Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    





Alacalı Şemsiye

İki Perde

Oyun Kişileri

Oyun Metninden Bir Bölüm Eklenmiştir

Oyun Hakkında





Oyuncular:

ALİ
ŞAKİR
BÜLENT
HALUK


(Oyunculardan birini kadın oyuncu oynayabilir)














Sahne:


Bir ara istasyon görünümü. Kırmızı, sarı, yeşil işaret ışığı. Arkada bir
tünel çıkışı.
Büyük, her dilimi renkli bir şemsiye. Oyuncularımız bu şemsiyenin ardından girip çıkacak, ufak giysi ve aksesuar değişimlerini yine bu şemsiyenin arkasında gerçekleştireceklerdir. Şarkı ve öykü geçişlerinde şemsiye oyuncular tarafından döndürülerek hoş bir görünüm elde edilir.

Oyunda;
dört temel oyuncumuzun yanı sıra bir de istasyon görevlimiz var. Görevli oyunumuzu noktalayacaktır.
Öykü karakterlerinde ve anlatım biçiminde şiir dili öne çıkıyor.
Oyuncular ya da yönetmen, kendi yorumunu dikkate alarak düz bir anlatım dilini de yeğleyebilir.

“Dört arkadaşın, sırasıyla dört ökü anlattıkları bir seyirlik oyun tarzıdır Alacalı Şemsiye. Beşinci öykü, kendiliğinden öne çıkacak ve asal işlerini gerçekleştiremeyeceklerini aktaracaktır.

Ali simitçi,
Haluk sucu,
Şakir gazeteci,
Bülent ise boyacıdır.
Her birinin, yanında işleriyle ilgili, donanımları vardır.













Oyun

(Yaklaşan tren sesi, uzaklaşan tren sesi...)


A. _ Bu tren bizim tren değil...
H. _ Evet. Bizim tren değil...
B. _ Bizim tren, bir büyük kentten gelip yine bir büyük kente gidecek...
Ş. _ İçinde onlarca, yüzlerce yolcu olacak... Yüzlerce yolcu, yüzlerce
çocuk!...
H. _ Derken tren bizim burda, bu istasyonda duracak. Sonra da
bir koşuşturma, bir hareket..
Ş . _ Ah! Siz asıl o zaman seyredin bu istasyonu.
B_ ..derken kompartımanların tüm pencereleri birden açılır...
H. _ Çocuklar başlarını dışarıya uzatırlar...
A. _ Hep birlikte bağrışmaya başlarlar!..
B. _ Eh.. Siz asıl o zaman seyredin bizi.
H. _ Bakmayın böyle sessiz durduğumuza!..
A. _ Haydi simit var simit.. Taze çıktı fırından!
H. _ Haydi buz gibi suyum! Dişlere keman çaldırıyor...
B. _ Boyayalım abiler, parlasın... Şık ulaşın evinize!
Ş. _ Haydi... Canı sıkılan hanımlara beylere! Dergi, kitap, gazete!...





BİRİ SUCU BİRİ SİMİTÇİ
BİRİ BOYACI BİRİ GAZETECİ
DÖRT ARKADAŞIZ BİZ
TANIŞALIM ARTIK NE DERSİNİZ!...

KOLAY DEĞİL YAŞAMAK
ÇALIŞMALISIN ELBET
SEN DE BİR ŞEYLE UĞRAŞ...
SEN DE BUL SEN DE ÜRET

BİRİ SUCU BİRİ SİMİTÇİ
BİRİ BOYACI BİRİ GAZETECİ
DÖRT ARKADAŞIZ BİZ
GELSİN ARTIK HAYDİ GELSİN
UMUT DOLU TRENİMİZ...

A. _ Anlaşılan, tren bu gün de gecikecek arkadaşlar...
B. _ Öyle görünüyor. Tıpkı dünkü gibi!
H. _ İşin yoksa bekle dur.. İster gezin, ister otur...
Ş. _ Bir saat mi desem, iki saat mi desem...
A. _ Eve gidip güzel bir uyku çeksem...
B. _ Akşama kadar şu kuru bankın üstünde bekleyeceğiz artık.
H. _ Arkadaşlar!.. Aklıma bir fikir geldi!..
Ş. _ Fikir yerine tren gelseydi daha iyi olurdu ya!
C. _ Yapma Şakir! Dinleyelim Haluk’u..
A. _Sahi... Ben de merak ettim gördünüz mü?...
H. _ Fikrim şu. Madem daha en az iki saat treni bekleyeceğiz?
Neden böyle boşu boşuna oturup kalalım ki!
B. _ Ne yapmamızı öneriyorsun peki?
H. _ Bakın! Gelin en iyisi, sırayla hepimiz birer öykü anlatalım. Hem
zaman daha çabuk geçer.. Hem de bir güzel eğleniriz.
A. _ Hımm! Sanırım fena fikir değil...
Ş. _ Birer öykü anlatmak! Evet ya! Neden olmasın?...
B. _ Eee... Başlayalım öyleyse. Daha ne bekliyoruz...

(Koşuşturma)


DÖRT ÖYKÜ DÖRT ARKADAŞ OLALIM
ANLATALIM DİNLEYELİM BİRLİKTE
NELER ANLATACAĞIZ BAKALIM
EĞLENELİM OYNAYALIM BİRLİKTE


(Oyuncular şemsiyenin ardından çıkarlar)


H. _ İlk öykü benden!..
A. _ Bravo Haluk!.. Yaşa sen!...
B. _ Öneri sahibi olarak, ilk onun anlatması gerekirdi zaten!
H. _ Dinleyin öyleyse.
Çiçekleri seven, üstelik deli gibi seven sevimli bir adamın,
Kasım bey’in öyküsünü anlatacağım sizlere. Öykümüzün
adı da, “Kasım beyin çiçekleri” olsun öyleyse.

Şimdi sıra,
Öykü için görev dağıtımında.
Ben anlatıcı olduğuma göre, Şakir Kasım bey olsun.
Ali ona konuk gelsin..
Haydi başlayalım, olacakları görelim.
Şemsiyeyi hep birlikte çevirelim!

(Şemsiyeyi çevirirlerken, ardında hazırlık yapabilirler)


Ş. _ (Kasım bey giysileri içinde, çevreye rengarenk çiçekleri
yerleştirir.)
Şu dünyada en güzel şey
Çiçeklerdir çocuklar.
Onlar da sizler gibi
Sevgi ve özen ister...
Çiçeklerim, eşsiz benzersiz çiçeklerim! Hepinize iyi günler..
Nasılmış benim sümbülüm!.. Günaydın sana nergisim!.. Papatyamın keyfi nasıl?.. Hadi biraz gülümseyin lalelerim!...

H. _ (Ş. Oyunu sürdürür)
Evet... Ülkelerden birinde, Kasım bey adında biri yaşarmış.
Derdi günü çiçekleriymiş Kasım bey’in.
Laf aramızda, çiçekler de çok güzel, güzel ne kelime, benzersizmiş ama!
Tüm ülkeyi baştan sona gezseniz de nafile!
Rastlayamazmışsınız Kasım bey’in çiçekleri gibisine.
Sevgiyle büyütürmüş onları..
En yakın dostları da
Mahallenin çocukları!

(B. Kasım bey’in yanına gelir, ona yardım eder)

Hep birlikte çiçekleri sular,
Toprağı havalandırır,
Yapraklarını özenle silerlermiş.

Çalışırken aralarında şakalaşır,
Kahkahalarla gülerlermiş...

Akşam olup evlere dönme zamanı gelince
Her birine bir armağan...
Elbette bir çiçekmiş...
Daha güzel bir armağan olabilir mi sanki!..

Günler böylece geçip giderken
Bir gece yarısı...
Çalıvermiş Kasım bey’in kapısı!...

Ş. _ Hayrola! Bu saatte... Kimdir o?
A. _ Tanrı misafiri!
Ş. _ (Kapıyı açar gibi) Ya! Gir öyleyse içeri.
A. _ Merhaba! Arabam çamura saplanıp kalınca... yapacak bir şey
bulamadım doğrusu.. Bir başka araba da durup almadı beni..
Dedim, şu kapıyı çalayım en iyisi!
Ş. _ Demek arabalar durmadı ha! Ne biçim adamlar var şu dünyada!
A_ İzin verirseniz şayet, burda, sizin evinizde sabahlamak isterim...
Yarın ilk ışıklarla birlikte sessizce çıkıp yola devam ederim.
Üstelik ücreti de neyse öderim...
Ş._ Elbette kalabilirsin evlat. Ne ki, şu ücret meselesini hiç
söylemeyecektin. En iyisi ne sen söylemiş ol, ne ben duymuş
olayım.. İyisi mi, önce ben sana bir sıcak çorba doldurayım!.
(Oyun sürerken)

H. _ Sonunda Kasım bey, yolcuyu bir odaya yerleştirmiş..
Hemen ardından da bir tas sıcak çorba yetiştirmiş.. Ancak çorbayı
gören eden mi var! Ne kadar güzel çiçekler bunlar!...

A._Olamaz!
Dünyada bu kadar güzel, bu kadar canlı, bu kadar güzel kokulu
çiçekler asla olamaz!
Daha önce hiç böylelerini görmemiştim! Her biri bir sanat eseri
sanki! Anlatmaya sözcükler yetmez. Dokunmaya kıyamam hiçbirine...

Ş. _ Demek çiçeklerimi sevdiniz!
Tek eğlencemdir onlar benim.
Bütün gün onlarla zaman geçiririm.
Söz aramızda, nasıl güzel olduklarını ben de iyi bilirim!
A. _ Bak Kasım bey!..
Pek zengin biriyim ben. Kentte, büyük bir konakta otururum.
Düşünebiliyor musun! Şu saksılardan biri, nasıl da aydınlatır
konağımı... Güzelliğine güzellik katar. Adım tüm kentte
dillere destan olur!.. Hiç bilmediğim, tanımadığım kişiler,
sırf bu güzelim çiçekleri görmek için gelir beni bulur...
Ş. _Eh! Hayır demem söylediğin sözlere!.. İnsan dönüp dönüp bakar
bu güzelim çiçeklere...
A. _ Şimdi senden bir dileğim var.. Acaba rica etsem... Biliyorum
parada da gözün yoktur... Bilmem nasıl söylesem!...
Ş. _Anladığım kadarıyla benden çiçek istersin.
Bunu da zor söylersin. Ancak kendini yorma. Dilediğin saksıyı sana veririm. Bunun için içten bir teşekkür yeter de artar bile. Gerisini ise hiç düşünme!
A_ Yo, Kasım kardeş dünyada olmaz. Çiçeğini bir koşulla alırım. Bunların da değerini iyi bilirim. Emek, sevgi, göz nuru...
Böylesi değerli bir şey hiç karşılıksız olur mu?
Lütfen bu bir kese altını kabul et.
Böylelikle beni de mutlu edersin!
Bu küçük alışverişe ne dersin?...

H. Konuğu böyle söyleyince
şaşırmış Kasım bey!
Eh! Bu hiç aklına gelmeyen bir şey...
Çiçek verilir de para mı alınırmış!
Şu kentliler de pek garip adamlarmış doğrusu...
Almamış elbette parayı.
Ancak kentli adam öyle ısrar etmiş, öyle ısrar etmiş ki
Kabul etmek zorunda kalmış bir altın dolusu keseyi
Sabahı zor etmiş konuk
İlk ışıklarla da düşmüş yollara
Dünyanın en güzel çiçekleri varmış
Koltuğunun altında...

Aradan çok geçmemiş..
Ben diyeyim iki gün
Siz deyin beş...
Herkes yine kendi işinde gücünde
Yaşıyorken kardeş kardeş...
Şöyle şık mı şık giyimli biri, belli ki büyük kentten
Çalıvermiş Kasım bey’in kapısını...

B. _ İyi günler efendi!.. Kasım bey sen olmalısın!..
Bu çiçekler bu denli güzel, bu kadar hoş kokulu olduğuna
göre!..
Ş. _ İyi de, adımı nereden biliyorsunuz..
Sanırım çok uzaktan geliyorsunuz...
A. Kasım Bey!.. Kasım Bey!
Kentte duymayan kaldı mı bu adı!..
Şu güzelim çiçekleri sahibi..
Hoş kokuların gizemli üstadı!...
Laf aramızda, bütün kent sizden söz ediyor..
Herkes bu çiçeklerden en az bir saksı istiyor!...
Sonuç olarak, buraya kadar boşuna gelmedim elbet!..
Bir saksı da ben isterim..
Üstelik bir saksıya iki kese altın öderim!..
Bana ister kıskanç deyin ister sabırsız...
Ancak bu çiçeklerden mutlaka bende de olmalı..
Ne yaparsınız!

Ş. _ Demek istediğiniz bir saksı çiçek!..
B. _ Evet ama, söylediğim gibi!..
Bir yerine iki kese vereceğim.
Çiçeklerin değerini
Herkesten çok ben bileceğim!...

H. _ İyiden iyiye şaşırmış Kasım Bey!..
Konuğun umurunda mı! Bıraktığı gibi iki kese altını
Koltuğunun altına sıkıştırmış bir saksıyı..
Sonra da geldiği gibi gitmiş..


Ardından, neler olmuş dersiniz!..
Olanları öğrenseniz hem şaşar hem gülersiniz...
Kentteki zenginlerden biri gelip
Biri gider olmuş...
Bırakılan kese kese altınlar da salonun ortasına dolmuş...
Bir kese altın gelmiş
Bir saksı çiçek gitmiş..
Bir kese gelmiş... bir saksı gitmiş..
O güzelim nergisler, hoş kokulu karanfiller,
Laleler, güller, zakkumlar teker teker eksilmiş..

Çiçekler tükenmiş tükenmesine ancak..
Artık zengin bir adammış Kasım bey!
Çiçekler bir bir tükenince
Çocuklar da tek tek ayaklarını kesmişler güzelim bahçeden
Şimdi orda inle cin top oynuyormuş yalnızca..
Kasım bey bir düşünmüş.... iki düşünmüş..
Ne çiçek var, ne çocuk!

(Oyun/ hazırlık)

Bari ben de kente gideyim demiş..
Bir konak da ben alayım!..
İçine girip yaşayayım!..
Dediği gibi yapmış.
Aldığı konağı bir güzel donatmış...
Sonra tüm kentlileri çağırmış konağına!..
Dileği tanışmakmış onlarla!

(Kulaktan kulağa)

A. _ Duydunuz mu?...
Yeni komşumuz Kasım bey..
Bir davet veriyor konağında.
Gitmemek olmaz...
Şölen yarın saat onda..

B. _ Evet!
Bende de var bir davet!
Dediklerine göre, yeni komşumuz
Harika hazırlıklar yapmış..
Müthiş bir ziyafet sofrası donatmış...
Nesi varmış, nesi yokmuş bir görelim...
Dost olup olmayacağımıza öyle karar verelim!...
H. _ Ertesi akşam Kasım bey
Merakla beklemeye başlamış konukları...
Şık mı şık giyinip
Kapıda karşılamış onları...
Ancak neler oluyor!..
Her gelen konuk burun kıvırıyor!...
Konağa şöyle bir göz atan fısıldaşıp dururmuş..
Gözlerine inanmayan bir daha bir daha sorarmış....

C. _ Ne biçim bir konak bu!
Bir saksı olsun çiçek yok burada!..
Doğrusu ben böyle sevimsiz bir yerde
Asla duramam kardeş!..

A. _ Gerçekten de çok garip komşu..
Ortada bir saksı olsun çiçek yok...
Doğrusu hiç ummazdım..
Yeni komşu!... Çok ayıp çok!.... (ÇIKARLAR)

H. _ Böyle söyleyen konuklar
Bir bir ayak çekince
Kasım bey’i sarmış
Kopkoyu bir düşünce

Soluğu kentteki çiçekçide almış ama
Ne güzel bir koku çarpmış burnuna,
Ne de o canlı renklere rastlamış...

Kasım bey yavaşça ah etmiş..
Çünkü elindeki hazineyi yitirdiğini
O zaman fark etmiş!..

Fark etmiş etmesine ama
İş işten geçtikten sonra!


(Çocuklar, giysileri çıkarır, Haluk’a yaklaşırlar. Onu kutlarlar.)


A. _ Hoş bir öyküydü Haluk!..
B. _ Ben de çok sevdim. Biraz da kıskandım sanırım...
Ş. _ Şimdi, öykü anlatacak olanın işi zor olacak bu belli!..
H. _ Şimdi sıra kimde peki?


B. _ Kimseden ses çıkmadığına göre
Anlaşılan sıra bende!
HEPSİ _ Haydi Bülent! Başla öyleyse!....

B. _ Başlayalım bakalım!..
Ne varmış dağarcığımızda
Çıkarıp paylaşalım!..

Arkadaşlar benim öyküm bilgiçlikle ilgili.
Hani sevmeyiz ya cahilliği..
Hani pek severiz ya bilgeliği!..
Doğru mudur yanlış mıdır tavrımız..
Kulak verin öyküme...
Sözüm elbet herkese!...

Ülkelerden birinde
Kendi halinde yaşayan biri varmış...
Bakmayın kendi halinde dediğime!
Çünkü en büyük merakıymış okumak!
Bildiği tek şey buymuş inanın...
Okumak, araştırmak, sonra yine okumak...
Eh İşin başında güzel geliyor kulağa..
Her zaman böyle söylenmez mi zaten!..
Kitap kurdu olmak ne güzel şey!..
Ya öyküdeki kitap kurdu bey?...
Gelin onu yakından tanıyalım!...
Eğriyi doğruyu bir güzel anlayalım!...

(Şemsiyenin arkasından diğer oyuncular çıkarlar. Haluk kitaplarla
girer. Mır mır okumaktadır)


H. _ Mır mır.... Mır mır!...
Oh! Ne güzel! Bir günümü daha değerlendirdim!..
Bütün gün kafamı kaldırmadım kitaplardan..
Yine pek çok şey öğrendim... Cahilliği bir kez daha yendim... Bu gün dört eski kitap buldum.. Dördünü de
sular seller gibi okudum! Satır satır okudum..
Mırıl mırıl okudum..
Görgüm bilgim arttıkça arttı..
Dünden daha bilgili, yarından daha cahilim!
Okumalıyım.. Daha çok okumalıyım..
Mır mır okumalıyım.
Mır mır okumalıyım...

B. _ Gördünüz işte!
Yakından tanıdınız onu.
Böylelerinin bir adı da kitap kurdu.
Elbette okumak, öğrenmek iyi şey ama...
Bizimki neler okuyup öğreniyor acaba?...

Ş. _ Bence bu arkadaş ne bulursa onu okuyor..
Eline ne geçerse
Böylelerine iyi bir okur denmez ya, her neyse!

B. _ Derken bir gün
Eline geçen bir gazetede gördüğü bir haber
Aklını başından alır bizimkinin...

H. _ Olamaz! Şuraya bak!...
Gazetede bir bilgi yarışması duyurusu!..
Dünyanın en bilgili adamı seçilecek..
Ona benzersiz armağanlar verilecek!...
Şu ülkede.. şu tarihte...
Duyurulur tüm kendine güvenenlere!...
Elbet bana bu duyuru!
O kadar çok şey biliyorum ki
Kazanan ben olurum mutlaka!
Yine de biraz daha hazıranmalı ama..
Öyleyse daha çok okumalı
Daha fazla bilmeliyim!..
Yarından tezi yok, daha çok öğrenmeliyim!...


B. _ Bu korkunun tek ilacı okumakmış ona göre
Öyleyse buyrun yeni kitaplara
Bizimki de böyle yapmış işte
Bir bir dolaşmış kitapçıları
Ne bulursa tıkıştırıyormuş koltuğunun altına...
Sonra da kapanıyormuş odasına!

H._ Mır mır.... Mır mır....
Mırıl mırıl... Mırıl mırıl...

B. Çıkmıyormuş asla sokağa
Girmiyormuş ille de yatağa!...

H. _ Mır mır... mırıl mırıl...

C. _ Evin içi kitap, dışı kitap...
Tavanarası dersen zaten dolu..
Heryerde, kitap, dergi gazete..
Tıka basa sağı solu....
Öyle bir an gelmiş ki zaten
Yazı gördüğü her şeyi okumadan duramıyormuş..
Yemek tarifi mi hop oku..
İlaç kağıdı mı aman kaçmasın...









3916




Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.