Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






aynı düşün içinde

Varlık Yay.; 2004


Arka kapak: Yaşamın keşfe açık bir yüzü de yolculuk olmalı. Kimi zaman küçük odalarda, kimi zaman da sonsuz coğrafyalarda gerçekleşen gizemli yolculuklar, sonunda insanı kendisiyle buluşturmuyor mu yoksa?

Ahmet Önel zamanı, yaşananları, beklenti ve kırgınlıkları bu kez “yola çıkışlarda” öykülüyor. Düşsel olanı günü sıradanlığıyla harmanlayan bu öyküler toplamı, adresi belirsiz yola çıkışlar öncesinde, öykü aracılığıyla okura iletilen kışkırtıcı bir davetiye yerinde de geçebilirdi pekala.
Oysa “Aynı Düşün İçinde” gerçekleşen bütün bu serüvenler yalnızca güzel bir aldatmaca belki de. Zavallı, çirkin, acımasız ve tahammül sınırlarını alabildiğine zorlayan yaşamın “ta kendisi” için bir bakıma küçük bir katlanma kılavuzu!

Sonunda sayfalar rüzgarla dönüyor ve yolculuk başlıyor. Kemerleri bağlamayı ise sakın düşünmeyin! Güvensizliğimiz en güzel tarifimizdir çünkü.


Kitaptan Bir Öykü/

YALVAÇ LİMİTED



Bastan söyleyeyim, altindan kalkabilecegim türden bir öykü degil bu. Dahasi, öykü bile degil. Ne diye anlatmaya yeltendigime gelince! Bunun bir açiklamasi olsaydi, inanin onun öyküsünü yazmaya niyetlenirdim. Yine de deneyecegim, söyledigim gibi, bir kere içimde kalsin istemiyorum; ikincisi eglenceli bir öykü, belki sizi gülümsetir bile. Üçüncüsü , bilmem sizi ne denli ilgilendirir ama, içinde böyle karmasik bir anlati bulunduran bir kalemsor bunu mutlaka dislamalidir. Yoksa kötü huylu bir habis gibi büyütür büyütür ve bu kötücül bakisini daha sonra yazacagi tüm metinlere bir güzel bulastirir. Yani ki, bir sagaltim çalismasi bu. Bir psikanaliz seansi! Paylasilirsa bana yarari olur, sizi bir nebze eglendirir... Üçüncü sahislar için bir hükmü olmayacaktir tabii. Zaten, onlar sokaktaki öykü kahramanlaridir. Günün birinde herkes layigini ve yazarini bulacak, edebiyat labirentindeki sonsuz gezintisini baslatacaktir. Bir talih degildir bu, sonuç olarak “hayatim öykü ya da roman” diye tutturanlarin cehennemin hemen kiyisinda bir asagi bir yukari turlamakta olduklari söylenebilir. Onlarin talihle bulusma konusundaki tek sanslari yeteneksiz bir yazara toslamalariyla ilgilidir. Böylelikle, isin içinden yara bere almadan siyriliverirler. Öykülerini kimsecikler okumayacak, hayatlarina hiçbir Allahin kulu tanik olmayacaktir. Gerçek bir sanstir bu! Iyi yazarla burun buruna gelme olasiligindan mi söz ediyorsunuz? Iyi bir kalem erbabinin öncelikle kötü bir hayatin pesinde oldugunun hatirlatmakla yetineyim öyleyse. Bu durumu bastan kabullenen olasi bir öykü kahramani ise inanin henüz ikinci seansta yazarina burun kiviracaktir. Hasili içinden çikilmaz bir paradokstur bu.Asim’in yalvaçligi kendinden menkul. Hangi dagdan hangi tarihte nur inmis kimse bilmiyor. Kendisi de! Zaten, bütün bu olaganüstülükleri, bütün bu yasanmisliklardan sonra kayda düsenler, hani öykünün de biraz daha inandirici olmasi gayretiyle kim nerede, ne zaman, niçin türü basat sorulara bulus zenginlikleri çerçevesinde yanit yetistirmekle görevli hissederler kendilerini. Sizin de tahmin edebileceginiz gibi Asim’in ilk talihsizligi, su dikkate deger olaganüstü niteligi ise, ikinci talihsizligi yazar kisi olarak benimle rastlasmasi gerçegiyle ilgilidir. Hayir, her seye ragmen asla abartmayacagim olanlari, bire bir katmayacagim. Asim, at yarislari konusundaki tuhaf yetisinin , ille de yanit aramak gerekirse yaklasik olarak hangi tarihte su yüzüne çiktigini bilmiyordu gerçekten. Bir rastlantiyla farkina varmis olmaliydi bu durumun. Evet, çocuk kendi halinde bir küçük memurdu ve at yarisi oynamak gibi bir lüksü de yoktu açikçasi. Evcimen bir yapisi vardi. Inandirici gelmeyebilir ama mesai bitimlerinde otobüse atlar ve sevgili karisinin yaninda alirdi solugu. Öykünün Inandirici olmayan bir baska yani ise su sevgili kadin ile ilgili elbette. Aslinda herkesin bildigi bir gerçek vardi ve o da Nevin’in sevimsiz ve sirret biri oldugunun bilimsel olarak kanitlanmaya hazir bir konumda beklemesiydi. Açikçasi, Asim’in arkadaslari olarak, onunla dostlugu evin ve ailesini cografyasi disinda sürdürmeye özen gösterirdik. Tabii bu durum sonuç olarak Asim’in biz haylazlar tarafindan ayartilmasi demekti ve bu ise Nevin’in sirretlik katsayisini hizla arttiriyordu. Evet, kadinin bu olumsuz taniminda bizim de katkimiz olabilir ama seviyorduk adami yahu! Ara sira birakin ayartalim su melek yüzlüyü. Çagin basari ölçütleriyle hesaplasmaya girismemis, çevresindeki insanlari olduklari gibi kabullenen, etli ve sütlüyle iliskiyi çoktan askiya almis bu adamcagizin, aslinda is disinda solugu evde almasina da sasirmamak gerekiyor. Yeni arayislara kalkismak ve hayatimizla ilgili yeni kazi çalismalari yapmak aslinda kocaman bir aldatmaca! Biz hinzirlar, belki de evde böyle bir baris ve sevgi ortami bulamadigimiz için kötü birahane köselerinde dünyanin gidisatini degistirmelere kalkisiyoruz. Asim, belki de degismesini asla istemedigi küçük dünyasinda her türlü sevimsizlige karsi, bir biçimde edindigi bagisiklikla hayatin anlam ve önemini fazla sorgulamadan yalnizca yasiyor. Üstelik seviyor bile! Tabii, bu gerçek biz yasli kurtlarin ne kadar uzun yasarsak yasayalim, asla anlayamayacagi ve çözümleyemeyecegi iki bilinmeyenli bir denklem! Sonuçta, bu durum karsisinda farkli modeller üretmemiz, hele hele adamcagizi çikmazindan kurtarma konusunda gönüllü yazilmamiz ne kadar acinasi bir durum. Belki bir baska masaya konuslanmis ve elbette kumasinin iyi oldugunu düslemekle yetinecegimiz bir baska yazar da hakkimizda hayirli olacak karalamalara çoktan girismistir.Sözü uzatmak yanilginin ömrünü uzatmaktir yalnizca. Asim’in yalvaçligi konusuna geri dönmek en hayirlisi olacak bu nedenle. Sanilacagi gibi su yalvaçlik meselesi, anlayisli, kaprislere gögüs gerebilen bir es olmanin günümüzde yalnizca bir mucizeyle açiklanabilecegi gerekçesinden kaynaklanmiyor. Asim’in özel bir yetisi var. At yarislarindan söz etmistim. Evet, bu özel adam yarislarin sonucunu kosudan önce yanilgisiz bilebiliyor. Tepkilerinizi bekliyorum! Bunun gerçek bir mucize olmadigini söyleyebilir misiniz? Bir sonraki gün kosulacak olan altiliyi eksiksiz bir biçimde gazete kenarina not edebilmek hangi kula nasip olmus bu güne kadar acaba! Asim, belki de sikintili bir aninda fark etti bu ayricalikli durumunu. Bölge müdürüne yazdigi yazidan hala haber gelmemisti ve bu gecikme yine bizim pasazadenin basina patlayacakti. Durumu sube müdürüne açip açmama konusunda bir ikilem yasiyordu Asimcik. Ben, hemen bitisikteki odada çalisiyordum ve Asim’in en büyük sirdasiydim! -Benim su yazarlik illeti disinda paylasmaya degecek bir sirrim yoktu, bu nedenle tek tarafli bir ifade kullandim- Son günlerde sikinti veren durumun arkadasimi fazlasiyla gerdiginin farkindaydim. Çocuk masasinda kipirtisiz oturuyor, hemen önündeki gazetenin bosluklarina saçma sapan karalamalar yapiyordu. Yeni raporlar da gelmiyordu kendisine isin kötüsü. Gizliden kizaga çekilme durumu belki de! Evet, subeyi asip bölge müdürüne ulasmak fazla yürekli bir tavirdi ve Asim arkadasimin bu davranisi kahramanliktan çok dürüst davranma gerekçesiyle açiklanabilirdi. Subede ufak tefek tatsizliklar elbette oluyordu ve dünya alem farkindaydi bunun. Ya bölge müdürlügü olan bitenin çok mu disindaydi sanki? Tabii, bu konuda sevgili dostumu uyarmaktan geri durmamistim ama o dogru bildigi davranisi seçmis ve raporu dösenmisti. Daha günü dolmadan sube müdürünün yüzü mor bir renge dönüsmüstü ve bu manzaranin en yakin tanigiydim. Eh, bundan böyle ip inceldigi yerden kopacakti. Belki de Asim’in baska bir bölüme tayini çikardi. Bir taltif olmazdi bu. Cezalandirma da olamazdi böyle bir uygulama. Olsa olsa ihtar denebilirdi buna. Haddini bil ve oturdugun koltuktan devrilmemeye çalis! Sanirim o da henüz eline ulasmamis bu ihtarin alistirmalarini yapiyordu iste. Gazete bosluklarina! Günün kosusu o sirada dikkatini çekmis olmali. Bizimki atlarin albenili adlarina takilmisti önce. Sonra da içinden geldigi gibi siralamaya girismisti. Sonuçlari kontrol isi bile bir rastlanti sonucu gerçeklesmis; dedim ya kendisinin bire bir iliskisi yoktu su sans oyunlariyla.Bu müthis sonucu, hani o çok ender karsilasilan ve mutlaka can aciti bir yani bulunan siradan bir rastlantiyla açiklamak mümkündü tabii. Bunu akil düzeyinde ve mantik ölçüleri içerisinde belirtiyorum. Yoksa durumun -felaketin mi demeli- benim basima gelmesi halinde bu denli akil ve mantiktan söz etme sansimin olmayacagini anlamanizi isterim. Insan bir yakininin yikiminda asla molozlar altinda kalmaz! Asim’in, elbette siradan bir dünyali olarak durumu öncelikle sogukkanlilikla karsilamasini beklemiyorum sonuç olarak. Kim bu saçmaligin ardindan kiyasiya bir muhasebeye girismez ki! Kaçirilmis firsatlar ve kazanilmis haklar, arta kalan yasamin farkli düzlemleri için yine çok farkli olanaklar sunuyor insana. Bilmis gibi konusuyorum. Oysa neyim ki ben! Yüregi ve cüzdani kaldirmadigi için haftalik kuponu bile doldurmaktan aciz bir dünyaliyim yalnizca! Sonuç olarak talihsiz arkadasimin yine de yikilmadigini, çünkü bu olaganüstü durumu bile akli bir gerekçeyle açiklayabilecek ender insanlardan biri oldugunu belirteyim. Yalvaç olacak çocuk tepkilerinden, olaylar karsisinda aldigi tavirlarindan belli eder kendisini. Ne ki, ikinci haftadaki kosuyla ilgili olarak benzeri bir denemeye girisirken onda da biz siradan günahkarlarinkinden fazla farkli bir ruh hali oldugu söylenemezdi tabii. Tipki, yine gazete bosluguna yazilan tahminlerin altida altiyi yakalamasinin ardindan yasadigi karmasaya katlanamamsi gibi. Solugu bende aldi. Söylemistim, bürodaki en yakin dostuydum. Gözleri kan çanagiydi. O iki yuvarlagi daha bir belertti ve sakin olmaya çalisarak olayi özetledi. Silik bir kisiligimin oldugunu belirtmenin sirasi. Yasananlari siradanlastirarak karsilamayi iyi beceririm. Bence olan biten her sey biz dünyalilar içindir. Felaketler, mutluluklar, karsilasmalar, dogumlar, ölümler... hayir, o kadar da kafa karistirici degildir sonuçta. Düsünsenize, gözünüzü bir kapayip açiyorsunuz ve bu süre içerisinde ya bir insancik daha katiliyor aramiza, ya da bir ikisi ebediyen çekip gidiyor. Depremler, kazalar, yikimlar , geç ögrenilen gerçekler, sonu gelmeyen aldatmalar, riya, yalan ve nutuklar... hepsi hepsi berdevam degil mi yoksa! Söylesenize, bu dünyanin neresine sasirabiliriz! Sonsuz olasiliklara açik bir oyun alanina sürülmüsüz her birimiz. Kosturuyor, sasiriyor, yeniyor, yeniliyoruz. Tabii, bütün bunlarin farkinda olmak bile nasil bir ayricalik! Kimi zavallilarin oyunu gereginden fazla ciddiye aldiklarini da belirtmem gerekiyor bu noktada. Ancak, bu yasli dünyada kaos ve karmasanin bile bir düzenleme, bir disiplin dahilinde gerçeklestigini düsünüyorum ben. Belki de, olan biten ne varsa, çok öncelerden senaryo olarak yazilip çizildi. Bizler o derin o misil uykularda rollerimizi, farkinda olmadan ezberledik ve sürüldük kocaman alanlara. Sasirmak gerekiyorsa sasiriyoruz, sevinmemiz gereken yerde seviniyor, üzülmeye sira geldiginde üzülüyoruz. Kimi sansli ölümlülerin rol defterine ise acilarin en keyif vereni ask acisi yaziliyor ki tadindan yenmez. Ayrilik, öfke, kiskançlik ve aldatma krizleri bu rolün albenisini üçe bese katliyor! Evet, su siradanlastirdigim roller teorisinde ask acisina layik görülen bir oyuncu olamadim hiçbir zaman. Çoktan yasimi basimi aldim ve askla yalnizca kitaplarda ve filmlerde karsilastim. Bundan dolayi sansli olup olmadigimi bilmiyorum. Asim kadar degilse bile ona yakin bir kabullenisim var benim de elbette. Yazgiya inaniyor ve onun bu oyunlar silsilesini asil baslatan oldugunu düsünüyorum. Sonuçta, Asim kardesimin yasadigi bu durumu da en serinkanli karsilayacak kisi elbette benim!“Pek fazla görülen bir vakia degil..”, diyorum Asim’a. Sanki mucizeler ya da dogaüstü güçlerle ilgili kocaman bir master hazirlamis profesör edasiyla.“Bu.. bu beni ürkütüyor..”, diyor Asim.“Asil ürkmesi gerekenler karsidakiler...”, diye rahatlatiyorum genç arkadasimi. Düsüncemi anlamiyor isin basinda. Ben de bu dogaüstü gücü kolay kabullenmis bir sahtekarin yapabilecegi kadariyla söylediklerimi açiklamaya çalisiyorum. Korkmasi gerekenler at yarisi organizatörleri tabii! Isleri bitti, artik. Iflas bayragini çekmek için geriye dogru sayim baslatabilirler. Ve sen Asim! Kocaman bir kasa kiralamalisin güvenilir bir bankada. Ah, istifa dilekçeni hazirlamis miydin! Asim saskinliklar içinde dinliyor beni. Sakin ve serinkanlilik yalnizca sahtekar bir durustur, az önce söylemistim. Siradan bir dünyali oldugumu bir kez daha kanitliyor ve atip tutuyorum iste. Düsman belledigim para mihraklarini yerle bir ediyorum. Zevk, safahat ve bitmez bir servetin kaynaklari üzerine büyük sözler söylüyorum. Çigrindan çikmisim çoktan. Arkadasim anlasilamamis olmanin sikintisiyla yeniden odasina dönüyor. Ben ise kendime lanetler okuyorum.Saskinligim uzun sürmüyor ve kendime geliyorum sonunda. Evet, kisa bir süre için yitirdigim maskemi yeniden buldum ve oyuna devam edebilirim. En az onun kadar serinkanli, sagduyuluyum! Asim, ilk etapta elbette inandirici bulmuyor bu konumumu. Esip gürleyen adam nereye gitti, hezeyanlari gerçekten geçici miydi diye kisa bir tartisma yasamis olabilir tabii. Ancak insanogluyuz ve eninde sonunda bir baska insana gereksinimimiz var. Kendimizi yüzlemek, içimizdekini bosaltmak, kisacasi vicdanimiza ayna tutmak için gereklidir bu ve inanin karsimizdaki kumasin kalitesi o kadar da önemli degildir böyle anlarda. Kendime haksizlik yaptigimin farkindayim, çok da uzatmayacagim bu nedenle. Ertesi gün, yine ayni masanin iki yanindaydik ve fisir fisir konusmayi sürdürüyorduk.“Bunun bir açiklamasi mutlaka olmali..”, diyorum bilmis bir edayla. “Ama bu o kadar önemli mi? Evet, ortada fizik ötesi bir durum var ve birakalim bunu, tabii daha ileri tarihlerde psikanalistler ya da fal uzmanlari çözmeye çalissin..”“Iyi de..”, diyor Asim süpheyle yüzüme bakarak. “Neden ileri bir tarihte?”“Basit bir örnekle açiklamak gerekirse..”, diye hizlica düsünmeye çalisiyorum. “Diyelim ki, bahçenden petrol fiskiriyor. Ilgililer devreye girip normal prosedür tamamlanana kadar, evini Allahin ihsan ettigi bu yakitla isitabilirsin, öyle degil mi!”“Saçma, dahasi kötü bir örnekti ama ne demek istedigini anladim.”, diyor Asim.“Önemli olan da buydu...”, diyorum ufuktaki para destelerini uzaklardan görüvermis biri gibi davranmamaya çalisarak. Asim bütün bu olasiliklari gözden geçirmis olmali.“Bence bu önemli bir hastalik göstergesi.., diyor. “Belki de zaman yitirmeden tedaviye gereksinimim vardir..”“Ve tedavin çok pahaliya patlayabilir..”, diye konusuyorum dislerimin arasindan. Hey Tanrim! Bazen bir kuluna gerçekten de ciddi bir ayricalik taniyorsun ama bu tür örneklemelerinde adres nedense yanlis oluyor.“Yani..”, diyor Asim kardesim.“Yanisi su! Bir kaç hafta bu özel yetenegini degerlendirecegiz arkadas! Rahatsizligin bundan öte çalisma hayatini tehdit edebilir ve sen iyi kötü belli bir yükleme yapmak zorundasin..”“Bilmiyorum.. Daha dogrusu korkuyorum..”, diyor sevgili ve ayricalikli arkadasim. Konusmayi kisa kesiyoruz. Içeriye mor suratli sube müdürü giriyor çünkü. Alisildik düsman nazarlarini bize , daha dogrusu Asim’a yöneltiyor ve agzinda bir seyler geveleyip çikiyor. Biz ise kendi hesaplasmamizla, bizi beklemekte olan kaderin türlü oyunlariyla ve en güzeli, bir gün sonraki kosunun tahmin seansiyla bas basa kaliyoruz. Evet, duygusal konusmam ise yariyor ve Asim’i hayata va huysuz karisina karsi önlem alma konusunda güç de olsa uyariyorum.Bir zaman kendimize gelemiyoruz. Evet, su sözünü ettigim altiliya hiçbir sey vurmuyor nedense. Kisa süren bir sok bu. Nedenleri üzerinde kafa yormak bile gerekmiyor belki de. Iki hafta üst üste yakalanan bir güzel, dahasi yaziklanacak rastlantinin rüzgariyla oradan oraya savruldugumuzu düsünmekten baska yapacak bir sey kalmiyor geriye. Içim daraliyor. Asim için ne kadar endiseleniyorsam, cümle fizik kuralarini yerle bir eden bu güce de inancim o kadar büyük çünkü. Asim’in gündeminden çoktan çikmaya hazir bu durum bir baska rastlantiyla yeniden karsimiza dikiliyor günün birinde. Evet, bu gerçek yikimin habercisi oluyor.“Yetenegim yalnizca baskalarinin isine yariyor..”, diyor Asim masamin yanina sikintiyla çökerken.“Emin misin?”, diyorum az sonra duyacaklarina daha isin basinda inanmaktan yana olmayacagini belli eden ses tonumla.Arkadasim anlatiyor. Evet, bir rastlanti sonucu, bürodan bir baska arkadas, Asim’in gazete karalamalarini görüyor ve bir isgüzarlik edip kuponuna söz konusu rakamlari aynen geçiriyor. Sonuç zafer! Tabii, yalnizca su isgüzar için geçerli bir zafer bu. Çocuk, yarisin tamamlanmasiyla birlikte Asim’in odasina daliyor ve bizimkini yalayip yutuyor.“Içime dogmustu böyle olacagi..”, diyor Asim. “Kendime hiçbir zaman hayrim olmamistir benim..”, diyor iç geçirerek.“Demek kendin için oynayinca sonuç sifir ama . baskalari söz konusu oldugunda...”“Bilmiyorum!”, diyor Asim. “Bu bir hastalik ve sonumu iyi görmüyorum.”Insanoglunun gerçek bir kötü oldugunu o an için bir kere daha test etmis bulunuyorum bu sirada. Tabii, deneyi bizzat kendi üstümde gerçeklestirerek!“Birak su kötümserligi dostum!..”, diyorum coskuyla. “Sen debir baskasiyla ortak çalisirsin, olur biter. Yani sen tahminleri yaparsin, bir baska dostumuz da kuponlari doldurmak ve yatirmak gibi ivir zivirla ilgilenir. Sahi, bu konuda birlikte çalismaya ne dersin?”Asim bir sey söylemeden yüzüme bakiyor. Bir kez daha coskularimin esiri oldugumu fark ediyorum. Bu durumdan utanmam gerek elbette. Biz zavalli dünyalilar! Dostlugun sinava tabi tutuldugu su büyülü anlarda ne kadar siradan, ne kadar dünyevi ve acinasi oluyoruz!“Isin içinde benim ortakligimin olmasi bile tahminin tutmamasi için yeterli..”, diyor Asim.“Emin misin?”, diyorum zavalli dostuma. Bir kez daha onayliyor beni. Sonuçtan ben de nasibimi aliyorum dogal olarak. Böyle durumlarda - sanki çok yasanirmis gibi- seçenekler sayilidir, bilirsiniz. Ya gerçek bir yandas olmayi seçersiniz, ya da o ana kadar inandiginiz herseye bayrak açarsiniz. Ufukta, yeni kazanimlar, renkli bir hayat, ancak bir o kadar da kirik gönüller vardir. Silah zoruyla yazdiracaginiz o sihirli alti rakam yasaminiza yeni bir renk katmaz, dahasi o ana kadar gerçek bir renk körü olarak ortalarda dolasmakta oldugunuzun ayirdina varirsiniz. Dostlugu seçmek, evet pek çok yazilmis öykünün anafikrinde de belirtildigi gibi , daha erdemli ve daha insana yakisir bir tavirdir. Laf aramizda, baska bir seçenek de yoktur! Evet, bu müthis yetinin ne ona ve dolayisiyla onun huysuz karisina, ne de birinci elden dostu sifati tasimakta olusunun bir nisanesi olarak bana bir hayri olmayacagi belli oluyor. Bu arada, Asim arkadasimin ünü almis basini yürüyor tabii. Kötü haber tez duyulur derler. Yoksa bunun bizim için, yani su malum üçlü için iyi bir haber oldugu söylenebilir mi!Arkadasimin kapisina dayananlari ben gögüslüyorum öncelikle.“Dostumu kullanmaniza asla göz yummayacagim..”, diye bagiriyorum koridorda.“Abartiyorsun..”, diye karsi çikiyor muhasebe müdürü. “Tas atip kolu yorulmayacak ya! Verecegi epi topu alti rakam!”Densizin söylediklerine de bakin hele! Avans basvurularinda kolu çok mu yoruluyordu sanki bunun? Kraldan çok kralci kesilen bu sevimsiz, paraciklar cebinden çikiyormusçasina nekes davranir ve homurtular içinde ödenek olmadigini söyleyip durmaz miydi! Öfkeli ve isterik kalabaligi püskürtmek için epey dil dökmem gerekiyor sonunda.“Siradan bir rastlanti iste..”, diyorum dilimin döndügünce. “Hem, bir sonraki kosu için Asim’in garanti vermesini beklemiyorsunuz ya!”“Bizler garanti degil, yalnizca rakamlari istiyoruz!”, diyor personel sefi. Izin koparmak için karsisinda kirk takla atmak zorunda kaldigimiz bu bastibacak kadinin, eline geçecek paraciklarla bundan öte ne tür bir yasam kuracagini düsünemiyorum açikçasi. Sube müdürünün gelmesiyle ortalik biraz sakinlesiyor sonuçta. Mor surat, gerçek kazancin beyin ve dirsek araciligiyla elde edilecegi masalini olabilecek en kisa sürede anlatiyor. Sonuçta bu masalla kimse uyumuyor elbette, ancak geçici bir süre için odalarina çekiliyorlar!“Su duyduklarim...”, diyor sube müdürü. “Gerçek mi yani?”“Iyi niyet ve temiz kalbin bin yilda bir gerçeklestirebildigi bir mucize bütün bu olup bitenler...”, diyorum en yatistirici sesimle. “Asim’i bilirsiniz. Melek gibidir ve...”“Temiz kalpli biri oldugunu elbette biliyorum.”, diyor suratinin rengi hizla kahverengine dönüsmekte olan müdürüm. “Yine de, bizim subeyi bölgeye rapor etmesi anlasilabilir gibi degil.”“Iyi yurttaslik bilinciyle yapilmis bir davranis. ..”, diyorum.“Sen inaniyor musun bu söylediklerine?”Yanit veremiyorum. Iyilik ve kötülük kavraminin, dogru ve yanlisin kiyasiya sinava tutuldugu bir ara dönem yasiyoruz. Her an herkes bir baskasindan bir sey istemek zorunda kalabilir ve hatir, dostluk, sevgi,en önemlisi de hosgörü pek çok pasli kilidi yuvasinda döndürebilir.“Onunla bir kez daha görüsmek isterim..”, diyor müdür dönüp giderken. “ Odamda olacagim ve onu bekleyecegim!”Büyük sözlerin, nice nice koca cümlelerin içinin bos oldugunu anliyorum o dakikada. Evet, sinava çekilen yalnizca ben degilim. Insanlik varolus kabina batirilan bir turnasol kagidi su anda. Kimin renk degistirip degistirmeyecegi belli olacak birazdan. Ah! Asim’i bir ihtimal ayakta karsilayacak olan sevgili müdürümüzün masasinin üstünde bir adet at yarisi kuponu olmayacagini kim söyleyebilir peki! Kendimizi aldatmayalim. Hiç aldatmayalim!Sube müdürünün, melek yüzlü dostumuzun içinde aslinda bir seytanin gizli olduguyla ilgili düsüncesini, özellikle onunla gerçeklestirdigi görüsmeden sonra iyiden iyiye pekistirdigine karar veriyorum. Çünkü Asim, müdürün pazarlik teklifine asla yüz vermiyor. Bütün bu olup bitenin olaylarin diger cephesine , yani aile içine siçramasi gecikmiyor bu arada. Evliligin basindan beri, dostumuzla ilgili degisik düsünceler beslemekte olan Nevin, sonunda süpheleri tek noktada yogunlastiriyor: Evet, bu adam yakinindakilere aci tattirmaya yeminli bir kesis! Birden, kendimi bunun dogru olmadigiyla ilgili ikna çabasi içinde buluyorum. Dilim döndügünce savunuyorum zavalli dostumu. Evet, o bir yalvaç olmali mutlaka! Ilk havarisi de elbette benim, baksaniza! Yakin zamanlara kadar ben de bir fani, üstelik gözü paradan baska bir sey görmeyen bir günahkardim! Simdi öyle miyim ya? Hayir! Asim’a gerçekten inaniyorum ve yüksek sesle itiraf edemesem bile bu inancin beni eninde sonunda ödüllendirecegini düsünüyorum.“Böyle bir yetenegi varsa, insan ne yapar eder bunu ailesi için kullanir! Isi gücü birakmis, milleti zengin ediyor.. Çamasir makinesini bile degistiremedik daha! Pis sular salona akiyor, kimin umurunda!”“Herkes gibi bakiyorsun meseleye..”, diyorum. Tanrim! Korkunç bir durum bu. Sanirim bütün bunlari inanarak söylüyorum isin kötüsü.“Onu seviyorsan, kocan olarak önemsiyorsan, yasadigi tedirginligi anlamaya çalismali, sagligiyla ilgili tasidigi korkuyu bir parça yüreginde duyabilmelisin...”, diyorum.“Benim duydugum korku, kapinin önündeki su modeli düsük Renault’u, son dilim borcu ödeyemedigimizden dolayi her an elimizden alabilecekleriyle ilgili.”diyor. Ne zaman ama! Kari koca, evlenirken ne adina yemin ediyorlar peki! Zor günler, kanli sinavlar bir kez olsun yoklamaz mi bir evliligi? Söyleyin, bu konuda içinde sik sik “dayanisma” sözcügü geçen uzun bir cümle onlarca yüzlerce kez çignenmemis midir? Bu ve benzeri talihsiz tanikliklarda evli olmadigima dua ediyorum. Kimseyi sevmediysem, bu biraz da dürüstlügümün göstergesi olamaz mi acaba! Kimsenin beni sevmemesi ise, yine olasi adaylarin sansiyla açiklanabilecek bir durum kanimca. Aziz arkadasimin belki baskalarina çok sey kazandiracak, onlari ömür boyu mutlu edecek bir yetiyle donandigini, ne ki bunun sonucunda, verdikçe eksilecek bir konumda oldugunu anliyorum. Belki de öykünün basinda yanilttim sizi. Bir trajedi bu çünkü! Kaybedenin kazandigiyla ilgili bir iki film görmüs ya da kitap okumusuzdur, ancak kazandiranin kaybettigi nerde görülmüs! Dünyanin yuvarlakligini tariflercesine, önce dostlarini, sonra ailesini en sonunda da kendine güvenini yitiren arkadasimin öyküsü, okudugunuz gibi, sizlere de amortiden bir hüzün kazandirmaktan baska bir ise yaramiyor.Görev yetersizligi isten çikarilma konusunda uygun bir gerekçe olabilir ama bu içerikteki bir raporun “bir baska dünyaya aidiyetle” igili öngörüsü nasil kabul edilebilir ki! Adim gibi biliyorum, yalnizca kuyruk acisindan kaynaklaniyor bu durum. Gözünü para bürümüs küçük insanlarin dünyasinda yasiyoruz çünkü ve onlar kendi kavimlerinden olmayanlari kolaylikla kurban ediveriyorlar! Kime mi? Tabii ki Hirs Tanrisina! Çocuklarin minik kulaklarina akittigimiz sevgi, dostluk masallarini inanarak anlatmadigimiz bir gerçek degil mi yoksa! Asil korkumuz yarinin dünyasini sevginin, dürüstlügün , dahasi içtenlik ve özverinin temellendirecegi düsüncesinin dogru çikmasiyla ilgili. Ya bu düs gerçeklesirse? Ya masallar sahici olursa nasil bir felaketle yüz yüze geliriz düsünebiliyor musunuz! Birileri ortaya yürekli bir biçimde çikip sevginin umaci oldugunu söylesin artik. Savasmayin sevisin sloganinin arkasindaki dehset çagrisini göremeyecek kadar kör müsünüz yoksa? Söyledim ya! Gerçek bir ermisim ben! Herkesi karsima almis vaaz veriyorum. Ne ki, bir küçük, bir siradan mucizenin bizi getirip biraktigi yer bir uçurum kenariysa susup oturamazsiniz. Bir seyler yapmaniz gerekir... Öncelikle de hayatta kalmak için!Bizim yaptigimiz da bu oluyor elbette. Düsüncelerimiz ve yargilarimizla ne kadar uçabiliriz! Ayaklarimiz yere degmeden dolasabilecegimiz günleri beklemek bos bir hayal! Farkli bir kumastan da olsak siradan dünyalilardik ve yasamamiz gerekiyordu öncelikle . Yalvaç Limited’i böyle bir sikisma aninda akil ediyoruz kisacasi. Evet, Asim’i bu düsünceye razi etmek hiç kolay olmuyor isin basinda. Hayatta her seyini yitiren bir insanin yine de kiyida kösede bir minik zenginligi vardir çünkü. Isterseniz umut deyip çikin isin içinden. Ben henüz bir ad koymus degilim.Yine de sikayet etmiyorum. Sevdigim, dahasi inandigim bir adamla birlikte yasiyorum. Kent kent dolasiyoruz ve yalanci bir umudun pesinde dolasan fanilere karin toklugu karsiliginda rakamlar dagitiyoruz. Ardimizda biraktigimiz zengin insanlarin sayisi çig gibi büyüyor. Biliyorum, günün birinde bizi tutuklayacak ve sinir disina birakacaklar . Zengini hizla artan bir dünyada bu yaptigimiz isin , yine su çaresiz dünyanin kit kaynaklari konusunda ciddi sorunlar yaratacagini iyi biliyorum çünkü. Ayrica, herkesin yalan ya da gerçek herkesin silme zengin oldugu bir gün sorunlar en bastan baslayacak. Herkes yine sifirdan yarisa katilacak. Açligin bir tek tarifi oldugunu düsünüyorsaniz hiç baslamayin bu öyküye, ama uyarida ne kadar geç kaldim degil mi!“Yoruldum..”, diyorum Asim’a. “Rastladigimiz ilk su basinda mola verelim, ne dersin!”“Çok geç..”, diye gülüyor sevgili Yalvaç.“Durup dinlenmek için çok ama çok geç degil mi sence de?”Hayir, böyle bir sey söylemiyor Asim. Masanin arkasindan dogruluyor ve bölge müdürlügüne gönderecegi son raporu bir kez de bana okumak için yanima dogru yaklasiyor. Gözlerimi ufukta çoktan kizarmaya baslayan bulutlardan ayirmadan , zavalli çocuk... zavalli çocuk diye kendi kendime mirildaniyorum.


















5269




Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.