR BEKLER) Eeee?
Daha ne bekliyorsunuz? Yoksa ödül mü?
ÇİLLİ - Evet, ödül bekliyoruz.
MAVİŞ - Pırpırık böyle söylemişti.
MERT - Kralı kaşırsanız ödüllendirileceksiniz demişti!
KILÇIK - Duydun mu Büyücü? Bizim Pırpırık yine neler yumurtlamış! (GÜLER)
Şu ihtiyar bazen çok eğlendiriyor beni!
ÇİLLİ - Anlaşılan yine kandırıldık!
MAVİŞ - Ödül beklemek boşuna!
KILÇIK - (ÖFKELİ) Sizi evinize gönderiyorum ya küçük fareler! Bundan
daha büyük ödül olur mu! Kaybolun ortadan! Yok olun dedim.
Yoksa Büyücü sizleri birer kurbağaya çevirsin ister misiniz?
BÜYÜCÜ - Sanırım bunu da yapabilirim!

(ÇİLLİ’YLE MAVİŞ KAÇIŞIRLAR)

BÜYÜCÜ - Eh! Kaçtıklarına göre, buna gerek kalmadı Kralım!
KILÇIK - Şunlardaki cesareti görüyor musun Baykuş? Koca Kral’dan
ödül bekliyorlar bir de!
BÜYÜCÜ - Şey...Bana soracak olursanız...bu işler hep Pırpırık’ın başının
altından çıkıyor Kılçık Kralım.
KILÇIK - Bilmez miyim? Krallığımın ilk gününden beri ondan
şüpheleniyorum zaten. Bence o adam çocuk seviyor! Olacak şey mi? Düşünebiliyor musun? Çocuk seviyor dedim! Yoo, sakın
düşünme en iyisi! Düşüncesi bile kötü çünkü. Çocuk sevilir mi hiç?
Ne işe yarar onlar! Yaradıkları tek iş sırt kaşımak. O minik parmaklarıyla.. (GÜLÜMSER) tatlı tatlı kaşımak.. Ne var ki,
parmakları için onlara da katlanmak zorunda kalıyorum.
BÜYÜCÜ - İstediğiniz an, o Pırpırık denilen yaşlı adamı örneğin bir...bir
sürüngene döndürebilirim Sevgili Kralım. Bir kertenkeleye
örneğin. Yok yok, solucan daha iyi!
KILÇIK - O kadar kendine güveniyorsun demek ki!
BÜYÜCÜ - Elbette.
KILÇIK - (ŞAŞKIN) Bu kadar güçlü müsün sanki?
BÜYÜCÜ - (ABARTILI) Zamanı bile durduğuma göre... koca güneşi
gökyüzünde olduğu yere çakılı bırakabildiğime göre..
KILÇIK - Be adam! Bunca şeyi becerebiliyorsun da, şu benim kaşıntılarıma neden
bir çare bulamuyorsun?
BUYUCÜ - Eee... Şey, araştırmalarım devam ediyor Sevgili Kral Kılçık.
İnanın günlerdir bu soruna çare bulmaya çalışıyorum.
KILÇIK - Acele et..Acele et ve beni kurtar. Sonra belki şu
afacanlara da hiç gereksinimimiz kalmaz.
BÜYÜCÜ - Merak etmeyin. Bu sorunu eninde sonunda çözeceğim. Siz yine de şu
yaşlı adama, Pırpırık’a dikkat edin. Laf aramızda onu hiç gözüm
tutmuyor.
KILÇIK - Tamam, anladım. O da nesi? İşte yine kaşıntım başladı bile.
Kaşıntım başladı..Neden? Hep çocukların yüzünden. Onların kokusu.. Soludukları hava... Beni nasıl da kaşındırıyor. Ama bu derdime de yine yalnızca onlar iyi geliyor. Çabuk, çabuk bana Pırpırık’ı gönder. . Ay...Sırtım! Yine tuttu şu berbat kaşıntım...

(KRAL KILÇIK KOMİK BİR BİÇİMDE KAŞINARAK KAYBOLUR, BÜYÜCÜ BAYKUŞ KOŞUŞTURUR, NURİ ÖNE DOĞRU İLERLER)


NURİ - Mızmızlar ülkesini az çok tanıdınız işte. Kılçık Kral, Pırpırık, kötü
ruhlu Büyücü Baykuş ve hiç büyümeyen çocuklar. Evet, çocuklar büyümüyormuş, çünkü kötü kalpli Büyücü’nün yaptığı büyüler güneşin yerinden oynamasına izin vermiyormuş. Güneş hareket etmezse ne olur? Zaman geçmez tabii. Zaman geçmeyince de çocuklar serpilip büyümezler. Kılçık Kral’ın istediği de buymuş zaten. Hiç ama
hiç sevmediği çocukların minik elleri sırtında gezinsin diye, zamanı
bile teslim etmiş Büyücü’nün ellerine! Peki ya çocuklar? Bütün
gün ne yaptıklarını sizler de biliyorsunuz artık! Tek işleri,
istasyonda hiçbir zaman durmayacak olan Pembe Tren’i
günün birinde belki durur ümidiyle bekleyip durmakmış.




İstasyon/

(ÇOCUKLAR; MASALDAKİ “MIZMIZKÖY” İSTASYONUNDA)

ÇİLLİ - Boşu boşuna bekliyoruz arkadaşlar. Boşu boşuna bekliyoruz.
MAVİŞ - Öyle deme Çilli. Pembe Tren bu gün bir bakmışsın istasyonda duruvermiş...
BONCUK - Sonra da bizleri vagonlarına doldurmuş ve...
ŞEKER - ...dökülmüş yola. Gün ola harman ola! Hop diye yeni bir
ülkeye gelmişiz.
MAVİŞ - Ne Kral Kılçık’ı kaşımak zorundaymışız ne de bir başka şey. Kimselerden korkumuz yokmuş üstelik!
ÇİLLİ - Ah! Düş görüyoruz çocuklar. Bu söylediklerimiz olacak şey değil ki!
MAVİŞ - Neden olmasın Çilli. Pembe Tren’in bu istasyonda durmasını sağlayacak bir yöntem mutlaka vardır.
ŞEKER - Keşke bilsek... durdurup Pembe Tren’e binsek...
BONCUK - İşte..Sesi duyuldu bile. Hazır olun çocuklar.


HEPSİ - Hazır olun..Hazır olun! Belki Pembe Tren bu kez istasyonumuzda
durur arkadaşlar!

(PEMBE TREN SOLDAN GİRER, DUMANLAR SAVURUP, DÜDÜĞÜNÜ ÖTTÜREREK SAĞDAN ÇIKAR. ÇOCUKLAR ELLERİNDE ÇANTALARI, ÖYLECE KALAKALMIŞLARDIR).

BONCUK - İşte.. Bir kez daha. Kaybolup gitti .
MAVİŞ - Durmadı..Yavaşlamadı bile..
ÇİLLİ - Söylemiştim size. Boşuna ümitlendiniz.
HEPSİ - Boşuna ümitlendik

Şarkı PEMBE TREN
DURMAZ MISIN
ÇOCUKLARI
ALMAZ MISIN

YOLLARINI
GÖZLÜYORUZ
MUTLULUĞU
ÖZLÜYORUZ

PEMBE TREN
GÜZEL TREN
BAK DIŞARDA BOŞ SOKAKLAR
SENİ ÖZLER, SENİ BEKLER
ÜLKEDEKİ TÜM ÇOCUKLAR



(PIRPIRIK VE SAMUR, SAKLANDIKLARI YERDEN ÇIKARLAR)

SAMUR - Pembe Tren geldi gitti Pırpırık.Şimdi işimize bakabiliriz.
PIRPIRIK - İşimize bakabiliriz. Sahi, işimiz neydi?
SAMUR _ Her zamanki gibi. Saraya götürecek iki çift körpecik el!
PIRPIRIK - Tabii canım! Bilmez miyim? Şey için... Ne içindi?
SAMUR - Yine unuttunuz. Kralı kaşıtmak için Pırpırık!
PIRPIRIK - Elbette öyle. Bakalım sen biliyor musun diye numara yapıyordum
Samur Efendi! Dört tane minik el bulup saraya götürmektir
işimiz. Of!
SAMUR - Neden of dediniz?
PIRPIRIK - Sanırım ben bu işten sıkıldım Samur!
SAMUR - Aman Pırpırık! Bu da ne demek öyle. Söylediklerini sakın Kral
Kılçık duymasın!
PIRPIRIK - Sen söylemezsen duymaz. Söyler misin yoksa?
SAMUR - Hiç olur mu sevgili Pırpırık?
PIRPIRIK - Teşekkür ederim Samur. Çok iyi bir arkadaşsın. Biliyor musun,
aslında şu çocuklar da çok iyi.Çok akıllı ve çok şekerler.
SAMUR - Aman! Kılçık Kral bunları da duymasın sakın! Başınız fena
halde derde girebilir!
PIRPIRIK - Sesimiz şu an ona ulaşamaz. Eh! Ne olursa olsun, Kral Kılçık ne
kadar isterse istesin çocuklara kötü davranamıyorum..
SAMUR - Ama öyle yapmak zorundayız. Yoksa sözümüzü dinlemezler.
PIRPIRIK - Ve Kılçık Kral’ı kaşımak için bizimle birlikte saraya gelmezler. Biliyorum Samur. Biliyorum. (ÖKSÜRÜR) Öhhöö! Şimdi şöyle sert
ve acımasız bir saray görevlisi gibi görünelim bakalım.
SAMUR - Şöyle daha sert bakın. Sesinizi de kalınlaştırın..
PIRPIRIK - Tamam..Merak etme. Hadi şimdi iş başına. (YAKLAŞIR) Merhaba çocuklar merhaba!
MAVİŞ - Hah! Şu saray görevlisi olacak yaşlı adam yine çıktı ortaya.
BONCUK - Desenize kralın kaşıntısı yine tuttu.
ÇİLLİ - Ben sıramı savdım. Siz düşünün artık.
PIRPIRIK - Evet. Mızmızlar Ülkesi’nin sevimli, güzel çocukları. Hepinizi
sevgiyle selamlarım.
SAMUR - (UYARIR) Biraz daha sert olun Pırpırık..
PIRPIRIK - Peki. (SERT) Hey Mızmızlar ülkesinin sizi gidi sevimli çocukları! Hepinizi sert bir biçimde selamlıyorum.
ŞEKER - Gülecek halim yok ama bu adam epey komik çocuklar!
MAVİŞ - Bana kalırsa saraya yakışmayacak kadar de iyi huylu biri!
(ÇOCUKLAR GÜLER)
PIRPIRIK - Nasıl da korkuttum onları, görüyorsun değil mi Samur. Korkularından
ne yaptıklarını bilmiyorlar. Zavallılar gülüyorlar ama
güldüklerinden haberleri bile yok! (ÇOCUKLARIN GÜLMESİ ARTAR) Şuraya bak! Korkuları iyiden iyiye arttı!
SAMUR - Ben pek emin değilim Pırpırık
PIRPIRIK - Neyse, şimdi görevimize dönelim. (FERMAN ÇIKARIR, OKUYACAKKEN VAZ GEÇER) Aman! Bunu kim okuyacak
şimdi? Kralın şu duyurusunu biliyorsunuz canım. İçinizde
benimle saraya gelecek gönüllüler var mı çocuklar? Yemin ederim
kralınız Kılçık’ın size çok ihtiyacı var..
SAMUR - Sert.. Daha sert!
PIRPIRIK - Daha sert, evet. Gevezelik yeter bu kadar. Hey siz ikiniz.Lütfen
bizimle birlikte saraya geliniz! (BONCUK’LA ŞEKER’İ GÖSTERİR)
ŞEKER - Eyvah! Şimdi de biz seçildik.
PIRPIRIK - Neden bu kadar sızlanıyorsunuz canım! Zavallı kaşıntısı tutmuş bir
adama yardım edeceksiniz..
SAMUR - Öhhö!
PIRPIRIK _ Yani...Yüce ve güçlü kralımızın Kılçık Kral’ın sırtını kaşıyacaksınız. Hatır hatır kaşıyacaksınız. (TAKLİT) Ay! Ne kadar komik!
SAMUR - Öhhö!
PIRPIRIK - Ah, haklısın Samur, daha sert olmalıyım. Hadi bakalım.. Doğru
saraya minikler!
ŞEKER - Ben gelmek istemiyorum.
PIRPIRIK - Ama Kral size altınlar verecek, armağanlar verecek.
ÇİLLİ - Yalan! Hiçbir şey verdiği filan yok. Yalnızca sırtını kaşıtıyor o kadar. Sonra da saraydan kovalıyor. Tabii işi bitince.
BONCUK - Senin Kral’ın bencil bir kral!
PIRPIRIK - Neler söylüyorsunuz siz?
ŞEKER - Kötü bir kral!
PIRPIRIK - Aman..Bu dediklerinizi kimsecikler duymamıştır umarım.
MAVİŞ - Yalnızca kendisini düşünen biri!
PIRPIRIK -(KARARSIZ) Durun bakayım?... (DÜŞÜNÜR) Aslında söylediklerinizde pek de haksız sayılmazsınız.
SAMUR - (SERT) Öhhööö!
PIRPIRIK - Sanırım Kral Kılçık’la ilgili Samur’un da söyleyecekleri olmalı!
SAMUR - Sert... Sert! Çok sert!
PIRPIRIK - Yok canım! Aslında Kral sert filan değil. Yani, laf aramızda
öyle görünmeye çalışıyor!
ÇİLLİ - Söylemiştim değil mi? Pek eğlenceli biri şu yaşlı adam!
ŞEKER - Evet. Belki yalnızca bu nedenle onunla saraya gidebilirim.
SAMUR - Yani siz Pırpırık... Siz sert olmalısınız!
PIRPIRIK - Sert mi? Tabii ya! Hatırlattığın için sağol Samur. Evet çocuklar..
Az önceki konuşmalarınız için sizleri cezalandırmayacağım.
Ama ağzınızdan bir daha kötü sözler çıkarsa... Ne yaparım bilmiyorum. Şimdi doğru saraya. (ÇOCUKLAR BEKLER) Ama lütfen dedim..Hatırım için! (SAMUR ÖNE ÇIKIP TEHDİTKAR BİR BİÇİMDE DAVUL ÇALMAYA BAŞLAR. BONCUK VE HAREKET EDERLER BAŞLARLAR. PIRPIRIK MAVİŞ’LE ÇİLLİ’YE YAKLAŞIR) Siz de şu Pembe Treni beklemeye devam
edin bakalım. Duracak sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Tepemizde
çakılıp kalan şu güneş yerinden kıpırdamadıkça istasyonda ne
tren durur, ne de sizler büyürsünüz..
ÇİLLİ _ Haksızlık bu!
PIRPIRIK - Bilmiyorum. Sanırım bunu da düşünmeliyim.
MAVİŞ _ Lütfen bize yardım et Pırpırık....Lütfen!
PIRPIRIK - Yardım mı? Size mi?
ŞEKER - Siz aslında iyi bir insansınız!
PIRPIRIK - İyi miyim? Bilmem! Belki de öyleyimdir! (GÜLER) Ha ha! İyi bir
adam dediler. Duydun mu Samur? Peki ama ben ne yapabilirim?
ÇİLLİ - Pembe Tren’i durdurmamıza yardım edebilirsin..
PIRPIRIK - (SAKINARAK) Size yardım etmek mi? Bunu neden yapacak mışım?
MAVİŞ - Çünkü sen...bizi seviyorsun Pırpırık.
ÇİLLİ - Sen çocukları seviyorsun!
PIRPIRIK - Yeter... Susun!
MAVİŞ - Pembe Tren’i durdurup binmemize, sonra da buralardan kaçıp gitmemize yardım edebilirsin.
PIRPIRIK - (KULAKLARINI TIKAR) Susun artık. Dayanamıyorum!
HEPSİ - Evet evet... Sen iyi bir insansın ve çocukları seviyorsun!
PIRPIRIK - (BAĞIRIR) Yeter! Bunlar nasıl sözler böyle. Duyan da gerçek
Sanacak. Ben çocuk filan sevmem. Hem de hiç sevmem. Yani..(KISIK
SESLE) Belki birazcık...
ÇİLLİ - Öyleyse lütfen yardım et bize Pırpırık!
MAVİŞ - Lütfen!
PIRPIRIK - Şey... Elimden bir şey gelmez ki! . Çünkü bütün bu işler Büyücü Baykuş’un marifeti. Her şey onun başının altından çıkıyor.
Güneşi hareketsiz hale getirip zamanı durduran kim sanıyorsunuz?
HEPSİ - Büyücü Baykuş!
PIRPIRIK - (ŞAŞKIN) Ne dediniz? Baykuş buraya mı geldi?
SAMUR - Sorunuzu yanıtladılar.
PIRPIRIK - Elbette biliyorum Samur. Ben çocukları sınadım yalnızca.
BONCUK - Pembe Tren’in durmasını engelleyen de Baykuş. Bunu da
biliyoruz Pırpırık!
PIRPIRIK - Ah! Bu zamaneler her şeyi biliyorlar. Ne var ki... Elimden bir şey gelmez. Gelemez dedim ya! (ÇOCUKLAR YAKLAŞMAYA BAŞLAR, PIRPIRIK GERİ ADIM ATAR) Bakmayın bana öyle! Yaklaşmayın yanıma. (YAKLAŞIRLAR) Yaklaşmayın dedim!
SAMUR _ Öhhööö!
PIRPIRIK - Haklısın Samur. Şu an gerçekten de sert olmaya karar verdim.Hadi başına. herkes işinin Çabucak dönmeliyiz Saraya.. Yoksa ne deriz Kral’a? (ÇOCUKLAR İYİDEN İYİYE YAKLAŞIP ETEĞİNİ TUTARLAR) Çocuklar! Bırakın bakayım eteğimi.. Bırakın dedim size.. Lütfen! Ah, asla sert olamayacağım ben!
(PIRPIRIK DÖNÜP YÜRÜMEYE BAŞLAR, SAMUR DAVULU ÇALIP ONA EŞLİK EDER, ŞEKER’LE BONCUK PEŞLERİNDEN GİDERLER)


NURİ -(ÖNE ÇIKAR) Zavallı çocuklar!Anlaşılan başka çareleri yok! Kral Kılçık’ı kaşımaya devam edecekler. Üstelik asla büyümeyecekler.
Büyücü’nün büyüsünü kim bozabilir ki! İşte, sonunda Şeker’le Boncuk saraya vardılar bile. Küçük minicik parmakları Kıral Kılçık’ın sırtında geziniyor!

Saray/

(ŞEKER VE BONCUK’UN KRALI KAŞIMASI, BİR ŞARKI VE DANS EŞLİĞİNDE SERGİLENECEKTİR)


ŞARKI:
(Çocuklar)

KAŞIYALIM KRALI
HAYDİ KAŞIYALIM
HATIR HATIR KAŞIYALIM
KÜTÜR KÜTÜR KAŞIYALIM








(Kral)

ELLERE SAĞLIK OLSUN
KRALIN YÜZÜ GÜLSÜN
YAŞASIN MİNİK ELLER
ÇOCUKLAR HEP ÇOCUK KALSIN

(Birlikte)

KAŞI KAŞI HEP KAŞI
VAR MIDIR BUNUN YAŞI
MUTLULUK; SAĞLIK ELBET
DEĞİL Mİ HER İŞİN BAŞI



NURİ - (ŞARKI VE DANS DEVAN EDERKEN ÖNE ÇIKAR) Sevgili arkadaşlar! Gördüğünüz gibi, Kral Kılçık’ın yeniden keyfi yerine geldi. İyi ama bu işler böyle mi gidecek? Çocuklar Pembe Tren’in durmasını beklemeye devam mı edecek... En iyisi, gelin şimdi kısa bir ara verelim, sonr da öykümüzü kalığı yerden sürdürelim. Haydi, görüşmek üzere!




I. Perdenin Sonu




















2. PERDE




İstasyon/


(TABELADA “ ŞİRİNKÖY” YAZISI. ÇOCUKLAR, NURİ’NİN MASALINI MERAKLA DİNLEMEYİ SÜRDÜRÜYORLAR.)


MERT - Peki sonra neler olmuş Nuri?
ELİF - Masala devam edeceksin değil mi?
CANAN - Hadi ama! Bizi daha fazla merakta bırakma.
NURİ - Tamam, devam edeceğim elbette. Ben aslında sizin için küçük bir
mola verdim arkadaşlar.
UMUT - Bizim için mi?
NURİ - Elbette. Masala dalıp bir sonraki trenşi kaçırmak istemezsiniz değil mi?
CANAN - İstemeyiz ama...
MERT - Masalın yarım kalmasını da istemeyiz Nuri!
UMUT - İyisi mi devam et!
ELİF - Mızmızistan’daki çocukların neler yaptıklarını çok merak ediyorum.
MERT - Ben de...
UMUT - Ben de...
CANAN - Ben de...
NURİ - Sanırım ben de!
MERT - (ŞAŞKIN) Bir dakika! Sen nasıl merak eder mişsin? Masal senin masalın değil mi?
NURİ - Orası öyle ama... Oynamazsanız bilemem ki!
HEPSİ - Haydi öyleyse..Haydi öyleyse!

(ÇOCUKLAR KOŞUŞTURARAK YERLERİNE GEÇERLER. YENİDEN SARAY İÇİ VE MIZMIZİSTAN İSTASYONU OLUŞTURULUR)


Saray/

BÜYÜCÜ - (TAHT GİRİŞİNİN DIŞINDA) Hımmm! Şimdi Kral Kılçık’a uğrayalım ve hatırını soralım bakalım! Dünyanın en büyük, en güçlü büyücüsüne sahip olduğu için ne kadar şanslı olduğunu kendisine hatırlatsam iyi olacak! Yoksa Büyücü’nün planları sarpa saracak! (ABARTILI BİR SELAMLA GİRER) Günaydınlar Sevgili Kral Kılçık! Büyücünüz Baykuş sizi selamlar! Biliyorsunuz ki, her şeyden o anlar! Aaa! Kral yerinde yokmuş.. Anlaşılan bahçeye çıkmış! Ha ha ha! (TAHTA YAKLAŞIR) İşte Kral’ın tahtı! (PIRPIRIK PARMAK HESABI YAPARAK GİRİŞTE BELİRİR, BÜYÜCܒYÜ GÖRÜR
VE SAKLANIP İZLEMEYE BAŞLAR) Kral’ın tahtı dedim,
değil mi? Ağız alışkanlığı işte! (SAKINIMLI) Yakında benim olacak! Neden olmasın ki? Ondan daha güçlüyüm! Daha akıllı, daha zekiyim! Bu taht da benim hakkım. Bir süre beklemelisin Sevgili Baykuş! Her şeyin bir zamanı var! Hele kaşına kaşına çıldırsın da şu Kral! Kaşınmaktan onu minicik çocuk elleri bile kurtaramayacak...Ah! Kaşınmak dedim de aklıma geldi. Ortalarda kimsecikler yokken
şu kaşıntı tozundan biraz daha serpelim bakalım. Tahtın içine dışına!
Benim güzel tahtımın içine dışına kaşıntı tozu. Kaşıntılara gelesin Kılçık Kral! Kaşınmaktan deliresin Kılçık Kral! Şimdi de uzak durayım. Yoksa ben de kaşınırım.. Ey güzel ülke! Bağlar, bahçeler, ağaçlar kuşlar...Hepiniz benim olacaksınız! Benim...Benim!

(TOZU DÖKE SAÇA ÇIKAR)

PIRPIRIK -(ORTAYA ÇIKAR, ŞAŞKINDIR) Şu olanlara da bakın siz! Büyücü’nün kötü biri olduğunu bliyordum ama, bu kadarı aklıma
bile gelmezdi doğrusu. (GÜLER) Kaşıntı tozu demek! Ne marifet ama! Demek ki Kılçık’ı Büyücü’nün tozu kaşındırıyormuş! Bin yıl düşünsem bulamazdım. Bin yıl mı? Bin yıl yaşar mıyım peki? İyi ama bin yılda
kaç ay var? Sanırım Samur’a sormam gerekecek.. Ah! Bu arada umarım Büyücü’nün şu kötü planlarını unutmam. Çok tehlikeli! İyi ama onun planları neydi? Ah! İhtiyar Pırpırık seni! Gevezeliğe daldın, çoktan unuttun bile! Dur bakayım...Büyücü’nün planları..Tabii ya! Aman, unutmamak için bir şey yapmalı. Hah! Parmağıma kurdele bağlarım. Bu kurdeleyi görünce de hemen işe koyulurum. (PARMAĞINA KURDELE BAĞLAR) Bu iş tamam! Kaşıntı tozu demek! Denesem ne çıkar ki? Gücünü anlamak için tahta yaklaşmalı Hatta üstüne çıkıp oturmalı. Hazır Kral Kılçık ortalarda yokken... Ah! Kaşınıyormuş insan sahiden! (SEVİMLİ HAREKETLERLE KAŞINIRKEN, KRAL GİRER) Aman Kral!
KILÇIK - Pırpırık? Sen ha? Üstelik tahtıma kurulmuş halde?
PIRPIRIK _ Ben yani..şey.. Ah! (KAŞINIR) Kaşınmasam da anlatsam!
KILÇIK - Vay vay vay! Krallığımda gözün olduğu gibi kaşıntımda da gözün
var anlaşılan! Sen... zararlı bir ihtiyorsın Pırpırık! Çok zararlı.
PIRPIRIK - Sandığınız kadar zararlı değilim Sevgili Kralım.
KILÇIK - Zaten senden kuşkulanıyordum. Büyücü Baykuş haklıymış!
PIRPIRIK - Büyücü.. Büyücü Baykuş... Hiç haklı değil. İnanın! Asıl zararlı olan o!
KILÇIK - Ne kadar kötü olduğun burdan belli. Bir de başka insanlar hakkında atıp tutuyorsun. Sana güvenmekle nasıl hata yapmışım!
PIRPIRIK - Yemin ederim.. .Yanılıyorsunuz Sevgili Kralım!
KILÇIK - Kral Kılçık asla yanılmaz!
PIRPIRIK - Eh! Ara sıra.. Bir parçacık!
KILÇIK -Yeter be adam! Karşımda kaşınıp durma!
PIRPIRIK - Şey..Rica etsem bana iki minik çocuk bulup getirtir misiniz
sevgili Kralım!
KILÇIK - Oh oh! Başka emriniz var mı acaba Kral Pırpırık?
PIRPIRIK - Bana öyle demeyin. Kral olmaya niyetim yok benim!
KILÇIK _ Seni kuleye kapatayım da aklın başına gelsin!
PIRPIRIK - Yapmayın sevgili Kılçık! O zaman size kim çocuk bulup getirecek?
KILÇIK - Büyücü şu kaşınma sorunumu tez zamanda halledecek.
PIRPIRIK - Büyücü mü? Güldürmeyin beni.. O her yana toz serpmekten başka
ne işe yarar ki?
KILÇIK - Çok konuştuk. (BAĞIRIR) Nöbetçi! Nöbetçi?
SAMUR - Bana mı seslendiniz Kralım?
KILÇIK - Evet. Pırpırık’ı kuleye kapatmanı istiyorum. Derhal!
SAMUR - Ama o iyi bir ihtiyar sayın Kralım!
KILÇIK - Anlaşılan sen de kaşınıyorsun. Tıpkı onun gibi!
SAMUR - Tamam. Kızmayın, emrinizi hemen yerine getireceğim. Yürü
bakalım Pırpırık. (YAVAŞ) Bu kez sahiden kaşındın anlaşılan!
PIRPIRIK - Kendimi tutamıyorum, ne yapayım Samur!
SAMUR - Ah! Kim bilir çeneni tutamayıp neler söyledin.. (SERT) Yürü bakalım.
PIRPIRIK - Hiçbirt şey söylemedim, ama çok şey gördüm Samur.. (BAĞIRIR) Yürüyorum asker. Yavaş ol canım...

(PIRPIRIK ve SAMUR ÇIKARLAR , KRAL TAHTINA YAKLAŞIR)

KILÇIK - Hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Şu bizim ihtiyar demek krallığa özenmiş..
Bu zamanda kimseye güvenmeyeceksin. Akıllı Büyücüm beni uyarmıştı, nasıl da haklıymış. (TAHTA OTURUR) Ah! İşte..Yine
kaşınmaya başladım. Az önce hiçbir şeyim yoktu canım! Tabii ya!
Şu ihtiyar! Pırpırık adlı ihtiyar sinirlerimi bozdu elbette. Ne cüretl tahtıma oturur? Ne cüretle? Ah! Kaşınmaya başladım bile..İyi ama
şimdi bana kim çocuk getirecek? Minik eller.. Minik eller istiyorum. Sırtım çok kaşınıyor!.. Büyücü Baykuş! Bul artık derdimin çaresini..
Bul lütfen! Çok kaşınıyorum..Çok kaşınıyorum...



Kule önü/

(KRAL KAŞINA DURSUN, SAMUR PIRPIRIK’I DIŞARIYA
KULE KAPISI ÖNÜNE GETİRİR)

SAMUR - (SERT) Yürü dedim sana. Seni kötü kalpli ihtiyar!
PIRPIRIK - Yeter Samur! Çekiştirip durma artık!
SAMUR - Kral’dan uzaklaşana kadar sana böyle davranmalıyım! (BEKLER) Pırpırık, beni kandırmadığına emin misin?


PIRPIRIK - Kandırmak da nereden çıktı Samur? Sana bütün anlatıklarım
doğru, yemin ederim!
SAMUR - Ah! Sen bana çocukluğumda da masallar anlatırdın Pırpırık!
PIRPIRIK - Ama bu sefer anlattıklarım gerçek! Kulaklarımla gördüm.
SAMUR - Kulaklarınla mı gördün?
PIRPIRIK - Aman... Duydum diyecektim. Kulakla duyulur, gözle de görülür..
Bir türlü öğrenemedin Samur!
SAMUR - Peki şimdi ne yapmamı istiyorsun?
PIRPIRIK - Kılçık’ın emrini bir seferlik olsun dinlememeni istiyorum.
SAMUR - (ÇARESİZ) Seni kuleye kapatmam gerekiyor!
PIRPIRIK - Büyücü Baykuş’un foyasını ortaya çıkarmam gerekiyor!
SAMUR - Bu çok tehlikeli. Seni serbest bırakırsam, hele hele Kral Kılçık bunu bir
anlarsa beni fena halde cezalandırır!
PIRPIRIK - Dinle! Söz veriyorum. Her şeyi düzelteceğim. Ülkede her şey eskisi
gibi güzel olacak.
SAMUR - Bu masalına da inanmak isterdim doğrusu!
PIRPIRIK -Öyleyse inan Samur! Biliyorsun, ülkede kimsecikler mutlu değil.
SAMUR - Ya çocuklar? (YAVAŞ) Onları da kurtarabilecek misin?
PIRPIRIK - Büyücü’yü alt edersek neden olmasın? Gerisi çorap söküğü gibi gelir, inan ! Bak, senden yalnızca bir günlük izin istiyorum. Başaramazsam..kendi ayaklarımla gelip kuleye kapanacağım.
SAMUR - Düşünmem gerek Pırpırık!
PIRPIRIK - Çabuk düşünsen iyi olur!
SAMUR - Nedenmiş o?
PIRPIRIK - Büyücü Baykuş bu yana geliyor da ondan. Sanırım yine Kral’ı
görmeye gidiyor.
SAMUR - (TELAŞLI) Ya! Öyleyse hemen saklanmalısın Pırpırık!
PIRPIRIK - (BİR SÜTUNUN ARKASINA GİZLENİR) Saklandım bile!
BÜYÜCÜ - Merhaba Samur! Her şey yolunda mı?
SAMUR - Elbette yolunda Sevgili Büyücü Baykuş!
BÜYÜCÜ - Duyduğum haberlere göre, şu yalancı ihtiyarı Kralın emriyle
kuleye kapatmışsın!
SAMUR - Eee.. Doğru duymuşsunuz.
BÜYÜCÜ -Çok iyi, çok iyi! İşe yaramaz unutkan bir ihtiyardan kimseye
yarar gelmez. Tabii zarardan başka! Ona iyi göz kulak ol.
SAMUR - Merak etmeyin!
BÜYÜCÜ - Şimdi gidip Kral Kılçık’ı görmeliyim. Acelem olmasaydı içeri girip
o ihtiyarı bir kertenkeleye dönüştürürdim ama söyledim ya,
Kral’ı görmeliyim.
SAMUR - Görün görün. Kral’ı görün!
BÜYÜCÜ - Sana iyi nöbetler. Aman dikkatli ol! (BÜYÜCÜ UZAKLAŞIR, PIRPIRIK SAKLANDIĞI YERDEN ÇIKAR)
PIRPIRIK - Utanmazı duydun mu? Beni kertenkele yapacakmış. Neyle acaba? Kaşıntı tozuyla mı?
SAMUR - Aman Pırpırık! Bağırma. Duyup başımıza toplanacaklar.
PIRPIRIK - Yalancı düzenbaz. Sahtekar adam!
SAMUR - Yapma canım! Şimdi öfkelenmenin zamanı değil.
PIRPIRIK - Şey..Ben şimdi neden öfkelenmiştim?
SAMUR - Büyücü Baykuş’a tabii. Onun yalancının biri olduğunu söylüyordun.
PIRPIRIK - Hatırladım. (ÖFKELİ) Seni gidi yalancı..Sahtekar!
SAMURE - Az önce yeterince öfkelenmiştin.
PIRPIRIK - Haklısın. Ben işime baksam iyi olur.
SAMUR - Unutma. Bir gün içinde sorunu çözmelisin.
PIRPIRIK - Merak etme. (DURUR)
SAMUR - Ne oldu Pırpırık?
PIRPIRIK - İyi ama ben... ne yapacaktım sahi?
SAMUR - Olamaz! Yoksa yine unutkanlığın mı tuttu?
PIRPIRIK - Şey..Biz ne konuşuyorduk Samur? Sahi, ben kime öfkelenmiştim peki?
SAMUR - Ah! Boşuna umutlanmışım! Boşuna!
PIRPIRIK - (PARMAĞINDAKİ KURDELEYİ GÖRÜR) Hah! Tabii ya! Hatırladım. Büyücü Baykuş’un hilelerini ortaya çıkaracaktım. O da Kral’ın yanına gittiğine göre, araştırmaya başlayabilirim! Öyleyse, haydi iş başına Pırpırık! Büyücünün büyü bozan formülünü ele geçirmeliyim. Sonra da doğruca çocukların yanına!
SAMUR - Umarım başarırsın Pırpırık!
PIRPIRIK -(UNUTKANLIK TAKLİDİ YAPAR) Neden söz ediyorsun Samur? Neyi başaracakmışım?
SAMUR - Yoo! Olamaz.
PIRPIRIK - (GÜLER) Ha ha! Bu kez gerçekten şaka yaptım Samurcuğum.
Minicik bir şaka! Hoşça kal! (ÇIKAR)




Sahne/ Anlatıcı

NURİ -(ÖNE ÇIKAR) Pırpırık’ın neler yapabileceğini doğrusu ben de çok merak ediyorum. Evet! Bu arada biz olup bitenlere bakalım.
Ülkenin çocukları yeniden istasyonda toplaşmaya başladılar bile. Pırpırık, Büyücü’nün odasına sessizce süzüldü işte! (ÇOCUKLAR İSTASYONDA TOPLANIRLAR, TAHT SALONUNDA KILÇIK
VE BÜYÜCÜ) Kral Kılçık kaşınmaktan usanmaz, Büyücü ise ona yalanlar söylemekten hiç mi hiç utanmaz!

(PARALEL KURGUYLA, İSTASYON, TAHT SALONU VE PIRPIRIK’IN OYUNU GEÇİŞLİ OLARAK SERGİLENEBİLİR)

İstasyon/

ÇİLLİ -Güneş yerinden kıpırdamamış bile.
MAVİŞ -Gecemiz gündüzümüz birbirine karıştı çoktan!
ŞEKER -İyi ama ne olacak böyle?
BONCUK -Pembe Tren umutlandırıyor bizi hiç yoktan!
ÇİLLİ -İşte! Bir kez daha onu bekliyoruz.
MAVİŞ -Belki istasyonda durur diye düş kuruyoruz.
ŞEKER -Elimizden başka ne gelir?
BONCUK -Sonumuz ne olacak, sahi kim bilir?



Pırpırık/ (Saray İçinde Araştırma Yapıyor)

PIRPIRIK -Aman! Adamın aklı gibi yaşadığı yer de karışık! Ne nerede,
nasıl bulunur, asla bilemem. Ama bulmalısınPırpırık! Büyü çözen
gizli formülü mutlaka bulmalısın. Zaman akar, güneş yeniden yol
alırsa her şey düzelecek, eminim bundan! İki yüzlü büyücünün
maskesi mutlaka düşmeli. Zavallı çocuklar... Onlara biri yardım etmeli. Kim olabilir? Kim olabilir? Ahmak kafa! Tabii ki sen olabilirsin!
Büyücü her an odasına dönebilir. Acele etmeliyim. Formülü
bulup hemen istasyona gitmeliyim... Acaba şu sandıkta mıdır?
Yok yok.. Burda bol miktarda toz var! Ne tozuymuş bu? Sakın
kaşıntı tozu olmasın? Öyle ya! Bolca kaşıntı tozu yapmış olmalı..
O zaman hiç yaklaşmasam daha iyi. Aramayı sürdür Pırpırık.
(DURUR) İyi ama neyi arıyordum ben? Ah! Seni unutkan kafa!
Sırası mı şimdi unutmanın..Düşün... Düşün Pırpırık! Daha hızlı düşün...


Taht Salonu/


KILÇIK - Kaşın...Kaşın...Daha fazla kaşın!
BÜYÜCÜ - Azıcık daha dişinizi sıkan sevgili Kral Kılçık! Kaşıntı gideren
formülü neredeyse bulmak üzereyim!
KILÇIK -Of! Çok uzadı şu araştırmaların! Derim yüzülecek kaşınmaktan. Çocuk...Çocuk istiyorum. Minik eller gerek bana.
BÜYÜCÜ -Meydana hemen haberciler salalım, buyruğunuzu iletsinler!
KILÇIK -Ne olursa olsun, derdimden en iyi yine de Pırpırık anlıyordu. En minik, en yumuşak parmakları bulup bana getiriyordu. Şimdi ise kulenin
dibine gönderdim onu.
BÜYÜCÜ - Eh! Hak etmişti.
KILÇIK - Bilmiyorum..Bilmiyorum. Büyücü? Bir şeyler yapmalısın.
BÜYÜCÜ -Anlaşıldı. Sevgili Kılçık için bizzat ben...istasyona gideceğim hemen! Yumuşacık, minicik parmaklardan getirmek için!
KILÇIK -Sahi bunu yapar mısın?
BÜYÜCÜ - Elbette yaparım. Biricik sevgili Kralım değil misiniz?
(KENDİ KENDİNE) Tabii şimdilik!
KILÇIK -Bir şey mi söyledin?
BÜYÜCÜ -Bir şey? Ha...Elbette. Kendine rüzgardan bir tay yapmalısın Büyücü diyordum. Tez zamanda gidip gelmek, sizi bir an önce rahat ettirmek için.
KILÇIK -Hadi acele et öyleyse. Bana bak Büyücü. Şu çocuklar...
BÜYÜCÜ -Ne olmuş onlara?
KILÇIK -Günün birinde kaçıp gitmezler değil mi? Onlara öyle
gereksinimim var ki!
BÜYÜCÜ -Kaçmak mı?
KILÇIK -Ne bileyim canım! Şu Pembe Tren... günün birinde onları götürecek
diye çok korkuyorum.
BÜYÜCÜ -Boşuna korkuyorsun Sevgili Kılçık. Biliyorsunuz trenin durması için...
KILÇIK -Biliyorum biliyorum. Güneşin yeniden harekete geçmesi ve zamanın akması gerekiyor.
BÜYÜCÜ -Aynen böyle. Güçlü büyücünüz öyle etkili, öyle görkemli bir büyü gerçekleştirdi ki..
KILÇIK - Yeter. Lütfen istasyona git! Git ve bana iki çocuk getir!
BÜYÜCÜ - Hemen gidiyorum Sevgili Kılçık. Benim bir tane kralım!
(KENDİ KENDİNE) Hemen giden kim? Önce gidip bahçede biraz meyva toplarım. Kuşlarla eğlenir, ceylanlarla hoplarım... Sen de burada kaşın dur bakalım. Eh! Belki bir ara istasyona da uğramalı. Ülkenin ufaklıkları neler yapıyor, bir göz atmalı! (ÇIKAR)


Pırpırık/

PIRPIRIK -(ELİNDEKİ KUMAŞ PARÇASINI SALLAR) Buldum. (HEYECANLI) Sonunda buldum işte... (TOZLARINI
ÜFLEYEREK KUMAŞIN KATLARINI AÇAR) Güneşi
harekete geçirecek, zamanı yeniden döndürecek formül sonunda
elimde. Ama dur bakayım..Olamaz! Yazılar okunmuyor. Dahası yer yer silinmiş! İşte bu çok kötü. Gerçekten çok kötü... Yine de duramazsın Pırpırık! Bir şeyler yapmalısın. Belki de yardım almalısın! İyi ama bana kim yardım edebilir ki? Hah! Buldum. Tabii ya! Çocuklar!




İstasyon/


(TREN AZ ÖNCE GEÇMİŞTİR, ÇOCUKLAR ARKASINDAN BAKIYORLAR. TRENİN DÜDÜĞÜ GİDEREK UZAKLAŞIR)

BONCUK - Durmadı. Bu kez de durmadı işte.
MAVİŞ - Boşuna bekliyoruz arkadaşlar. Pembe Tren hiçbir zaman durmayacak.
ŞEKER - Çünkü güneş asla yerinden oynamayacak.
ÇİLLİ - En kötüsü de hiç büyümeyeceğiz. Sonsuza kadar böyle çocuk kalacağız.
BONCUK - Biliyor musunuz arkadaşlar! Çok öncelerde, hani güneşin doğup battığı, günün gecenin olduğu o güzel günlerde ben hep bunu hayal ederdim.
ŞEKER -Neyi hayal ederdin Boncuk?
BONCUK -Şey..Her zaman çocuk kalmayı.
ÇİLLİ -Eh! İşte şimdi öylesin. Bu mutluluğu doya doya yaşa en iyisi.
MAVİŞ -Çilli! Boncuk’u kırıyorsun!
ÇİLLİ -O da böyle tuhaf şeyler söylemesin, sussun! Çocuk kalmakmış?
Neresi güzel bunun? Tüm ömrümüz durmak bilmeyen bir trenin önünde beklemekle geçecek anlaşılan.
ŞEKER -Kral’ı kaşıdığımızı unutuyorsun!
MAVİŞ -Doğru. Bir işimiz de bu!
BONCUK -Keşke bütün bunlar bir düş olsaymış arkadaşlar!
MAVİŞ -Sonra bir sabah uyansak ve bu kötü düşten kurtulsak...
ÇİLLİ -Sabah mı? Akşamı olmayan ülkenin sabahı olur mu?
ŞEKER _Yine de...bekleyelim. Pembe Tren’in yeniden geçmesini bekleyelim!
MAVİŞ - Bekleyelim. Evet, bekleyelim.
HEPSİ - Bekleyelim!
PIRPIRIK - (ELİNDE FORMÜLÜN YAZILI OLDUĞU KUMAŞLA ORTAYA ÇIKAR, OLDUKÇA HEYECANLIDIR) Çocuklar... Merhaba!
ŞEKER - İşte! Kralın sevimli adamı geldi yine.
MAVİŞ - Yanlış hatırlamıyorsam adı Pırpırık olacaktı.
ÇİLLİ - Parmaklarınızı hazırlasanız iyi olacak. Kralı kaşıma zamanı.
MAVİŞ - Bakalım hangimizi alıp götürecek?
PIRPIRIK - Durun canım... Yanılıyorsunuz. Ben şey için gelmedim çocuklar!
Yani sizi saraya götürmek için gelmedim!
BONCUK - Ya ne için geldin Pırpırık?
PIRPIRIK - Şey için geldim. Yani ben.. Gördünüz mü? Unuttum yine.
ŞEKER - Söyledim size. Çok eğlenceli biri şu Pırpırık.
ÇİLLİ - Beni hiç eğlendirmiyor oysa. Unutmuşmuş! Buraya gelmesinin
yalnızca bir gerekçesi var..
BONCUK - Onu da unutuyor.
PIRPIRIK - Hatırla..Hatırla... Ah sersem kafa! (PARMAĞINDAKİ KURDELEYİ FARK EDER) A... Kurdele! Tabii ya, hatırladım bile!
ÇİLLİ - Sonunda hatırladı.
PIRPIRIK - Dinleyin çocuklar. Söyleyeceklerim çok önemli.
BONCUK - İstersen daha önceden tırnak kontrolu yap Pırpırık..
PIRPIRIK - Yapmayın canım. Böyler konuşup kafamı karıştırmayın.
MAVİŞ - Çocuklar. Pırpırık’ın söyleyeceklerine kulak verelim, ne dersiniz?
PIRPIRIK - İşte akıllı bir konuşma.
ŞEKER - Peki öyleyse dinleyelim.
BONCUK - Dinleyelim.
ÇİLLİ - Dinleyelim.
PIRPIRIK - Bence de dinleyelim. (BEKLER) Ah! Ben konuşacaktım değil mi? Bakın, benden yardım istiyordunuz ya..
ÇİLLİ - Hangi konuda?
PIRPIRIK - Şu Yeşil Tren’i durdurma konusunda canım!
BONCUK - Bir kere o Pembe Tren.
ŞEKER - Durun. Aklını karıştırmayın Pırpırık’ın. Lütfen devam et Pırpırık!
PIRPIRIK -Şey..Sanırım, onu yani şu Pembe Tren’i durdurmanıza yardım edebilirim.
MAVİLŞ -Sahi mi?
BONCUK -İyi ama ne yapabilirsin?
PIRPIRIK -Bakın..Bütün marifetler Büyücü Baykuş’un başının altından
çıkıyor aslında..
HEPSİ -Büyücü Baykuş mu?
PIRPIRIK - Evet. Kendisi pek iyi bir insan değildir. Neyse, bu uzun bir hikaye.
Biz işimize bakalım. Sahi, neyden söz ediyordum ben?
ÇİLLİ -Pembe Tren’i durdurmamıza yardım edebileceğini söylüyordun.
PIRPIRIK -Evet evet! İşte her şey burada yazılı. Şu kumaş parçasında.
MAVİŞ -(KUMAŞI ALIR, ŞAŞKIN) Yani...Her şeyin çözümü burda mı?
PIRPIRIK -İnanmayacaksınız ama...burda.
ÇİLLİ - Eee? Daha ne diye bekliyoruz öyleyse. Kumaşı açalım ve...
MAVİŞ -... büyücünün büyüsünü bozalım.
PIRPIRIK - Yalnız...küçük bir sorun var çocuklar!
ŞEKER - Küçük bir sorun mu?
PIRPIRIK - Kumaş çok yıpranmış.Yazıların bir bölümü silinmiş bu yüzden.
ÇİLLİ -Olamaz!
BONCUK -Yine de okumaya çalışmalıyız arkadaşlar. (KUMAŞI AÇAR,
HEP BİRLİKTE ÜSTÜNE EĞİLİRLER) Ah! Kargacık burgacık
bir el yazısı.
ŞEKER -Durun bakayım. Ben bir parça söktüm sanırım. (OKUR) Zamanı ..
ÇİLLİ -Ben de okuyabiliyorum. Yeniden...
MAVİŞ -..akıtan...
BONCUK -..gizli...
ÇİLLİ - sözcük...
PIRPIRIK - Silinmiş!
ŞEKER - Sanırım anladım arkadaşlar. Şimdi bir kez daha okuyorum.
Zamanı yeniden akıtan gizli sözcük...
HEPSİ -Silinmiş! (BEKLERLER; YENİDEN BAĞIRIRLAR) Silinmiş!
ÇİLLİ -Bizimle eğleniyor musun Pırpırık? Gizemli sözcüğü söyledik ama
hiçbir şey değişmedi.
PIRPIRIK -Durun canım. Silinmiş diyen benim. Yani asıl sözcük gerçekten silinmiş.
Sorunu şimdi anladınız mı?
MAVİŞ -Sanırım anladım. Kumaştaki en önemli sözcük ne yazık ki
silinmiş arkadaşlar.
ŞEKER -Silinmeseydi zamanı yeniden akıtabilir..
BONCUK -Güneşi yerinden oynatabilir..
ŞEKER -Pembe Tren’i durdurabilirdik.
ÇİLLİ -Oysa şimdi..
BONCUK -En başa döndük. Ne kadar şanssızız!
PIRPIRIK - Durun canım. Hemen pes etmeyin öyle!
ÇİLLİ -Pes etmeyelim mi? İyi ama ne yapabiliriz ki Pırpırık?
PIRPIRIK - Şey yapabilirsiniz... Hah! Şu gizli sözcüğü arayabilirsiniz.
ŞEKER -İyi ama bunu nasıl yapabiliriz?
MAVİŞ -Evet! Doğru sözcüğü bulduğumuzu nasıl anlayabiliriz?
PIRPIRIK -Bakın bu hiç aklıma gelmemişti. Öyle ya! Bunu anlamak için de
bir şey yapmalı. Bir şey..Ama nasıl bir şey yapmalı?
(BİRLİKTE DÜŞÜNMEYE BAŞLARLAR)
PIRPIRIK -Buldum! Sanırım bir yöntem buldum çocuklar!
MAVİŞ -Ne buldun Pırpırık?
PIRPIRIK -Dinleyin. Bulduğumuz sözcüğün doğru sözcük olup
olmadığını sınayabileceğimiz tek araç Pembe Tren!
BONCUK -Henüz bir şey anlamadım!
PIPIRIK -Beni dinlerseniz anlayacaksınız. Bakın, Pembe Tren’in her geçişinde
yine her biriniz bağırarak bir sözcük söyleyeceksiniz!
ÇİLLİ -Bağırarak bir sözcük söyleyeceğiz. Sonra?
PIRPIRIK -Sonrası bu kadar işte. Şayet doğru sözcüğü söylemişsek... Yeşil Tren, yani Pembe Tren istasyonda duracak.
BONCUK -Bu harika. O zaman...o zaman belki güneş yeniden hareket edecek
ŞEKER -Zaman kendiliğinden akacak..
HEPSİ -Büyüyeceğiz!
MAVİŞ -Ah! Bu harika bir şey arkadaşlar!
ÇİLLİ -Çok kolay bir iş değil. Yüzlerce, binlerce sözcük içinde doğru sözcüğü bulmak hiç kolay değil!
PIRPIRIK -Yine de denemeye değer ama, öyle değil mi?
ÇİLLİ -Bilmiyorum.
MAVİŞ -Böyle konuşma Çilli. Bence de denemeye değer.
BONCUK -Bence de..
ŞEKER -Bence de!
PIRPIRIK - (KULAK KABARTIR) Bu ses..Bu ses..Şeyin sesi..Neydi bakayım? Mor Tren miydi?
MAVİŞ -Yine unutkanlığın tuttu Pırpırık. Bu ses Pembe Tren’in sesi!
ŞEKER -Evet? İlk denemeyi yapmak için hazırlanalım.
ÇİLLİ -Eh! İlk denemeyi de sen yap öyleyse.
MAVİŞ -Evet Şeker. İlk sözcüğü sen söyle.
ŞEKER -İyi ama ne söyleyeceğim?
PIRPIRIK -İçinden gelen ilk sözcüğü!
ŞEKER -Tamam, deneyeceğim.

(ÇOCUKLAR HEYECANLA BEKLERLER, ŞEKER HAZIRLANIR,
PEMBE TREN SAHNEYE GİRER, ÖNLERİNDEN GEÇMEDEN
ÖNCE ŞEKER BAĞIRIR)

ŞEKER - Elma! (PEMBE TREN GEÇİP GİDER, ARKASINDAN BAKARLAR)
ÇİLLİ - İşte! Pembe Tren bir kez daha önümüzden rüzgar gibi geçti gitti.
BONCUK - Gizemli sözcük elma değilmiş demek ki!
ŞEKER -(ÜZGÜN) Arkadaşlar! Çok üzgünüm. Yani treni durduramadığım için... Ama ne bileyim! Aklıma elmadan başka bir sözcük gelmedi.
MAVİŞ -Ne yapalım! Bir kez daha deneriz Şeker.
PIRPIRIK -Evet evet! Maviş haklı çocuklar. Pes etmek yok! Denemeyi sürüdürün.
O koca treni, bu istasyonda durduruncaya kadar devam edin.
Umudunuzu sakın yitirmeyin!
ÇİLLİ -(SEVİNÇLE) İşte benim sözcüğüm!
BONCUK -Senin sözcüğün mü? Bu ne demek Çilli?
ÇİLLİ -Pırpırık az önce umut dedi. Belki de gizemli sözcük budur arkadaşlar. Evet, Pembe Tren bir kez daha geçerken umut diye bağıracağım. Göreceksiniz o kocaman sevimli tren önümüzde duracak birden!
(YENİDEN CANLANIRLAR)
HEPSİ -Haydi.. Haydi öyleyse. Deneyelim! Umudumuzu yitirmeyelim!



Saray/

KILÇIK -(KAŞINA KAŞINA DOLANMAKTADIR) Nerde kaldı şu Büyücü?
Kaşıntıdan ölüyorum. Minik çocuk elleri istiyorum! ( SAMUR’LA KARŞILAŞIR) Sen! Nöbetçi!
KILÇIK -Emredin Kralım!
KILÇIK -Ah! Emredeceğim ama şu kaşıntı izin vermiyor ki! Sen..Ne
yapıyorsun burada?
SAMUR -Şey..Ben kule bekçisiyim Kralım. Tutsak kaçmasın diye kule
kapısında nöbet tutuyorum.
KILÇIK -Aferin sana. Sen kaşınmıyorsun değil mi?
SAMUR -Kaşımak mı? Hayır Kralım. Kaşınmıyorum.
KILÇIK -Ne mutlu sana! Ne mutlu. Kimi zaman insan kaşınan kral
yerine kaşınmayan bir nöbetçi olmak istiyor.
SAMUR -Bir şey mi söylediniz?
KILÇIK -Kendi kendime konuşuyordum işte. Söyle bakalım. Kuledeki tutsak kim?
SAMUR -Şey..Pırpırık! Bileceksiniz...
KILÇIK _Pırpırık mı? O kulede tutsak mı?
SAMUR -Elbette. Anlaşılan onun unutkanlığı size de geçmiş Kralım!
KILÇIK -Tamam canım. Hatırladım. Tahtıma yan gelip oturmuştu. Aslında kötü biri değildir!
SAMUR -Değildir.. Haklısınız. Şimdi içerde.(GÜVENSİZ) Emin olun ki içerde.
KILÇIK -Ah! Sırtım! Böyle olduğum zamanlarda Pırpırık gider bana çocuk
bulup getirirdi.
SAMUR -Efendim, yüce Kralım...O çok eskidendi.
KILÇIK -Bu kez Büyücü Baykuş’u görevlendirdim ama ne gelen var, ne giden!
Laf aramızda, Pırpırık’ı aramıyor değilim hani!
SAMUR -Aramanıza gerek yok Kralım! O nasıl olsa... burda!
KILÇIK -Yoksa onu af etsem mi?
SAMUR -Affetmek mi?
KILÇIK -Tabii canım, neden olmasın. Tıpkı eski günlerdeki gibi , bir koşuda
gider, bana çocuk bulup geri döner.
SAMUR -(PANİK) Getiremez Kralım. Yani Pırpırık.. kolay kolay koşamaz
artık. Bilseniz nasıl yaşlandı...
KILÇIK _Yok yok. Ben onu affedeyim en iyisi.
SAMUR -Yapmayın Kralım. Pırpırık..yani o kadar da iyi biri değil! Bırakın
kulede kalıp cezasını çeksin!
KILÇIK -Öyle mi yapayım dersin? Ah! Aklım çok karışık. Şu kaşıntı öldürecek beni. (HORLAMA SESİ DUYULUR) Bu ses de neyin nesi? Silah başına! Sarayıma düşmanlar girmiş..Sşilah başına! Askerler!
BÜYÜCÜ -(UYUKLAMAKTA OLDUĞU AĞACIN ALTINDAN ÇIKAR) Ne? Düşmanlar mı? Nasıl?
KILÇIK -Büyücü Baykuş? Sen...burada mıydın?
BÜYÜCÜ -Şey..Ben..uyuya kalmışım Kralım!
SAMUR -Gürültünün kaynağı anlaşıldı. Büyücü horlamasıymış!
KILÇIK -Ya bana getireceğin çocuklar? Neredeler peki?
BÜYÜCÜ -Şey..Ben de yola çıkmak üzereydim Kılçık Kralım.
KILÇIK -İnanılmaz! Daha yola çıkmamışsın bile. Kralın kaşıntıdan ölürken
sen horul horul uyuyorsun!
BÜYÜCÜ -Öyle söylemeyin Kralım. Uyuyorsam sizin için!
KILÇIK -Benim için mi?
BÜYÜCÜ -Düşümde neler görüyordum sanıyorsunuz? Kaşıntınızı giderecek
gizemli ilacın formülü tam bulmak üzereydim ki...
SAMUR -..uyandırdık!
KILÇIK -Demek yararlı bir uykuydu bu. Yani beni iyileştirmek için..
BÜYÜCÜ -Büyücü Baykuş ne yaparsa sizin için yapar Kralım. Neyse!
Şimdi uykudaki düşü bırakalım ve gidip çocuk bulalım.
KILÇIK -Zaman yitirme öyleyse. Çıldırmak üzereyim!
BÜYÜCÜ -Öyleyse ben hemen yollara düşeyim. (ÇIKAR)
KILÇIK -Sen de şu Pırpırık’a göz kulak olmaya devam et nöbetçi.
SAMUR -Emredersiniz Kralım.
KILÇIK -Şu Büyücü Baykuş’da oldukça garip biri. Uykusunda çalışıyor.
Belki de çok marifetli! Keşke ben de yalnızca uykumda kaşınsam... Ah! Yine başladı. Çocuk...Çocuk istiyorum.. Çabuk olun diyorum size....



İstasyon/


(ÇOCUKLAR, HEYECANLI BİR BİÇİMDE PERONA SIRALANMIŞLARDIR)

ÇİLLİ - Boncuk? Söyleyeceğin sözcüğü belirledin mi?
BONCUK - Merak etme Çilli. Harika bir sözcük hazırladım. Pembe Tren’i
Bu kez durduracağım.
PIRPIRIK -Hadi çocuklar. Göreyim sizi. Zaman azalıyor. Mutlaka başarmalısınız..
ŞEKER -Başaracağız Pırpırık. Göreceksin, başaracağız.

(TREN’İN DÜDÜĞÜ DUYULUR)

MAVİŞ - (HEYECANLI) Geliyor. Pembe Tren geliyor!
BONCUK -Tamam! (HAZIRLANIR) Siz kenarda bekleyin arkadaşlar.
(PEMBE TREN GİRER, DÜDÜĞÜNÜ TEKRAR ÇALAR, BONCUK BAĞIRIR) Dostluk! (PEMBE TREN HAREKETE DEVAM EDER)
ÇİLLİ -Olamaz! Yine durmadı.
MAVİŞ -Sanırım başaramayacağız.
ŞEKER -Güneşe bakın. Orda, öylece bize bakıp gülümsüyor sanki..
BONCUK -Dostluk dedim. Bu sözcüğe çok güvenmiştim.
PIRPIRIK -Durun çocuklar... Umutsuz olmaya gerek yok.. Ne yapalım, belki bir başka sefere.
ŞEKER -Bu arada, ben Pembe Tren geçtikçe söylediğimiz sözcükleri bir
kağıda yazıyorum arkadaşlar!
MAVİŞ -Sahi, bize onları hatırlatır mısın Şeker?
BONCUK -Evet evet. Şu ana kadar hangi sözükleri söylemişiz bakalım? Bunları
bir de senden duyalım.
ŞEKER - Dinleyin öyleyse. Elma! Ne komik! Onu ben söylemiştim. Sonra umut, ardından çiçek, sabah, yağmur, gökyüzü, son olarak da az önce Boncuk’un söylediği dostluk!
ÇİLLİ -Hiçbir işe yaramayan bir sürü sözcük!
PIRPIRIK -Öyle demeyin çocuklar. Şu söylediğinz her sözcük...Nasıl söylesem, her biri tek başına çok güzel...çok anlamlı. Ne var ki aradığımız
sözcük başka. Çok başka! Keşke bulabilsek, neymiş acaba?
MAVİŞ -Sanırım sıra yine bende. Aklımda güzel bir sözcük var ama bilmem
işe yarar mı?
ŞEKER -Göreceğiz Maviş. Göreceğiz!
BONCUK -Hadi öyleyse hazırlanalım çocuklar.

BÜYÜCÜ -(GİRER, YÜRÜYEREK SAHNE ÖNÜNE GELİR) İstasyona
çok az yolum kaldı.. Önce oraya varmalı, sonra da iki çocuk alıp
saraya dönmeli! Yoksa Kral Kılçık benden şüphelenir. Hadi
Büyücü Baykuş! Biraz daha katlan şu işe yaramaz Kral’a. Sonra
taç da senin olacak, taht da! Kimseler bozamaz kurduğum oyunu!
En güçlü benim şu dünyada! Kimse erişemez gücüme. Kimse değiştiremez kurallarımı. Gizli sözcüğü kim bulabilirmiş ki!
Kim güneşi yeniden harekete geçirebilirmiş? Kim şu komik mi komik Pembe Tren’i istasyonda durdurabilirmiş! Hiç kimse! Öyleyse.. Biraz sabır Büyücü! Biraz daha sabır! Sonra herşey sana kalır! Ha ha ha! Ha!
Haydi, yola devam edelim... Şu istasyona tez zamanda gidelim! (GÜLEREK ÇIKAR)






İstasyon/

BONCUK - Pembe Tren’in sesi neredeyse duyulur!
ÇİLLİ - Evet evet! Geçmesine çok zaman kalmadı.
ŞEKER - Hazır mısın Maviş?
MAVİŞ - Hazırım arkadaşlar.
PIRPIRIK - Bu kez başaracaksınız. Göreyim sizi çocuklar!

(TRENİN SESİ DUYULUR, ARDINDAN GÜRÜLTÜYLE SAHNEYE GİRER)
MAVİŞ -Sevgi!
(PEMBE TREN GEÇİP GİDER, ÇOCUKLAR ARDINDAN BAKAKALIRLAR)
ŞEKER -Olur şey değil!
BONCUK -Yine durduramadık.
ÇİLLİ -Oysa...Oysa Maviş çok güzel bir sözcük bulmuştu!
BONCUK -Doğru. Sevgi diye bağırdı Pembe Tren’e. (ÜZGÜN) Pembe Trenimizi sevgi de durduramazsa hiçbir şey durduramaz demektir.
MAVİŞ -Sanırım haklısın Boncuk. Doğrusu bulduğum bu sözcükten ben de
çok umutluydum ama...
HEPSİ -Başaramayacağız. Başaramayacağız asla!
PIRPIRIK -(ŞAŞKIN) Yapmayın çocuklar! İşte yine serilip kaldınız. Kalkın...Canlanın canım!
ŞEKER -Pırpırık! Görüyorsun işte. Aklımıza gelen bütün güzel ve anlamlı sözcükleri söyledik..
MAVİŞ -Yine de durduramadık Pembe Tren’i.
ÇİLLİ -Güneşi yerinden milim kıpırdatamadık!
BONCUK -Sonsuza kadar bu istasyonda, böyle küçük birer çocuk olarak
kalacağız demektir.
PIRPIRIK -Hayır. Size katılmıyorum. Şu yaşımda sizden daha güçlü,
daha umutluyum!
ŞEKER -İyi ama daha ne yapmamızı istiyorsun ki Pırpırık?
PIRPIRIK -Belki son bir deney daha! Son bir sözcük daha! Neden olmasın?
MAVİŞ -Son bir sözcük daha mı? Peki, neymiş o?
ÇİLLİ -Evet. Onu da sen söyle.
PIRPIRIK -Dinleyin öyleyse. Şu sizin söylediğiniz, Pembe Tren’i durdurmak için seçtiğiniz her bir sözcük...
ŞEKER -Evet?
PIRPIRIK -..bence çok güzel, çok anlamlı!
ÇİLLİ -Ne var ki, Pembe Tren’i durdurmaya yetmiyor!
PIRPIRIK -Haklısınız. Çünkü Pembe Tren’in vagonları da tek tek hareket
etmiyor, öyle değil mi?
MAVİŞ -Bu ne demek Pırpırık?
PIRPIRIK -Şöyle düşünün çocuklar. Sizin söylediğiniz her sözcük, Pembe Tren’in her bir vagonu kadar güzel ve anlamlı. Ne var ki onların
hareket etmesi, güçlü görünmesi için başka bir şey gerekiyor. Düşünün.. Düşünün ne olur!
ÇİLLİ -Daha güçlü görünmesi, hareket etmesi için.. ne gerekebilir?
MAVİŞ - Duman mı yoksa?
PIRPIRIK - Hayır canım!
BONCUK - Belki de düdüktür!
PIRPIRIK - Yapmayın ama..
ŞEKER - Tekerlekleri mi?
PIRPIRIK - Biraz daha düşünün bakalım!
ÇİLLİ - Pembecik boyası mı?
PIRPIRIK -Sevgi, dostluk, paylaşmak, gülümsemek, mutluluk, neşe...bütün
bunlar ayrı ayrı birer vagon çocuklar. Ancak güçlü olmaları
için bir başka şey gerekiyor. (ÇOCUKLARI AYAĞA
KALDIRIR. HER BİRİNE BİRER FONKSİYON YÜKLEMİŞTİR, GİDEREK ONLARI BİR TREN GİBİ ARD ARDA SIRALAR ve EL ELE TUTUŞMALARINI SAĞLAR) Bakın! Şu anda bütün o güzelim sözcükler yan yana geldiler. Yani...
ŞEKER -Birlikte oldular!
PIRPIRIK -Aferin Şeker. Sanırım aradığım sözcük buydu!
ŞEKER -Birlikte!
HEPSİ -BİRLİKTE!
PIRPIRIK -Evet, tıpkı ard arda sıralanan o güzelim, o güçlü Pembe Tren gibi. Birlikte olduktan sonra altından kalkılamayacak sorun yoktur çocuklar!
ÇİLLİ -(UMUTLU) Pırpırık haklı arkadaşlar. Son bir kez olsun neden
bu sözcüğü denemiyoruz?
BONCUK -Denemeyeceğimizi kim söyledi? Haydi arkadaşlar... Yeniden hazırlanın.
ŞEKER -İçimde bir ses bu kez başaracağımızı söylüyor arkadaşlar!
ÇİLLİ -Başaracağız çünkü...
HEPSİ -Birlikteyiz!

BÜYÜCÜ -(YORGUN BİR BİÇİMDE GİRER, AĞACIN ARKASINA
GELİR) Of! Sonunda istasyona geldim. Bir daha geleceğimi hiç sanmıyorum! Şimdi iki çocuk alıp saraya dönelim ve Kral’ın
gözünü boyayalım bakalım. Sonra bir miktar daha kaşıntı tozu..
Bu kez mutlaka çıldıracak.. Krallık da bana kalacak. İşte çocuklar burada. Beni görünce nasıl da korkacaklar kim bilir! Ha ha!
Büyücü Baykuş’tan kim korkmaz ki? ( ŞAŞKIN) Bu da ne?
Gözlerime inanamıyorum.. Şu şu adam.. Pırpırık! Evet, ta kendisi! Çocukların yanında ne arıyor peki? Onun şu anda kuledeki zindanda olması gerekmiyor muydu? Yoo! Bunlar bir şeyler çeviriyorlar. Belki de gizli bir amaçları var! Öyla olsun bakalım! Hele bir Kral olayım senin de hakkından gelirim Pırpırık Efendi! Hem ne işler çevirirseniz çevirin, Büyücü’nün oyununu asla bozamazsınız. Büyü çözen sözcüğü bulup asla ortaya çıkaramazsınız! Asla! (TREN DÜDÜĞÜ DUYULUR) Pembe Tren geliyor. Şunlar ne yapacaklarmış bir bakalım.
Sonra işe koyuluruz. (İYİDEN İYİYE SİNER)




İstasyon/

MAVİŞ - (BAĞIRIR) Pembe Tren geliyor!
ÇİLLİ - Haydi arkadaşlar!

(ÇOCUKLAR ELELE TUTUŞURLAR, PEMBE TREN DÜDÜKÇALARAK GİRER)
HEPSİ - BİRLİKTE!
(PEMBE TREN GÜRÜLTÜYLE DURUR, OYUNCULAR
TRENİN ÖN TARAFINA GEÇERLER, ŞAŞKIN VE HEYECANLIDIRLAR)

BONCUK - Durdu! Sonunda...Pembe Tren durdu!
ÇİLLİ - İnanılır gibi değil. Pembe Tren bizim istasyonda!
ŞEKER - Ah! Ne bekliyoruz arkadaşlar? Haydi.. Zaman yitirmeden Pembe
Tren’e binelim.
MAVİŞ - Doğru! Haydi hep birlikte trene binelim!
(TREN’İN ARKA YANINA GEÇERLER, BAŞLARINI PENCERELERDEN DIŞARI ÇIKARIRLAR)
ÇİLLİ - Sonra da mutlu yaşayacağımız bir başka ülkeye gidelim.
PIRPIRIK -(ÜZGÜN) Gidiyorsunuz demek!
ŞEKER -Gidiyoruz Pırpırık. Bu arada, bizim için yaptıklarına çok teşekkür ederiz.
HEPSİ -Evet, sana çok teşekkür ederiz Pırpırık!
BÜYÜCÜ -(AĞACIN ALTINDAN DOĞRULUR, ŞAŞKIN)Olamaz!
Bütün bunlar inanılır gibi değil.. Sözcüğü bulup treni durdurdular!
PIRPIRIK -Yaptığınız tek iş treni durdurmak olmadı çocuklar.
BONCUK -Nasıl yani? Başardığımız başka şeyler de mi var?
PIRPIRIK -(COŞKUYLA GÜNEŞİ GÖSTERİR)Güneşi görmüyor musunuz? Tıpkı eskiden olduğu gibi! Hareket ediyor.

(ÇOCUKLAR, HAREKETE GEÇEN GÜNEŞE BAKARLAR)

ŞEKER - Evet evet! Güneş yeniden hareket etti arkadaşlar.
PIRPIRIK - Zaman akmaya başladı çocuklar. Asıl başardığınız iş bu işte. Artık
bu ülkede büyümeniz mümkün!
BÜYÜCÜ - Olamaz! Her şey bozuldu! Zamanın kontrolunu kaybettim.
Bütün gücümü kaybettim!




MAVİŞ - Pırpırık haklı arkadaşlar! Belki de buralardan kaçıp gitmemize
gerek kalmadı. Birlikte olunca her tür sorunun üstesinden geliriz
bundan böyle.
ÇİLLİ -İyi ama ya Kral Kılçık? Ondan da kurtulabilecek miyiz dersiniz?
KILÇIK -(ELİNDE BAVULU, KAŞINARAK VE KOŞTURARAK GİRER) Rezillik bu! Güneş yükseliyor! Derim iyiden iyiye kabaracak.
BÜYÜCÜ - (ÖNÜNE GEÇER) Kralım! Durun. Ben.. her şeyi yoluna
koyacağım yeniden!
KILÇIK - Sen..Akılsız büyücü. Sana güvenmekle ne büyük hata etmişim!
BÜYÜCÜ - Durun..Kızmayın Kralım! Büyücünüzün gücüne güvenin!
PIRPIRIK - (KRAL’LA BÜYÜCܒYÜ FARK EDERLER) Şunları
görüyor musunuz?
ŞEKER - Kıskanç Büyücü ve kötü Kral Kılçık?
PIRPIRIK - Peki, şimdi ne yapacağınızı biliyor musunuz?
HEPSİ - Elbette! Haydi hep birlikte!
KILÇIK - Aman...Çocuklar üstümüze doğru geliyorlar. Üstelik niyetleri beni kaşımaya hiç benzemiyor!
BÜYÜCÜ - Sizi bilmem ama Büyücünüz ilk trenle bu ülkeden gidiyor!

( ÇOCUKLAR, TREN BİÇİMİ ALIP KRAL’LA BÜYÜCܒNÜN ÜSTÜNE DOĞRU YÜRÜMEYE BAŞLARLAR. KRAL KILÇIK
VE BÜYÜCÜ KAÇARAK TREN’E BİNERLER, TREN HAREKET EDER, KILÇIK VE BÜYÜCÜ KAYBOLURLAR)

ÇİLLİ -Sonunda onlardan kurtulduk!
MAVİŞ -Bundan böyle ülke bizim, ne güzel!
BONCUK -Kral kaşımaya paydos! Yeşil tarlalar, güzel bahçeler artık bizi bekler!

Şarkı:
- BEN DOSTLUK...
- BEN SEVİNÇ...
- BEN MUTLULUK...
- BEN SEVGİ
- AMA HEPSİ BİRLİKTE
- HEPSİ BİZLERLE GÜZEL!

KUŞLARA BAKMAK GÜZEL...
GÜNEŞİ GÖRMEK GÜZEL...
SORUNLAR İÇİN ÖNCE
EL ELE VERMEK GÜZEL!





ÇOCUKKEN ÇOCUK OLMAK
BÜYÜMEK ZAMANINDA
MUTLULUĞU FARK ETMEK
YAŞAMIN HER ANINDA


EL ELE TUTUNALIM...
HAYDİ TREN OLALIM
HEP BİRLİKTE ARAYIP
MUTLULUĞU BULALIM!






NURİ -(ÖYKÜSÜNÜ TAMAMLAYARAK ÇOCUKLARIN YANINA DÖNER. BU ARADA, İSTASYON İLK BİÇİMİNİ ALACAKTIR) Evet, sonunda yaşam yeniden normale dönmüş arkadaşlar.
Mızmızistan Ülkesi’nin çocukları, tıpkı o ülkenin tarlalarındaki başaklar gibi boy atıp büyümeye başlamışlar. Herkes mutlu, sevinçli
ve neşe doluymuş. Güzelim pembe Tren’in tek tek vagonları gibi.
Ama onlar kendilerini kötü kalpli Kral’la Büyücü’den kurtaran o gizemli sözcüğü, yani “birlikte”yi hiçbir zaman akıllarından çıkarmamışlar. İçlerinde zor durumda olan kim varsa hemen ona yardıma koşmuşlar.. Birlikte çalışıp birlikte eğlenmişler. Hem artık ülkelerinin
adı Mızmızistan değil Mutluluk Ülkesiymiş. Evet, masalım burada bitiyor arkadaşlar. Umarım sevmişsinizdir.
MERT Sevdik Nuri. Üstelik..
NURİ -(MERAKLA) Üstelik?
HEPSİ -Birlikte sevdik!
CANAN -Hey! Trenin gelmesine çok az zaman var, biliyor musunuz?
MERT -Yani bu kez treni kaçırmayacağız demektir.
ELİF -Yalnız... trenin istasyonda durması için bir şey yapmamız gerek arkadaşlar!
UMUT -(OYUNA KATILIR) Evet evet! Ne olur ne olmaz değil mi? Biz işi garantiye alalım ve tren istasyondan içeri girerken el ele tutuşup
birlikte diye bağıralım.
MERT -İsterseniz bunu salondaki arkadaşlarla birlikte yapalım Umut!
Çünkü onlar da Mutluluk Ülkesi’nin çocukları!
HEPSİ -Haydi öyleyse!






(YUSUF, HAYDAR VE DİĞER İKİ YOLCU DA ÇOCUKLARIN YANINA GELİRLER. BİRLİKTE TRENE DÖNÜŞÜP ŞARKIYA GEÇERLER.. DAHA SONRA TREN SALONDAKİ ÇOCUKLARLA BULUŞUP UZAYACAK VE SALONUN BOŞALMASI BU OYUN VE ŞARKI EŞLİĞİNDE GERÇEKLEŞECEKTİR.)

EL ELE TUTUŞALIM...
HAYDİ TREN OLALIM
HEP BİRLİKTE ARAYIP
MUTLULUĞU BULALIM



Oyunun Sonu

























3317




Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.