Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






sevgili günlük öykü anlatıyor



“SEVGİLİ GÜNLÜK”

ÖYKÜ

ANLATIYOR!






Merhaba Sevgili Okur!


Elinde tuttuğun elbette bir öykü kitabı. Ne var ki, bu öyküleri, günlük tutan arkadaşların “ günlükleri” aracılığıyla okuyacaksın.
Sevgili Günlüğü tanıyorsundur! Kim bilir, belki senin de günlük tuttuğun güzel bir defterin vardır.
Kimi zaman yaşadığımız olayları, sevinç ve coşkularımızı günlüklerimizle paylaşırız. Evet, günlük tutma alışkanlığı olan okurlar bunu çok daha iyi bilecekler mutlaka. Peki yalnızca sevinç ve coşkularımız mı yer alır günlüklerimizde? Hayır! Can sıkıntılarımızın, üzüntülerimizin de ortağıdır onlar. Sözün kısası, gerçek bir dost, ağzı sıkı bir sırdaştır “Sevgili Günlüklerimiz”.

Bu kitapta , toplam on değişik günlük ve on değişik öykü okuyacaksın Sevgili Okur. Can’ın tuttuğu günlüklerden başlayacağız ve Mutluhan’ın günlükleriyle kitabımızı noktalayacağız.
Artık dostlarımızla tanışmanın zamanı geldi.
Evet, ilk öykümüzü okumak için Can’ın günlüklerine göz atmaya hazır mısın? Can’ın Sevgili Günlüğü ile paylaştığı sırlar, belki de kitabımız için iyi bir başlangıç olacak. Onun günlüklerinde her birimiz kendimizden bir şeyler bulacağız.

Sevgili Okur! İstersen sözü daha fazla uzatmayalım ve Can’ın günlüklerini okuyarak “Sevgili Günlüğün Öyküleri”ne başlayalım.












1





BENİM DE BİR BECERİM VAR





CAN’IN GÜNLÜĞܒNDEN







11 Nisan

Sevgili Günlüğüm,

Canım nasıl sıkkın, anlatamam! Evet, benim canım sıkılmasın da kimin canı sıkılsın peki! Şimdi yazacaklarım seni de üzecek belki ama ne yapabilirim! Sıkıntımı biriyle paylaşmam gerekiyor, öyle değil mi! En iyisi, lafı uzatmadan olanları anlatayım. Bu gün, ödevlerimi erkenden bitirdim. Oldukça boş zamanım kalmıştı geriye. Birden, Mustafa’yı aramak geldi içimden. Hayır, telefon etmeyecek, evine gidip ona sürpriz yapacaktım. Yalnızca okulda görüşüyoruz Mustafa’yla. Öğretmenimiz her zaman, okul dışında da görüşmemizi, arkadaşlık yapmamızı önermez mi zaten? . Dostluklar böyle pekişirmiş. Ben de bu öğüde uydum ve bir koşuda Mustafalar’ın evine ulaştım.
Okul çıkışlarında önce onların evinin önünden geçtiğimiz için evlerini biliyordum. Kapıyı çaldım ve heyecanla beklemeye başladım. Kısa süre sonra Mustafa kapının arkasında belirdi. Ama o da ne öyle? Mustafa’nın yüzü, parmakları boya içindeydi. Kısa bir şaşkınlıktan sonra gülümsedi ve beni içeri aldı. Az sonra arkadaşımın neden boyalara batmış olduğunu anladım. Mustafa resim yapıyordu Sevgili Günlüğüm! Okuldaki resim derslerinde hayli başarılı olduğunu zaten biliyordum ama , boş zamanlarında evinde de resimler yaptığını tabii ki bilmiyordum. Resimla uğraşmak oldukça hoş bir uğraş olmalı. Oysa benim elimden resim yapmak hiç gelmez. Mustafa’nın o güzel çalışmalarına, rengarenk resimlerine bir süre baktım. Sonra da koşarak eve döndüm. Ah! Keşke ben de resim yapabilseydim! Keşke ben de birbirinden güzel tablolar boyayabilseydim... Mutsuzluğumun, sıkıntımın nedenini anlıyor musun Sevgili Günlük? Çok mutsuzum çok!




....




14 Nisan

Sevgili Günlük!

Hiç keyfim yok, biliyor musun? Sana yine o mutsuz çocuk yazıyor! . Biliyorum, belki de bana kızıyorsun, ama ne yapayım, elimde değil! Bu gün günlerden cuma. Yoğun dersleri hafta sonuna bırakmaya karar verdim. Bu kararımın bir nedeni de, arkadaşlarımla daha sık görüşmek. Biliyorsun, bunu sınıf öğretmenimizin önerdiğini daha önce söylemiştim. Sıra arkadaşım Ali bize çok yakın bir yerde oturuyor. Bu gün içimden ona uğramak geldi. Ali’nin annesi benim annemin de yakın arkadaşı. Bu nedenle hiç çekinmeden kapılarını çaldım. Ali beni görünce ne yapacak çok merak ediyordum doğrusu. Kapının açılmasını beklerken içeriden gelen müzik sesleri dikkatimi çekti. Ah, Ali kapıyı açınca dışarıya kadar taşan seslerin gerekçesini de öğrenmiş oldum! Ali gitar öğreniyordu! Evet, evlerinde bir müzik öğretmeni vardı ve bu sevimli ağabey, arkadaşıma bir gitarist olma konusunda yardımcı oluyordu! Ali bana çalışmalarından bir kaç örnek dinletti! Çok güzel çalıyordu! Derse devam etmeleri gerekiyordu ve sanırım onları yalnız bırakmalıydım. Keyfim kaçmış bir biçimde eve döndüm. Sevgili Günlüğüm, benim müziğe hiç merakım yok ki! Sanırım ilgi ve yeteneğim de yok. Eve dönünce babamla karşılaştım. İşinden erken dönmüştü. Canımın sıkkın olduğunu fark edince nedenini sordu. Ona Ali’yi ve olanları anlattım. Babam bir şey söylemedi. Yalnızca başımı okşadı ve gülümsedi! Sanırım sıkıntımı anlamamıştı. Ben de mutsuzluğumu seninle paylaşmaya karar verdim Biricik Günlüğüm. Ah! Nasıl mutsuzum!



.....




17 Nisan


Sevgili Günlük,

Evet, sen de alıştın artık, biliyorum. Sana yalnızca mutsuzken yazı yazıyorum çünkü. Ne yapabilirim peki? Dünyanın en mutsuz çocuğu bensem ne yapabilirim? Dünyanın en mutsuz ve en yeteneksiz çocuğu! Tanıyorsun onu. O benim çünkü. Bu gün de Erdal’a uğradım. Sınıfımızdaki en sempatik, en şakacı arkadaş. Onunla arkadaşlık yapmak bir iki gündür peşimi bırakmayan can sıkıntımı giderecekti. Yola koyuldum. Evlerine ulaştığımda Erdal da kapıdan çıkmak üzereydi. Elinde bir çanta vardı. Meğerse semtin atletizm takımına girmiş. Benimle karşılaştığında çalışmaya gidiyormuş. Birlikte gitmemizi önerdi ama kabul etmedim. Bir yandan da son dönemde elde ettiği başarılarından söz ediyordu. Daha fazla dinleyemedim ve koşarak eve döndüm. Benim spora hiç ilgim olmadı ki! Yalnızca spora mı sanki? Müziğe, resime de ilgim olmadı benim. Belki de ben çok yeteneksiz bir çocuğum Sevgili Günlüğüm! İlgi duyduğum hiçbir uğraş yok. Biliyorum, birazdan yemek masasında babam yine bana takılacak ve yüzümün neden asık olduğunu soracak. Olanları anlatsam ne değişir peki? Çok mutsuzum Günlüğüm! Günden güne yeteneksiz bir çocuk olduğumu çok daha iyi anlıyorum.



....






22 Nisan


Sevgili Günlük,

Bu sızlanmalarıma daha ne kadar kulak verecek, yani sayfa ayıracaksın acaba? Evet mutsuzum, mutsuzum... Mutsuzum! Bu kez mutsuzluğumun nedeni Ayşe. Hiç değilse onunla konuşur biraz rahatlarım diye düşünüyordum ama Ayşe hanımın da bir uğraşı varmış meğerse! Bale kurslarına gidiyormuş. Ben bir şey söylemeden çalışmalarını ballandıra ballandıra anlatmaya başlamaz mı! Onu daha fazla dinleyemedim ve işim olduğunu söyleyerek eve döndüm.





Kapıda babamla karşılaştım. Bana bir şeyler sormak niyetindeydi sanırım. Ama cevap verecek durumda değildim ki! Aslında babamın bana bir şey sormasına gerek yok. Sorunumu iyi biliyor. Beni anlıyor ama onun da elinden gelebilecek bir şey yok! Oğlu yeteneksizin, meraksızın biri. Belki de arkadaşlarımı kıskanıyorum Sevgili Günlüğüm! Onların bu çabalarını, meraklarını kıskançlıkla izliyorum! Ah.. Çok mutsuzum Biricik Günlüğüm! Çünkü çok yeteneksizim...


.....



27 Nisan


Sevgili Günlüğüm!

Nasıl mutluyum, bir bilsen! İnanması çok zor, değil mi! Lütfen inan, gerçekten de çok mutluyum! Çünkü sevgili arkadaşın, biricik Can nasıl yetenekli biri olduğunu anladı! Evet, ben yetenekli ve meraklı biriyim Sevgili Günlüğüm. Bunu öğrendiğim için de çok mutluyum. Peki, neler oldu dersin? Sana neler olduğunu anlatmama gerek yok aslında. Sanırım biliyorsun. Çünkü babamla elele verdiniz ve bana güzel bir sürpriz hazırladınız. Ah! Biliyorsun değil mi Sevgili Günlük! Meğer, bütün o sızlanmalarımı gören babamın bildiği bir şey varmış! Evet, sevgili babacığım, geçen gün benden habersiz seni, yani sevgili günlüğümü almış ve içindeki bazı sayfaları çoğaltmış. Sonra da çoğalttığı bu sayfaları sınıf öğretmenimize götürmüş. Kısaca özetlemek gerekirse, sayfalardaki günlükleri çok başarılı bulan öğretmenimiz bu yazıları okul dergimizin “güzel yazılar” sayfasına basılmasını sağlamış. Hatırlayacaksın, geçen yaz gittiğimiz tatili anlattığım günlükler. O yeşil adayı, orada tanıdığım insanları , sonra gezilerimizi meğerse ne güzel anlatmışım! Bunu ben söylemiyorum, arkadaşlarım söylüyor. Ayşe, Mustafa, Erdal... hepsi tek tek gelip yazılarım nedeniyle beni kutladılar. Öğretmenimiz de yazma konusunda yetenekli olduğumu, büyüyünce belki de yazar olabileceğimi belirtti! Düşünebiliyor musun Sevgili Günlüğüm, benim de bir yeteneğim var! Benim de güzel bir merakım var ve bunu hakkını vererek yapabiliyorum. Arkadaşlarımı kıskanmama hiç gerek yokmuş. Ah, bunu daha önce neden düşünemedim sanki. Sanırım babama teşekkür etmeliyim günlüğüm. O sıkıntılı anlarımda babacığım hafifçe gülümseyip başımı okşarken bunları düşünüyordu demek ki. Çok mutluyum Sevgili Günlüğüm! Gerçekten öyle mutluyum ki!


































Evet, Can’ın günlükleri elbette devam ediyor ama bizim okuyacaklarımız bu kadarla sınırlı. Öykü burada noktalanıyor çünkü. İnsanın kendine güven duyması nasıl da güzel bir duygudur aslında. Bu duygu bizi güçlü kılar öncelikle. Karşımıza çıkacak olan pek çok sorunu aşmamız konusunda yine bize yardımcı olur.

Sevgili Okur!
Güven duygusu kadar gerekli bir duygu da elbette sevgi ve dostluk olmalı. Yaşadığınız o güzel arkadaşlıkları şöyle bir düşünün ! Dostlarımız, sevgili arkadaşlarımız olmasaydı hayat kim bilir nasıl anlamsız, ne kadar sevimsiz olurdu. Bu eşsiz duyguyu dile getiren güzel bir öyküyle, daha doğrusu günlükle okumamızı sürdürelim, ne dersin?

Öyleyse sıra Aslı’nın Günlüğü’nde!















2






ARDIǒI GÖREN VAR MI?






ASLI’NIN GÜNLÜĞܒNDEN




9 Haziran


Pembecik Günlüğüm,

Elif bu gün küçük kuşu Ardıç’ı bize bıraktı. Nasıl güzel, nasıl şirin bir şey! Öyle sevindim ki! Sevgili arkadaşımı tatile gittiği için on beş gün göremeyeceğim ama kuşu Ardıç’ın bizdeki konukluğu onun yokluğunu hiç aratmayacak. Bundan eminim. Ardıç’ın uzun sarı renkli bir gagası var. Maviyle yeşil karışımı tüyleri tüm gövdesini sarıyor. Annem de çok sevdi Ardıç’ı. Kafesi hemen büyük büfenin üstüne yerleştirdik . Elif Ardıç’ın yemini de getirmiş. Keşke suyunu da getirseydin diye takıldım ona. Sevgili arkadaşım gülümsedi ama çok sevdiği kuşundan ayrılacağı için sanırım oldukça mutsuzdu. Ona iyi tatiller diledim. Aklın arkada kalmasın diye ekledim bir de ama dinleyen kim! Kapıdan çıkana kadar gözlerini Ardıç’tan ayıramadı bir türlü...



..........







12 Haziran


Sevgili Pembekız!

Yarı yıl tatili benim için de iyi geçiyor. Babamın yoğun işleri nedeniyle kentten ayrılamadık ama insan evinde de bir güzel dinlenebiliyormuş. Bol bol müzik dinliyor, kitap okuyorum. Tabii bir de Ardıç! Elif’in ona neden bu kadar düşkün olduğunu anlamak hiç zor değil aslında. Kuşlar biz insanlarla çok iyi dost oluyorlar. Babam ona yeni sözcükler öğretmeye çalışırken öyle komik oluyor ki! Keşke izleyebilsen.



......



15 Haziran

Biricik Pembecik,

Ardıç sanırım bana çok alıştı. Bu gün kafesin kapısını açtık ve evin içinde gezinmesine izin verdik. Ne yapsa beğenirsin? Evet, doğruca geldi ve omuzuma kondu. Elif’in bizi görmesini çok isterdim. Elime koyduğum yemleri de iştahla yiyor Ardıç. Sanırım ben de ona çok alıştım. On gündür birlikteyiz ve çok yakın iki arkadaş olduk bile. Bakalım günü gelince ondan nasıl ayrılacağım. Bunu düşünmek bile istemiyorum.




.......



19 Haziran

Pembecik,

Bu gün çok kötü bir şey oldu. Çok ama çok üzgünüm. Sana nasıl anlatacağım, bilmiyorum. Bu gün Ardıç pencerden uçtu gitti! Söylemesi bile zor, öyle değil mi! Elbette bu olaya benim bir dikkatsizliğim neden oldu. Ardıç’ı kafesten bıraktığımda balkon kapısının açık olduğunu nasıl
görememişim! Zavallı kuş salonda bir iki tur attıktan sonra o minik aralıktan çıktı ve gitti. Sanırım o da bunu yapmak istemezdi ama olan olmuştu artık. Bir süre yeniden salona döner diye bekledik. Sonra da babamla dışarıya, bahçeye koştuk ama onu bulmamız mümkün olmadı. Tek sözcük etmeden eve döndük sonunda. Babam çok üzgün olduğumun farkındaydı. Arkardaşıma, sevgili Elif’e ne diyeceğim şimdi? Biricik kuşu için nasıl da üzülecek! Hakkımda neler düşünecektir kim bilir! Bir kuşa sahip olamadın diyecektir. Tabii içinden söyleyecektir bunu. Ne yapacağımı bilmiyorum. Zavallı Ardıç. Acaba şimdi nerelerdedir?




........


21 Haziran


Sevgili Pembe Günlük,

Sonunda babamın önerisini kabul ettim. Çarşıdaki büyük kuş mağazasına gidip yeni bir Ardıç aldık. Satın aldığımız kuşun Ardıç’a çok benzediğini söylememe gerek var mı? Bu kuşun da uzun sarı bir gagası, yeşil mavi karışımı tüyleri var. Ardıç kadar hareketli değil aslında. Babam zaman içinde, yani çevreye ve kafese alıştıkça daha da hareketli olacağını söylüyor. Bunu Elif’i üzmemek için yaptığımızı söylüyor bir de. Aslında yaptığımız doğru bir şey değil elbette. Annem bu nedenle babama biraz kızgın sanırım. Ancak elimizden ne gelir ki! Olanları anlatırsak Elif çok üzülecek. Babam, işin aslını aradan bir süre geçtikten sonra Elif’e anlatabileceğimizi söyledi. Hiçbir şey bilmiyorum. Elifler yarın dönüyorlar.



......



24 Haziran

Sevgili Pembecik,

Bu sabah Elif geldi. Tatille ilgili sorularımızı kısa yanıtlarla geçiştirdi. Aklının Ardıç’ta olduğu belli oluyordu. Ardından, daha fazla bekleyemedi ve salona geçip kafese yaklaştı. Umarım yüreğimin gümbürtüsünü duymamıştır. Ben hemen arkalarında merakla onları izliyordum. Elif bir süre kafesteki kuşa baktı. Sonra kafesin kapısını araladı ve kuşu avcunun içine aldı. Dudaklarına yaklaştırdı ve yavaşça öptü. Bir an durdu, bana doğru döndü. Yüreğim yerinden fırlayabilirdi. Hiçbir şey söylemedi. Kuşu yeniden kafesin içine bıraktı. Yanıma geldi, gülümsedi. O an aklımdan onlarca, yüzlerce soru geçti Sevgili Pembecik. Hiçbirini soramazdım.



.....




26 Haziran


Sevgili Pembe Günlüğüm,

Elif’in neden durgun olduğunu merak ediyordum. Daha fazla dayanamadım ve sordum. Ardıç’ı, minik kuşunu kaçırdıklarını söyleyince az kalsın şaşkınlıktan küçük dilimi yutuyordum. Nasıl oldu diye sordum elbette. Bir önceki gün evde temizlik varmış. Annesi kafesin tabanındaki kağıdı değiştirirken bir an dikkatsiz davranmış ve olanlar olmuş. Zavallı Ardıç, diye içini çekti sevgili arkadaşım. Zavallı Ardıç! Çok istesem de daha fazla konuşamadık Elif’le. Daha sonra hoşça kal deyip yanımdan uzaklaştı zaten. Sevgili Günlüğüm! Aslında o kısacık anda her şeyi anladım! Kuşu kafesinden bırakan mutlaka Elif olmalıydı. O gün, yani bize geldiği o gün her şeyi anlamıştı mutlaka. Kafese yaklaşmış ve tüneğin üstünden kendisine bakan kuşun Ardıç olmadığını anlamıştı. O kısacık anda, evet! Yine de, susmuş ve bana hiçbir şey söylememişti. Böyle olduğundan eminim. Ardıç’ın yanında bir de beni yitirmek istememişti belki de. Anneme olanları anlattım, o da beni doğruladı. Sevginin kendine ait özel bir dili vardır, dedi annem. Elif’in, o kuşun kendi kuşu olmadığını daha bakar bakmaz anladığına inanmalısın, dedi sonra da. Başımı okşarken , işin doğrusunu Elif’e anlatmalısın diye ekledi. Anlatacağım Sevgili Pembe Günlüğüm. Elif’e bütün olan biteni anlatacağım. O sevgili kuşunu ,Ardıç’ı yitirdi, evet. Ama ben de çok sevdiğim bir arkadaşımı yitirmeyi hiç ama hiç istemiyorum. Çünkü onu çok seviyorum.


















Aslı’nın Günlüğü’nden burada ayrılıyoruz Sevgili Okur!
Dürüst davranmanın dostlukta ne kadar önemli olduğunu sen de biliyorsun. Yine de şu kadarını fısıldayıvereyim kulağına istersen: Aslı’yla Elif’in arkadaşlıkları devam ediyor. Hem de eskisinden daha yakın, daha sıkı!
Kim bilir, belki şimdi Aslılar’ın da evinde bir kuş vardır. Ancak, günlüklerine daha fazla bakmayacağımız için bunu öğrenemeyeceğiz.

Çocukların birer hayvan dostu olduğunu iyi biliyorsundur. Her biriniz birer hayvan dostusunuz çünkü. Kimi zaman, az önceki öyküde tanıştığımız Elif gibi yalnızca bir kuşa sahip olmakla yetinebiliriz elbette. Ancak, bazen daha fazlasını isteyenler de çıkabilir. Bazılarımızın evinde yaşayan kedi ya da köpek gibi hayvan dostlarımızla yetinmek en iyisi belki de. Bundan daha ötesini düşünmek yalnızca öykülere mahsus olmalı.
Öyleyse Murat’ı tanımanın tam zamanı. Evet, sırada Murat’ın
Günlüğü ya da dördüncü öykümüz var.
İlgiyle izleyeceğin bir öykü olduğunu söylemekle yetineyim. Evet, şimdi sıra Murat’ın yazdıklarında.




















3





ODADAKİ FİL





MURAT’IN GÜNLÜĞܒNDEN






10 Mart

Sevgili Minik Deftercik,


Sonunda başardık. Evet, artık bir yavru filimiz var! Görmeni öyle çok isterdim ki Sevgili Günlük. Nasıl şirin bir şey, anlatamam. Büyüklüğü yaklaşık olarak okul çantam kadar. Henüz dişleri yok. Kardeşim Sevgi küçük fili görür görmez gülmeye başladı. Bu ne şeker şey böyle, dedi. Yavru filin adını Domdom koyduk. Geceleri bizim odada uyuyor. Söylemeyi unuttum, kardeşim Sevgi’yle birlikte bir karar aldık bu arada. Domdom’un annemle karşılaşmasına izin vermeyeceğiz. Yoksa kötü şeyler olabilir! Annem eve bir fil getirdiğimiz için bize kızabilir. Babama ise aradan bir kaç gün geçsin, o zaman söyleyeceğiz. Domdom şu anda mışıl mışıl uyuyor.



.......










14 Mart

Minik Çizgisiz Defterim,

Nasılsın? Ben çok iyiyim. Domdom’un hızla büyüdüğünü biliyor musun? Evet, Domdom bu sabah annemin dikiş makinesi kadar oldu sanırım. Filler çok çabuk büyüyorlar demek ki! Sevgi bugün onu parka götürmemizi önerdi. Hiç canı sıkılmaz mı bunun, dedi. Ona kalırsa Domdom’u arasıra dolaştırmalıymışız. Ben Sevgi’nin bu fikrine katılmadım ama. Parktakiler ona zarar verebilirler. Domdom çok hassas bir fil. Çocuklar başına toplansa bile kaçacak delik arıyormuş gibi geliyor bana. Bu arada, annem Domdom’la henüz karşılaşmadı.Onu şimdilik ranzanın altında saklıyoruz ama sanırım yakında oraya da sığmayacak.



..........




19 Mart


Sevgili Çizgisiz Arkadaşım,

Bu gün babama Domdom’u gösterdik. Çok şaşırdı. Ne kadar büyük, dedi. Ona, Domdom’u eve ilk getirdiğimiz gün hiç de büyük olmadığını söyledim. Doğrusu bu kadar çabuk büyüyeceği aklıma gelmezdi, dedi. Sonra da güldü. Elini uzatıp Domdom’u sevmekten kendini alamadı. Domdom’un rengi de hızla koyulaşıyor. Eve ilk geldiği gün krem rengiydi. Şimdi ise sütlükahve. Hortumu odamızdaki kitaplığın kenarına çarpıyor bazen. O zaman bütün kitaplarımız devriliyor. Gürültüye annem gelecek diye öyle korkuyoruz ki. Babam bu işe bir çözüm bulsanız iyi olur, dedi odamızdan çıkarken. Sevgi ile birbirimize baktık. Sahi, Domdom hızla büyümeye devam ederse biz ne yaparız?



........





22 Mart


Sevgili Arkadaşım, Biricik Günlüğüm,
Bu gün evimizde temizlik günüydü. Nafiye Abla ile annem bütün evi kıyı köşe temizlediler. Neyse ki, bu arada ikisi de Domdom’la karşılaşmadı. Temizlik sırası
bizim odaya geldiği zaman, Sevgi onu kimseye fark ettirmeden mutfak balkonuna kaçırdı. Tabii bu arada çiçekli sürahinin kırılmasına engel olamadı. Annem mutfağa gelince bir an için ne yapacağımızı şaşırdık. Yine de Sevgi Domdom’u balkondaki büyük saksının arkasına gizlemeyi son anda akıl etti. Daha sonra, yeniden odaya taşıdık Domdom’u. Sevgili filimiz fazla ses çıkarmıyor. Ara sıra homurduyor ama çok yavaş. Bazen annem, orada neler oluyor öyle diye seslenince ben başımı dışarı uzatıp Domdom’u taklit ediyorum. Sonra da şaşkınlıkla bana bakan anneme bu son çıkan şarkıyı nasıl olur da duymazsın, diyorum! Söyleyecek hiçbir şey bulamıyor. Bir tanecik anneciğim! Seni kandırmak zorunda kaldığım için özür dilerim. Ama Domdom’u çok seviyoruz!



...........



28 Mart


Sevgili Çizgisiz Günlüğüm,

Domdom annemlerin odasındaki büyük giysi dolabı kadar oldu sonunda. Sanırım bir iki gün sonra bizim odamıza sığmayacak. Daha da kötüsü, onu bizim odada tutmayı sürdürürsek, bu kez da dışarı çıkarmak için odamızın duvarını yıkmak gerekecek. Evet, onun bu kadar büyüyeceğini işin başında düşünmeliydik. Ama onu o kadar çok seviyorduk ki, bunu aklımıza bile getirmek istemedik. Babam Sevgi’ye, artık onu hayvanat bahçesine vermeyi düşünseniz iyi edersiniz demiş bu sabah! Domdom’u hayvanat bahçesine vermek istemiyoruz biz! Ondan nasıl ayrılırız. Ne var ki, odadan dışarıya çıkarmamız gereken gün de geldi çattı. Sevgili Günlüğüm, ne yapacağımı bilmiyorum. Sevgi de bilmiyor. Çok zor durumdayız.



.........





5 Nisan

Sevgili Günlüğüm,


Evet, sonunda Domdom’u odamızdan çıkardık. Salona götürünce anneme yakalandık tabii. Anneciğim, duvara boydan boya çizdiğimiz kocaman Domdom’u görünce önce bir çığlık attı! Bu da ne böyle, diye nasıl da bağırdı. Neyse ki, babam evdeydi ve koşarak gelip her şeyi anlattı. Duvardaki resim bizimkilerin sevgili fili, yani Domdom’u dedi babacığım. Sonra da herşeyi anlattı. Domdom’un eve ilk geldiği günlerde bir resim kağıdına sığabilecek büyüklükte olduğunu söyledi. Büyüdükçe daha büyük kağıtlara, kartonlara gereksinim duyduğumuzu da! Annem babamın söylediklerini şaşkınlıkla dinliyordu. Babamın bıraktığı yerden sözü biz alıp sürdürdük sonunda. Domdom’u salonun duvarından önce hazırlayabileceğimiz en büyük, en geniş kağıda çizmiştik. Bu kocaman kağıdı katlayıp saklaması bile öyle zor oluyordu ki! Sonunda, odamıza sığmayacak noktaya gelmiş ve salonun o büyük beyaz duvarını gözümüze kestirmiştik. Annem koca salona yerleşen Domdom’a bir kaz daha bakıp gülmekten kendini alamadı. Sevgili Domdom büyüyeceği kadar büyümüş ve bu arada rengi de kahverengine dönüşmüştü. Bunu boyamak için bütün boya kalemlerini bitirmiş olmalısınız, dedi babam. İyi ama bize fark ettirmeden ne zaman yaptınız bu işi, diye sordu annem. Sabah, henüz onlar uyurken erkenden kalkmış ve Domdom’u salonun duvarına taşımaya başlamıştık bile. Şimdi ise annemle babam, yan odada bu koca resimle ilgili olarak ne yağpacaklarını konuşuyorlar. Bakalım sevgili Domdom’u neler bekliyor?


.........



6 Nisan


Sevgili Çizgisiz Günlüğüm,

Yaşasın! Domdom daha bir süre daha bizim evimize konuk olacak. Annem Domdom’un kısa bir süre daha salonda kalmasına izin verdi. Sanırım sonra da büyük bir badana işi bekliyormuş bizim evi. Bu yaramazlığımız badana yaptırma kararını hızlandırmış olmalı. Eve gelen konukların Domdom’la karşılaştıkları zaman yaşadıkları şaşkınlığı görmeni çok isterdim Sevgili Günlüğüm! Bu arada, resmimizi çok başarılı bulanlar da oluyor. Yine de onların bilmedikleri bir şey var ama. O bir resim değil ki! Bizim çok sevgili Domdomumuz. Evet, şimdilik yalnızca bir resim Domdom! Ama büyüyünce gerçek bir Domdomumuz olacak. Sevgi’yle birlikte kocaman bir ev satın alacağız. Sonra ilk işimiz yavru bir Domdom almak olacak. Bana inanıyorsun değil mi Sevgili Günlüğüm! Biliyor musun, bu yazının hemen altına senin için Domdom’un küçücük bir resmini çizdim. Merak etme sakın! Bu küçük Domdom şimdilik büyümeyecek. Bu sayfadan öylece bakıp gülümseyecek bize! Yalnızca gülümseyecek. Onunla arkadaşlık yaparsın değil mi?












Murat’la Domdom’un öyküsü burada bitiyor Sevgili Okur! Sana henüz “sevgili okur” diye sesleniyorum ama belki sen bir okur olmanın da ötesinde, çoktan bir günlük yazarı oldun bile! Doğrusu insan özeniyor, öyle değil mi! Sakın “neden günlük tutacakmışım ki! Yazacak hiçbir şey bulamam...” diye düşünme olur mu! Yalnızca yaşadıklarımız değil, düşündüklerimiz bile deftere aktarılacak kadar değerli çünkü.
Evet, aslında birer dost, birer “sırdaş” olan günlüklerle tanışmak belki de gerçek bir şans! “Nereden biliyorsun?” dediğini duyar gibiyim! En iyisi bunun yanıtını yine bir günlükle verelim. Yeni bir günlük, yeni bir öyküyle!

Tolga’nın günlüklerini okumaya hazır mısın Sevgili Okur?













4






BİR ARKADAŞ KAZANDIM







TOLGA’NIN GÜNLÜĞÜNDEN





.....


9 Mayıs


Merhaba Defter Arkadaş.

Evet, sana bir şeyler karalıyorum ama devam edip etmeyeceğimi bilmiyorum. Hafta sonunda yaşadığım o tatsız olay olmasaydı sana bir şeyler karalar mıydım bilmem! O gün benim için gerçekten de talihsiz bir gündü. Topun ayağımın altından hızla kayabileceği hiç aklıma gelmezdi doğrusu. O kısacık anda her şey olup bitti. Bacağımın kırılması büyük şanssızlık. Bu gün bizim takımın önemli bir maçı var ve ben sargılar içinde yatıyorum. Annem de ne ilginç ama! Canım sıkılmasın diye seni getirip kucağıma bırakıverdi. Belki günlük tutarmışım! Ne saçmalık! Bir topu bile tutamadım ki günlük tutayım! Şaka bir yana, şu anda oyun sahasında olmadığım için çok mutsuzum! Ayrıca yazı filan yazmak istemiyorum. Sayfayı bu kadar karalamam çok bile.



....



12 Mayıs


Evet Günlük Beyefendi,

Seni bir kez daha elime aldım işte. Aslında günlük tutmaya niyetli değilim. Sanırım can sıkıntısından bir iki satır daha karalayacağım. Can sıkıntısı insana yazı bile yazdırıyormuş demek. Bu gün takım arkadaşlarım ziyarete geldiler. Dünkü maçı kazandıklarını söylememe gerek var mı? Takımda yer alsaymışım sonuç daha da iyi olurmuş. Bunu Sedat söyledi. Mahir ise her zamanki şakacılığıyla takıldı. Yoksa dinlenmek için bize numara mı yapıyorsun, demez mi! Bacağımdaki sargıya sırayla imza attılar sonra. Selahahattin, okumam için bir kitap getirmiş. Hah! Günlük yazdığım yetmiyormuş gibi, bir de kitap okumak! Annem on güne kadar sargılarımın açılacağını söylüyor Ne çok yazdım! Bacağım nasıl da kaşınıyor...



......




15 Mayıs

Günlük,

Nasılsın bakalım? Hatırını sormak istedim. Az önce dışarıda güzel bir yağmur yağıyordu. Sokakta olup gezinemediğim için öyle üzgünüm ki! Günler geçiyor. Selahattin’in getirdiği kitabı okuyordum az önce. İlginç bir şeymiş. Farkına varmadan yarıladım bile. Köpeğiyle birlikte uzay yolculuğu yapan genç bir adamın öyküsünü anlatıyor. Kitabın sonunu tahmin ediyorum ama belki de yanılırım. Şu günlüğe de epeyce yazı yazdım aslında. Bu kadarını bile beklemiyordum. Devam edeceğimi hiç sanmam.


........





16 Mayıs


Merhaba Günlük,

Doğrusunu söylemek gerekirse sana alıştım. Bu akşam kendi kendime unuttuğum bir şey olmalı diye mırıldanıyordum. Unuttuğum şey sana yazı yazmakmış! Onbeş gün önce böyle bir şey söyleselerdi asla inanmazdım. Sanırım beni oyalıyorsun. Arkadaşlık yaptığımızı bile söyleyebilirim. Bu sabah ablam da aynısını demez mi!. Meğerse o yıllardır günlük tutuyormuş. İlerde bütün bu yazdıklarını okuyunca çok mutlu olacaksın, dedi. Sanırım günlük beni şu anda, yani yazarken bile mutlu ediyor. Selahattin’in verdiği kitabı bitirdim. Bu kitabı daha önceden neden okumamışım ki! Bu akşam babam da bir kitap getirdi. Kapağına bakılırsa denizlerde geçen bir öyküsü var. Yarın okumaya başlayacağım.


.....





18 Mayıs

Sevgili Günlük!

Ne garip! Sana sevgili günlük diye seslendim. Daha öncelerde böyle bir şey yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Daha da ötesi inanmazdım bile. Ama şimdi sen iyi ki varsın diyorum. Bana arkadaşlık ediyorsun! Yatağa bağlı kaldığım şu on birinci günde bile hiç sıkılmadığımı söylesem kim inanır acaba? . Bu işe en çok annem şaşırdı. Bu sabah, doğrusu senin gibi kıpır kıpır bir çocuğun fazla şikayet etmeden böyle yatabilmesi inanılır gibi değil, demez mi! Ona, yazmak ve okumak beni oyalıyor dedim. Annem ise günlük defterini kendisi getirdiği için çok mutlu olduğunu söyledi.



......



20 Mayıs

Sevgili günlüğüm,

Bu gün ilk kez ayağımın üstüne bastım. Öğleden sonra babam doktorumuzla birlikte geldi. Kontroldan sonra doktor gülümseyerek bir iki gün sonra top bile oynayabilirsin dedi. Ne kadar mutluyum bilemezsin.



.......



23 Mayıs


Çok Sevgili Günlük!


Yaşama yeniden döndüm ve bu mutluluğumu seninle paylaşmak istedim. Bir şey daha! Bu gün arkadaşlarımla top bile oynadım. Mahir bana yine takıldı ve eskisinden daha iyisin dedi! Ne var ki, sahada fazla kalmadım. Eve dönüp babamın getirdiği kitabı bitirmek istiyordum. Sonuna çok yaklaşmıştım çünkü. Kitaptaki kahramanların ne yapacağını çok merak ediyordum. O küçük sandalın içindeyken denizin azgın dalgalarıyla nasıl baş edeceklerdi kim bilir! Az sonra bütün soruların cevabını öğreneceğim. Bir şey daha söyleyeyim bari! Eve bir an önce dönmek istememin bir nedeni de sensin. Evet, sana yazı yazmayınca bir arkadaşımı ihmal etmiş gibi hissediyorum kendimi. Sevgili Günlüğüm, iyi ki varsın. Yaşadıklarımı seninle paylaşmak beni öyle mutlu ediyor ki! Başımdan geçen şu talihsiz olay iyi ki olmuş diyeceğim neredeyse. Bunun iyi bir dilek olmadığının farkındayım tabii. Neyse, sanırım bu günlük bu kadar yeter. Kitabı bitirmek istediğimi biliyorsun. Sonunu sana mutlaka söyleyeceğim.

















Sevgili Okur!
Sıra yeni bir günlüğe, daha doğrusu yeni bir öyküye geldi. Bu öykümüz bir kez daha dostluğu ele alacak. Yeni öykümüzde dostluğun nasıl dile geldiğini biliyor musun? Mektup yazarak! Evet, günlüğüne tanıklık edeceğimiz Mehmet yalnızca günlük yazmakla yetinmiyor demek. O aynı zamanda iyi bir mektup yazarı. Peki, sen en son kime mektup yazmıştın, hatırlıyor musun? Ah, pek çok güzel alışkanlık gibi mektup yazma alışkanlığı da yitiyor mu yoksa?

En iyisi biz öykümüze dönelim. Mehmet’in günlüklerinden taşan güzel duyguları paylaşalım. Bu öykümüzün sonunda seni güzel bir sürpriz bekliyor, onu da söylemiş olalım.
Evet, artık Mehmet’in günlükleriyle buluşma zamanı!























5





MEKTUP ARKADAŞIM





MEHMET’İN GÜNLÜĞÜNDEN







17 Mart


Sevgili Günlük,

Biliyor musun, artık benim de bir mektup arkadaşım var. Hale’yle Orhan’a hep özenirdim. Sonunda benim de bir mektup arkadaşım oldu işte. Bundan böyle sana yazdığım gibi, bir başka arkadaşıma daha yazacağım. İlk mektubumu gönderdim bile. Arkadaşımın adı Derya. Kendisini bir çocuk dergisi aracılığıyla tanımıştım. Bana mektup yazarsanız sevinirim, diyordu. Bir de sevdiği şeyleri sıralamış. Benim sevdiklerimin aynısı neredeyse. Doğada gezmek, spor yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek... Sevgili Günlüğüm. Sana hoşça kal demem gerekiyor, çünkü kapı çaldı. Belki de gelen postacıdır. Belki de Derya mektubuma cevap vermiştir.


........






26 Mart


Sevgili Günlüğüm,

Yazdıklarına bakılırsa Derya çok şeker biri. Bana okulda başından geçen komik olayları anlatıyor. Okurken gülmekten kırılıyorum. Benim buna benzer anılarım yok ne yazık ki. Yaşadığı kenti, arkadaşlarını uzun uzun anlatıyor Derya. Kardeşi yokmuş. Olsun, ben varım ya! Onunla tanışmayı çok isterdim. İlk fırsatta bir fotoğrafını isteyeceğim. Belki de bu gün yeni bir mektup yazarım. Ben de bir fotoğrafımı göndersem mi?



.......







11 Nisan


Sevgili günlük,

Sınavların yoğun olduğu günler. Ya o bitmek bilmeyen ev ödevlerine ne buyurulur? Masadan başımı kaldıramıyorum. Yine de, mektup arkadaşımı ihmal etmiyorum ama. Sana yazmadım sanırım, Derya’nın bir fotoğrafı geldi. Tahmin ettiğim gibi, çok şirin. Fotoğrafı babama da gösterdim, çok sevdi. Keşke aynı kentte olsaydınız dedi. Bunu ben de çok isterdim.



.........








26 Nisan


Şeker Günlüğüm,

Sınavlar yakında bitecek. Sanırım iyi bir karne getireceğim. Yaz tatilini dört gözle bekliyorum. Bunu Derya’ya da yazdım. O da çok özlemiş sıcak yaz günlerini. Yazın belki görüşebiliriz diye yazmıştım ama sanırım imkansız. Yurt dışında yaşayan aile dostlarını ziyarete gidebilirlermiş.



.........





9 Mayıs


Sevgili Günlük,

Derya bana bir resim yapıp göndermiş. Çok sevindim. Bir resim değil de, daha çok karikatür gibi. Çalışmasında beni bir ağacın üstüne oturtmuş. Ona uzaktan el sallıyorum. Bana son okuduğu çocuk kitabını da tanıtıyor. Adı Küçük Prens. Bu yaz okuyacağım kitaplardan biri olacak.



.........






13 Mayıs


Biricik Günlük,

Bu gün çok hoş bir şey oldu. Söyleyeyim de meraktan çatlama bakalım. Babam görevi gereği hafta sonu Çanakkale’ye gidiyor. Evet, Derya’nın yaşadığı kente! Bu sabah bana, şu senin mektup arkadaşına bir sürpriz yapalım mı ne dersin, demez mi! Sevinçten havalara uçtum. Evet, önümüzdeki hafta sonu oradayız. Derya’ya tam bir sürpriz olacak. Öyle sabırsızım ki!



.........







20 Mayıs


Sevgili Şeker Günlük,

Bir saat sonra yola çıkıyoruz. Seni yanımda götürmüyorum. Dönüşüme kadar bekleyeceksin artık. Babamın arabasıyla gidiyoruz. Yalnızca ikimiz. Bekle beni Derya. Yok yok, bekleme. Bu bir sürpriz olacaktı, nasıl unuttum! Ona armağan olarak Şeker Portakalı adlı kitabı götürüyorum. Hoşça kal günlüğüm. Dönüşte görüşürüz.



.........







24 Mayıs


Sevgili Günlük,


Söze nereden başlayacağımı bile bilmiyorum. Olanları sana yazmayacaktım ama dayanamadım. Birisiyle paylaşmam gerekiyordu. Sevgili Şeker Günlüğüm. Hayatta acı olaylara karşı hazırlıklı ve güçlü olmak gerekirmiş. Dönüş yolunda babam söyledi bunu. Neler olduğuna gelince... Evet,anlatacağım. Daha önce de yazdığım gibi Çanakkale’ye gittik. İlk gün babamın işlerinin peşinden koştuk. Pazar günü ise Derya’yı bulmak için yola koyulduk. Adresi bulmamız zor olmadı. Kapıyı uzun uzun çaldık ama kimse açmadı. Canım sıkıldı birden. Evde değillerdi demek ki. Yapacak bir şey yoktu, çünkü bu sürpriz bir ziyaretti. Tam geri dönüyorduk ki, kapının yavaşça açıldığını fark ettik. Kapıda oldukça yaşlı bir teyze duruyordu. Kalın camlı gözlüklerinin ardından bir süre bize baktı. Kimi aradığımızı sordu sonra da. Ben hemen atıldım ve Derya’yı aradığımızı söyledim. Orada mı oturuyordu, şu an evde miydi? Babam yanıma gelip beni sakinleştirdi. Daha sonra yaşlı teyze yanıma yaklaştı, eğildi, bir süre yüzüme baktı. Sonra da adımı fısıldamaz mı? Beni tanıyordu! Derya’nın büyükannesi olmalıydı. Sen de öyle sandın değil mi? Hayır sevgili günlüğüm. Düşündüğün gibi değil. Aslında o yaşlı teyze Derya’nın büyükannesiydi evet, ama olanlar... O evde öyle kötü olaylar yaşanmış ki, yazmaya elim varmıyor. Yine de yazacağım Sevgili Günlüğüm. Derya’yı bir trafik kazasında kaybetmişler. Bundan iki yıl önce. Ya mektupları yazan kim diye soracaksın. Kim olabilir ki? Evet, Selime teyzenin ta kendisi! Bana onca mektubu kendisi yazmış. Karikatürümü çizen bile o! Okul anılarını anlatan, beni güldüren o, düşünebiliyor musun? Selime Teyze bunu neden yaptığını da anlattı bize. Derya’nın anısını canlı tutmak için yapmış hepsini. Tıpkı o yaşıyormuş gibi. O ıpıssız evde benden gelen mektupların coşkusunu, sevincini düşün lütfen. Daha fazla yazamayacağım günlüğüm. Evden nasıl ayrıldığımızı, yola nasıl çıktığımızı hatırlamıyorum bile. Çok ama çok üzgünüm!




..........




2 Haziran


Biricik Günlük,

Bu gün ne oldu dersin? Hiç kendini yorma, çünkü bilemezsin. Selime teyzeden bir mektup aldım. Kısa, sıcacık bir mektup. Sevgili mektup arkadaşım diye başlıyordu Selime teyzenin yazdıkları. Mektup arkadaşlığımızın sürmesini istiyordu. Sen olsan ne yaparsın bilmem ama ben hemen kağıda kaleme sarılacağım. Düşünsene, o yarı karanlık ıssız eve yazdıklarımla ışık saçmaya devam edeceğim. Ah, bunlar da mektup arkadaşımın yazdıklarından. Yazarsam öyle olurmuş çünkü. Evet Günlüğüm. Ona yazacağım. Selime teyze benim mektup arkadaşım. Ne dersin, mektubumda okulun yıl sonu balosundan söz etsem mi? Sanırım Orhan’ın yani doğan kardeşini de anlatmalıyım. Yazacak ne kadar çok şey var. Bana izin verirsin değil mi Biricik Günlüğüm?













Sevgili Okur!
Beş arkadaşımızın günlüklerini çoktan geride bıraktık bile. Umarım onların yaşadıklarına, dahası umut ve coşkularına ortak oluyorsundur.
Sırada Sema’nın günlükleri bekliyor seni. Sema büyüyünce iyi bir tiyatro oyuncusu olmak istiyor ama bu konuda biraz endişeli. Doğrusunu söylemek gerekirse, ilerde yapacağımız işle ilgili olarak hepimizin aklını kurcalayan pek çok soru olmalı. Ancak, bu öyküyü, yani Sema’nın günlüklerini okuyunca belki de daha farklı bakacağız dünyaya. Kendi gücümüzü, olanaklarımızı daha bir tanıyacağız.

Sözü çok uzattım, değil mi? Sema’nın günlüklerine saklanmış öyküyle buluşmak hepsinden daha iyi olacak.
Öyleyse daha ne bekliyorsun?


















6







YILDIZLI KUTUCUK







SEMA’NIN GÜNLÜĞÜNDEN





6 Şubat

Günlüğüm,

Sana güzel bir haberim var. Okulda tiyatro koluna seçildim. Aslında bu çok istediğim bir şey. Yıl sonu gösterilerinde bir de tiyatro oyunu sahneleyeceğiz. Şimdi de aklıma takılan şeyi söyleyeyim bari. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bir de sınıf öğretmenimiz oyundaki baş rolü bana vermez mi! Sanırım uykularım kaçacak sevgili günlük. Ben o kadar konuşmayı dünyada ezberleyemem bir kere. Sahneye çıkmak ise bambaşka bir korku. Evet, tiyatroyu çok seviyorum ama bu görevi yerine getirebileceğimi hiç sanmıyorum. Beni anladın mı Sevgili Günlüğüm? Zor durumdayım. Şu anda babaannem yanıma geldi, sana iyi geceler diliyorum. Belki sıkıntımı onunla da paylaşırım.



.......





8 Şubat


Günlüğüm,


Bu gün babannem bana küçük bir kutu verdi. Eski sandıkları hatırlatan bir kutu. Kapağı ve minicik bir kilidi var. Babaannem bu küçük kutunun içinde bir yıldız olduğunu söyledi, biliyor musun? Evet, evet... Gökteki yıldızlardan bir tanesi. Anlattıklarına bakılırsa, çok çok öncelerde bu küçük sandığın sahibi yolunun üzeride gökten düşmüş bir yıldıza rastlamış ve onu alıp bu kutuya kilitlemiş. O günden beri, sandık kimin elinde olursa onun işleri hep yolunda gidermiş. Babaannem bu sandığı o yüzden vermiş bana. Yani şu tiyatro çalışmasında başarılı olmam için. Acaba şaka mı yapıyor diy e yüzüne baktım babaannemin. Öyle ciddiydi ki. Bir de öyle tatlıydı ki! Kırmamak için küçük sandığı aldım ve teşekkür ettim. Küçücük kutu içinde gökten bir yıldız, düşünebiliyor musun! Olacak şey değil tabii!


.....



11 Şubat


Sevgili Günlüğüm,


İnanılmaz bir şey oldu! Şu tiyatro oyunundan söz ediyorum. O kocaman rolümü iki gecede ezberledim. Şaka yapmıyorum! Bu gün okulun toplantı salonunda ilk provayı yapmak için toplanmıştık. Arkadaşlarım oyundaki rollerini çoğalttığımız kağıtlardan okurlarken ben ezberden söylemeye başlayıverdim. Bu işe en çok öğretmenimiz şaştı. Aferin Sema, deyip kutladı beni. Arkadaşlarım beni örnek almalılarmış. Biliyor musun, rolümü yaparken asla çekingenlik yaşamadım. Yoksa ben gerçekten tiyatro sanatçısı olabilir miyim dersin? Olanlara herkes kadar ben de şaşırdım Günlükçük! Ne dersin? Yoksa babaannemin söyledikleri doğru mu dersin? Yoksa o kutuda gerçekten bir yıldız mı var? İnsanın aklı nasıl da karışıyor değil mi?


......





15 Şubat



Günlüğüm,


Sıra arkadaşım Aydın’ın derslerle arası hiç iyi değil. Öğretmenimiz onu ilgisizlikle suçladı bu gün. Ders bitiminde Aydın çok gergindi. Söylediğine göre aklını bir türlü derslere veremiyormuş. Birden aklıma ne gelse beğenirsin? Evet, babaannemin şu yıldızlı sandığını bir süre için ona vereyim diyorum. Bunu ona da söyledim. Önce kendisine şaka yaptığımı sandı. Sonra üsteleyince kabul etti. Yarın yıldızlı sandığı Aydın’a vereceğim.



......



21 Şubat


Benim Biricik Günlüğüm,


Güzel bir haberim var. Aydın artık çok mutlu bir arkadaşım. Derslerle arasını düzelttiğini söylesem ne dersin acaba? Şu küçük sandık onun işine yaradı diyeceğim ama belki de bana güleceksin. Yalnız bana söylemeden bir şey yapmış Aydın. Yıldızlı kutumu tutup ağabeyisine vermiş. Haluk ağabey, üniversitedeki basket takımında oynuyormuş. Aydın onun son günlerde oldukça başarısız olduğunu söyledi. Bana yararı dokunan şu kutucuk belkiağabeyimin başarılı olmasını sağlar diye düşünmüş. Bir iki gün kalsın bakalım. Sevgili Günlük, ister misin içi yıldızlı kutumuz Haluk ağabeyin de işine yarasın?


......







5 Mart


Günlüğüm,

Tiyatro gösterimiz çok başarılı geçti. Gösteriden sonra izleyiciler sahne arkasına gelip hepimizi kutladılar. Beni çok başarılı bulanlar arasında Haluk ağabey de vardı. Haluk Ağabey, bir ara kulağıma eğildi ve teşekkür etti. Şu bizim kutucuk içinmiş. Artık sahada çok iyi oyunlar çıkarıyorum, dedi. Sanırım yıldızlı kutuma daha bir süre kavuşamayacağım. Çünkü onu bu sabah Ali’ye verdim. Ali sabahları erken kalkamıyormuş. İlk derslere sürekli geç girdiğine bakılırsa öyle olmalı. Yıldızlı kutucuğumu duymuş, ben de belki yardımı olur diye bir iki günlüğüne ona bıraktım.



.......



12 Mart

Sevgili Günlüğüm,


Yıldızlı kutucuğum sonunda evine döndü. Bu arada merak ediyorsan hemen söyleyeyim, Ali artık çok dakik. Yani kutucuk onun da işine yaradı. Sevgili Günlüğüm! Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle, çünkü çok önemli. Yıldızlı kutucuk eve dönünce önce onu sahibine geri vermek istedim. Biliyorsun, o babaannemin. Bu akşam odasına gittim ve kutuyu uzattım. Artık kutunun gizli bir güce sahip olduğuna inandığımı da söyledim tabii. Öyle ya! Kutucuk kimde kaldıysa onun işine fazlasıyla yaramıştı. Benim, Aydın’ın, Haluk ağabeyin, sonra Ali’nin... Babaannem ise bu söylediklerime yalnızca güldü. Çantasından minicik bir anahtar çıkardı ve küçük kutunun kapağını açıverdi. İçinde hiçbir şey yoktu! Bir süre bana baktı. Gördüğün gibi kutunun içi boş, diye konuştu sonra da. Bütün güç insanın kendisindedir diye devam etti. Kendinize inandınız, hepsi bu işte. Sarıldığınız işi yapacak güce sahip olduğunuzu fark ettiniz. İnsan bir işe inandıysa mutlaka hakkından gelir. Yeter ki onu istesin. Yıldızlı kutucuğun yararı bu işte. Sizi kendi gücünüzle buluşturdu. Sonunda hepiniz başarılı oldunuz. Evet, bunları söyledi babaannem Sevgili Günlüğüm. Aslında kutucuğun içine bir yıldızın sığmayacağını ben de biliyordum ama buna inanmak hoşuma gidiyordu, biliyor musun? Sahi, ilerde iyi bir tiyatro oyuncusu olabilir miyim sence? Buna gerçekten inanmak istiyorum Sevgili Günlük. Yoksa şu kutucuğu babannemden geri mi istesem?










Sevgili Okur!
Zaman zaman kendini mutsuz hissettiğin olur mu hiç? Neden olmasın ki! Hepimiz insanız ve mutluluk kadar mutsuzluk da yabancısı olmadığımız duygular. Ne var ki, hayatın bize sunduğu o sonsuz güzellikler karşısında insanın olumsuz düşüncelerden sıyrılıp dünyaya sevgiyle sarılması gerekmiyor mu?
Sevgili Okur! Büyüklerini elbette izliyorsun. Kimi zaman onların da sıkıntılı, yorgun olduğunu gözlemliyorsun. Ama unutma ki, bu durumda bile,
yani mutsuz olduklarını hissettikleri anlarda bile onlar hayattan asla “izin” istemiyorlar! Çünkü hayat devam ediyor ve inanın ona katılmak mutsuzluğu yok etmenin en etkili yöntemi.
Sözü yine uzattık ama ne yapalım! Bensu’nun günlükleri söylediklerimizi örnekleyen bir öykü. Sanırım bu günlüklerde yazılanları fazlasıyla merak ettin zaten.
Öyleyse bir an önce okumaya başlayalım.

















7






BAKKAL AMCA MUTSUZ MUSUN?










BENSU’NUN GÜNLÜĞÜNDEN





28 Eylül

Sevgili Günlüğüm,

Şimdi anlatacaklarımı can kulağıyla dinle. Bu gün, annem sonunda isteğimi kırmadı ve bana cevizli kek yapmaya karar verdi. Şanssızlık yakamı bırakmıyor. Bu kez de evde yumurta kalmamış, koşa koşa Yahya amcaya gittim. Yahya amca bizim sokağın köşesindeki şirin bakkalın adı. Yahya Amca çok tonton biridir. Ne zaman bakkaldan içeri girsem bana mutlaka takılır. Yaptığı şakadan sonra da bir kahkaha atar. Bu sırada kocaman gövdesi öyle komik sallanır ki! Tıpkı filmlerdeki bakkal amcalara benzer Yahya bakkal. Lafı uzattım. Yumurta almak için bakkala bir koşuda ulaştım ama bakkal kapalıydı. Kapının üstünde o kocaman kilitlerden bir tanesi duruyordu. Eyvah, dedim içimden. En yakın bakkal iki sokak ileride. İşin içinde cevizli kek olmasa belki de eve dönecektim ama o anda ne yapacağıma birden karar verememiştim. Sanırım kapının üstündeki küçük notu o sırada gördüm. Bu küçük not, camın üstündeki renkli ilanların, çıkartmaların üstüne yerleştirilmişti. Gazete kağıdının üstündeki el yazısında aynen şunlar yazıyordu Sevgili Günlüğüm: “Çok mutsuzum. Bu nedenle bakkalı açamayacağım...” Sen de inanamadın değil mi? Nasıl şaşırdığımı anlatamam. Gözlerime inanamadım bir türlü. Düşünsene, Yahya amca çok mutsuz olduğu için dükkanı açmaktan vazgeçmiş. Cevizli keki unutup eve döndüm. Olanları anneme anlattım. Hiç öyle şey olur mu, dedi annem. Korkarım diğer bakkala gitmemek için kendi kendime bir öykü uydurduğumu sanıyor.



.......






29 Eylül


Günlüğüm,


Yahya amcanın bakkalı bugün de kapalıydı. Onun adına öyle üzülüyorum ki! Kapıya çok mutsuzum diye yazı yapıştırdığına göre kim bilir ne sorunu vardır. Yarın bir kez daha kontrol edeceğim. Bu notta yazılanlar hiç aklımdan çıkmıyor.


......



30 Eylül



Bir Tane Günlük,


Manav İsmail ağabey çok şeker biri. Bakkal Yahya amcanın oturduğu evi biliyormuş. Bana kolaycacık tarif etti. Eğer uğrarsan benden de selam söyle, hepimiz onu çok özledik, dedi. Ben özlemenin ötesinde bir de merak ediyorum, demedim. Yine de, İsmail ağabey kapıdaki şu notu nasıl olup da görmemiş anlamadım. Görseydi o da en az benim kadar merak ederdi çünkü. Yarına kadar bekleme kararı aldım. Bakkal dükkanı yarın da açılmazsa Yahya amcanın evine gideceğim.

.......





1 Ekim


Sevgili Günlük,


Olanları dinlemeye hazır mısın? Evet, tahmin ettiğim gibi bu sabah da açılmadı bakkal dükkanı. Ben de kendime verdiğim sözü tuttum ve Yahya amcanın evine gittim. Kapıyı Yahya amcanın eşi açtı. Saadet teyzeyi de tanıyorum. Zaman zaman Yahya Amca’nın yerine o bakar müşteriye. Pek güleç biri değil. Onu görünce bir an için ne yapacağımı bilemedim. Az kalsın “on yumurta ” diyecektim. Ne komik değil mi? Sonra kendimi topladım ve bakkal açılmadığı için Yahya Amca’yı merak ettiğimi söyledim. Saadet teyze ağzının içinden bir şeyler söyledi ama hiçbirini anlamadım. Sonra beni eve davet etti. Fırsatı kaçırır mıyım, hemen içeriye girdim. Yahya amca salondaki büyük kanepenin üstünde yorgan döşek yatıyordu. Saadet teyze ona fazla yaklaşmamam konusunda beni uyardı. Yahya amca çok fena üşütmüş çünkü, hastalığı bana da geçebilirmiş. Yahya amca beni görünce gülümsedi. Evde ne aradığımı sordu ardından. Bakkal kapalı olduğu için onu merak ettiğimizi söyledim. Bizimkileri de işin içine kattım birden. Yahya amca o kocaman kahkahalarından birini daha patlattı. Ne vefalı komşularım varmış meğerse, dedi. Sonra da bana teşekkür etti. Aklıma
takılan soruyu ise bir türlü soramadım. Şu kapıdaki notla ilgili soruyu elbette. “Çok mutsuzum..” diye başlayan o yazıyı neden asmıştı acaba? Soramadım Sevgili Günlüğüm. Saadet teyze gözlerini dikip bakmaya başlayınca kalkmam gerektiğini anlamıştım. Hepsi bu kadar işte.


......



3 Ekim


Sevgili Günlüğüm,


Olanları duyunca şaşıracaksın. Annemin evi toplamasına yardımcı oluyordum. Eski gazeteleri üst üste koyup yerleştirmek bana düşmüştü. Tam işe başlamıştım ki... Ne oldu dersin? Katlanmış gazetelerden birinin köşesinde Yahya amcanın şu “çok mutsuzum” notunu görmeyeyim mi! Yok canım, tabii ki yazı ona ait değildi. Gazete sayfalarında sık sık rastladığımız reklam cümlelerinden biriydi bu. Üstte el yazısıyla kocaman bir “çok mutsuzum..” yazısı yer alıyordu bu reklamda. Yazının biraz altında ise üzüntülü bir adamın fotoğrafı vardı. Adamcağız istediği tıraş bıçağını bir türlü satın alamamış, bu nedenle de çok üzgünmüş! Tabii, soluğu Yahya amcanın dükkanında aldım. Henüz açılmamıştı. Burnumu kapıya yapıştırıp yazıya baktım. Evet, gazetedeki yazının aynısı. Yahya amca gazeteyi katlayıp kapının pervazına sıkıştırmış. Çünkü gördüğüm kadarıyla pervazla cam arasında bir parmak kalınlığında aralık var! Anlaşılan soğuk girmesin diye yapmış bu işi. Kim bilir, belki hasta olmasının nedeni bile şu aralıktan giren soğuk havadır! Neyse. Sonuç olarak sorun çözüldü. Ben de olayı nasıl büyütmüşüm öyle değil mi? Ya “çok mutsuzum” yazısıyla yetinmeyip arkasını uydurduğuma ne demeli? Hatırlarsan o gün şunları yazmıştım sana. Çok mutsuz olduğum için bakkalı açamayacağım. Bazen insan kendi kendisini bile nasıl da kandırıyor!



.......




5 Ekim


Sevgili Günlük,


Yahya amca bu sabah bakkalı açmış. Eskisinden daha sağlıklıyım merak etme, dedi bana. O sırada koca kahkahalarından birini daha attığına bakılırsa gerçekten de sağlığına kavuşmuş olmalı. Eve dönünce ben ne yaptım dersin? Gazetedeki şu reklam cümlesini daha önceden özenle kesip saklamıştım, işte onu çıkarıp odamın kapısının üstüne astım. Bizimkilerin şaşkınlığını görmeliydin Sevgili Günlüğüm. Yaptığım küçük bir şakaydı aslında. O yazının bana ait olmadığını anlatana kadar biraz uğraşmam gerekti yine de. Merak ettiğim şey başka. Acaba tıpkı bana olduğu gibi onlar da cümlenin arkasını getirmiş olabilirler mi? Örneğin şöyle. “Çok mutsuzum. Çünkü hala bir bisikletim yok...” Ah! Bu cümleyi şimdilik unutmak en iyisi. Önce ödevlerimi bitirmeliyim. Derslere daha çok yoğunlaşmalıyım. Bir de sabırla yaz tatilini beklemeliyim. Şimdilik bu kadar Sevgili Günlüğüm. Annem mutfaktan sesleniyor. Cevizli kek yapacakmış. Bir koşu Yahya amcaya gitmeliyim.














Sevgili Okur!
Günlükleri hızla tüketiyoruz, öyle değil mi? Zaman çabucak geçiyor, sayfalar birbiri ardına çevriliyor.
Zaman deyince aklıma geldi. Günü gelince büyüyüp bir yetişkin olacaksın elbette. Sahi, o gün gelince, yani büyüyünce ne yapacağını, ne tür bir uğraşın olacağını hiç düşündün mü? Sanırım, bu soru arasıra aklını kurcalamıştır mutlaka. Yapabileceğin ne kadar çok iş, seçebileceğin ne çok meslek vardır kim bilir! İstersen sana şimdiden küçük bir sır vereyim. Bütün sorun doğru bir seçim yapabilmekte. Bu ise insanın kendi özelliklerini iyi tanımasıyla çok yakından ilgili. Bazen ne kadar da bilgiç oluyorum! En iyisi, büyük lafları bir yana bırakıp sıradaki günlüğü okumaya başlamak.

Yine de, az sonra okuyacağınız öykü, yani Nil’in günlükleri sözünü ettiğim konuyla yakından ilgili. Söylemeden edemedim!




















8






ÇOK ŞAPKALI ARİF AĞABEY













NİL’İN GÜNLÜĞÜNDEN





4 Temmuz


Sevgili Günlüğüm,


Babam işlerini bitirene kadar tatile çıkamayacağız. Sanırım bir süre kendi kendimi oyalayacak bir şeyler bulmalıyım. Kedimiz Sarman’la oynuyorum. Çiçeklerin bakımını da ben üstlendim. Günler çok sıcak olduğu için günaşırı suluyorum onları.. Ne çok saksımız varmış! Kardeşim Baha da beni çok oyalıyor. Bazen ona masal kitabından bir masal okuyorum. Laf aramızda, bazen de okuyormuş gibi yapıp kendi uydurduğum masalları anlatıyorum . Bunu anneme söyledim, güldü. Söylediğine bakılırsa ben düşgücü hayli zengin bir çocukmuşum. Mutlaka öyleyimdir değil mi Sevgili Günlüğüm?



......


7 Temmuz



Sevgili Günlük,


Bir konuğumuz var. Arif ağabey. Babamın teyzesinin torunu. Arif ağabey otuz yaşlarında.Çok neşeli. Benimle sürekli şakalaşıyor. İki kocaman bavulla geldi Arif ağabey. Sanırım burada yapılacak işleri varmış. Bir süre bizde konuk kalacak. Tatil için gün sayıyorum.



.........



9 Temmuz


Sevgili Günlüğüm,


Arif ağabey çok eğlenceli ama aynı zamanda çok ilginç biri. Ne işle uğraştığını bir türlü öğrenemedim. Babama sordum ama babam gülümseyerek şöyle dedi bana: Hadi bakalım! Konuğumuzun mesleğini sen bul. İyi ama nasıl öğrenebilirim ki? Sanırım onu iyi izlemeliyim. Bu konuda annem de bana yardımcı olmayacak anlaşılan. Sarman’la Baha’nın ise elbette bir yardımı olamaz. İş başa düştü Günlükcüğüm.



.......









10 Temmuz


Günlüğüm,


Evet, bir şeyler öğrendim sanırım. Bu sabah Arif ağabeye verdiğimiz odadan bazı sesler geliyordu. Merakla kapıya yaklaştım. Bu sesler bana yabancı değildi tabii. Bir düdük sesi. Dikkat edince bu düdük sesine eşlik eden komutları da duydum. Arif ağabey düdük çalmadığı anlarda “..devam et!”, ya da “lütfen bekleyiniz...” diye bağırıyordu. Bir ara annem Arif ağabeye çay götürüyordu, odanın kapısını aralayıverdi. Ben de Arif ağabeyin başındaki trafik polisi şapkasını o sırada gördüm: Demek arif ağabey bir trafik görevlisi!



......



11 Temmuz


Sevgili Günlüğüm,


Sanırım karar verirken acele etmişim. Arif ağabeyin işiyle ilgili olarak söylüyorum. Az önce Arif Ağabey salonda gezinirken başında nasıl bir şapka vardı dersin? O kocaman beyaz aşçı şapkalarından birı! Arif ağabey trafik görevlisi değil, bir aşçıymış demek ki! Laf aramızda bu şapka ona çok yakışmıştı. Bir elinde de kocaman bir kepçe sallayıp duruyordu. Görsen kim bilir nasıl gülerdin. Bir ara mutfağa girip bizim için harika bir tatlı yapacak sandım ama yanılmışım. Salondaki turunu tamamladıktan sonra odasına döndü. Bir lokantada çalışacak demek ki. Henüz iş yerine gitmeyip evde olması ise çok garip bence. Belki de istediği gibi bir çalışma yeri bulamamıştır. Bu arada, aşçıları filmlerde gördüğümüz gibi şişman ve tonton sanırdım, yanılmışım. Hiç de öyle değilmiş! Tatile gidişimiz biraz daha gecikecek sanırım.



.......





12 Temmuz



Sevgili Günlüğüm,


Bu gün neler oldu dersin? Bir ara bahçeye çıkmıştım. Sarman da kuyruğunu sallayarak peşimde dolaşıyordu . Ah yaramaz kedicik. Birden bahçedeki o uzun ceviz ağacının gövdesine tırmanmaz mı? Kaşla göz arasında en üstteki dala ulaşıverdi. Sonra da miyavlamaya başladı. Bir yandan da ürkerek aşağıya bakıyordu. Onun aşağıya inemeyeceğini anlamış ve çok korkmuştum. Tam babamlara haber vermek için eve girmeye hazırlanıyordum ki bir de ne göreyim? Evin kapısında bir itfaiyeci! Tabii ki, Arif ağabey. Başında o kocaman sarı şapkası, sırtında sarı giysisiyle bir bana bir ağacın tepesinde kıpırdamadan duran Sarman’a bakıyordu. Sonra hiçbir şey söylemeden ağaca yaklaştı. Büyük bir ustalıkla gövdeye tırmandı ve uzun boyunun da yardımıyla uzanıp Sarman’ı yakaladı. Sarmancık korkudan tir tir titriyordu. Yere iner inmez koşarak eve girdi. Arif ağabey ise beni o kocaman itfaiyeci şapkasıyla selamlayıp uzaklaştı. Düşünebiliyor musun Günlük? Meğer Arif ağabey bir itfaiye görevlisiymiş! Daha önceden bilemezdim ki!



........


14 Temmuz


Günlüğüm,


Hayır hayır... Asla öğrenemeyeceğim! Arif ağabeyin mesleğinden söz ediyorum! Yoksa benimle bir oyun mu oynuyor dersin? Bu sabah da bir asker şapkasıyla gördüm onu. Aynanın karşısına geçmiş selam verip duruyordu. Babama bir kez daha sormaya karar verdim. Ancak gece geç saatte dönecekmiş. Zavallı babacık! Ne kadar çok çalışıyor. İşleri öyle yoğun ki! Yoksa tatile gidemeyecek miyiz? Bari Arif ağabeyin ne iş yaptığını öğrenebilseydim...


......




15 Temmuz


Sevgili Günlük,

Bu gün arkadaşlarımla sinemaya gittik. Harika bir film izledik. Eve döndüğümde Baha kahkahalar atıp duruyordu. Ne olduğunu çok merak ettim tabii. Salona girdiğimde ne göreyim istersin? Baha gülmekten yerlerde yuvarlanıyordu çünkü karşısında bir palyaço vardı. Evet! Koca kırmızı burnuyla, beyaz ağzı, boyalı uzun kirpikleri ve rengarenk kirpikleriyle gerçek bir palyaço! Bu kim olabilirdi, bil bakalım! Elbette Arif ağabey! Sevgili konuğumuz bu kez de bir palyaço olmuştu. Beni görünce bir kenarından çiçek sallanan şapkasını çıkarıp komik bir selam vermeyi unutmadı. Arif ağabey bir palyaçoymuş meğerse!



........




17 Temmuz



Sevgili Günlük,



Bir Tane Günlüğüm! Hafta sonu tatile gidiyoruz. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Merak etme, bu arada seni de yanımda götüreceğim. Orada gördüklerimi, yaşadıklarımı sana yazmadan durabilir miyim hiç? Sözü uzatmadan merak ettiğin konuya geleyim. Arif ağabeyin mesleğini sonunda öğrendim. O bir tiyatro oyuncusuymuş meğerse. Yeni bir oyun çalışması için bizim kente gelmiş. Bu çalışacağı oyunda kılıktan kılığa giriyormuş. Kimi zaman bir aşçı, kimi zaman bir palyaço ya da itfaiyeci oluyormuş. Rolünün hakkını vermek için uzun zaman evde kalıp çalışması gerekiyormuş. Onu sürekli değişik şapkalarla gezinirken görmemin gerekçesi bu işte. Babamla da bir güzel anlaşmışlar. Bana oyun oynamak konusunda elbette! Babam Arif ağabeye benim çok meraklı olduğumu söylemiş. Hadi Nil’i iyiden iyiye bir meraklandıralım bakalım, demiş olmalı. Annem düşgücümün zengin olduğunu söylemez miydi zaten? Doğrusu amaçlarına ulaştılar. Bu sabah söylemeseydiler Arif ağabeyin asıl işini bulmam asla mümkün olamazdı. Ayrıca bu sabah Arif ağabeyin başındaki şapkanın hemşire şapkası olduğunu da söyleyeyim. Biliyorum erkek hemşire olmaz ama o gerçek bir hemşire değil ki, bir tiyatro oyuncusu. Çantalarının neden ağzına kadar dolu olduğu anlaşıldı sonunda. Onların içinde çok değişik kostümler var. Arif ağabey mesleğini ne kadar seviyor. Bana kostümlerini gösterirken gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Oynayacakları oyunu öyle merak ediyorum ki! Bir an önce sahneye koysalar da gitsek. Tabii daha önce tatile gitmeliyiz. Sahi, tatil deyince aklıma geldi. Tatilden dönerken yanımda bir can simidi getirip Arif ağabeye armağan etsem nasıl olur? Canlandıracağı mesleklere bir tane daha eklesin. Cankurtaran da olsun bari! Şaka bir yana, bana bu oyunu oynamaları iyi oldu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Sevgili Günlüğüm. Birazdan Baha’ya mayo almaya gideceğiz. Ben de bir güneş gözlüğü istiyorum. Denize dalmayı çok seviyorum çünkü. Yoksa ben büyüyünce dalgıç mı olacağım dersin?












Sevgili Okur!
İşte son öyküye geldik bile! Kitabımızı Mutluhan’ın günlükleriyle noktalayacağız. Yine de, öyküye başlamadan önce bir noktayı belirtmek isterim.
Günlükler yalnızca onları tutan kişilere aittir. Gözlem ve düşüncelerimizi dile getirdiğimiz, dahası hayatımızı paylaştığımız günlük sayfaları birer “sırdaştır” çünkü. Bir düşün istersen! Özenle tuttuğun günlüklerini bir başkasının okumasını ister miydin acaba? Hayatta, tıpkı bu günlük sayfaları gibi, yalnızca bize ait olmasını istediğimiz değerler vardır. Kimselerin kurcalamasını istemediğimiz özel eşyalarımız gibi!
Okuyacağın son öykü sözünü ettiğimiz bu sorunu ele alıyor. Büyüklerin “özel hayat” diye nitelendirdiği bu konu inanıyorum ki, senin için de önemli çünkü.

Evet! Sıra dokuzuncu ve son öykümüzde.






9




KÜÇÜK BİR OYUN






MUTLUHAN’IN GÜNLÜĞÜNDEN








21 Mart


Sevgili Osman,

Nasılsın? Umarım sana Osman dediğim için bana kızmıyorsundur. Haklısın Sevgili Osmancığım! Ben de biraz değişik bir çocuğum, ne yaparsın! Bu dünyada günlük defterine “Sevgili Osmancığım” diye yazan biri daha var mıdır bilmem! Evet Osman Kardeş. Ablam seni bana armağan ettiğinde ara sıra da olsa sayfalarına bir şeyler karalayacağım aklıma gelmezdi doğrusu. Şimdi ise iyi ki varsın diyorum. Çünkü sen benim arkadaşımsın. Yaşadığım olayları seninle paylaşmak hoşuma gidiyor. Belki de bu nedenle sana Osman diye yazıyorumdur! Keşke senin de dilin olsa ve benimle konuşsan! İçini açtığımda senin bana yazmış olduğun yazılarla karşılaşsam ne kadar mutlu olurdum kim bilir!



.......





23 Mart



Arkadaşım Osman,

Canımı sıkan bir şeyler olduğunu anlamışsındır. Çok eğlenceli olaylar anlatmıyorum çünkü. Sınıf arkadaşım Sadık’ın yaptığı komiklikler bile güldürmüyor beni. Canımı sıkan başka bir şey var. Hayır, bunu şimdi açıklayamam Osmancığım. Belki daha sonra. Zamanı gelince. Aslında canımı sıkan konuda sanırım bana yine sen yardımcı olabilirsin. Dur bakalım! Hemen, ben ne yapabilirim ki diye sorma. Senin de sabırlı olman gerekecek Osmancık. Şimdilik bana yardımcı olabileceğini bil yeter.



......



26 Mart

Osmancığım!

Okulda İzzet’le kavga ettiğimi duyan kalmamış! Oysa yalnızca seninle paylaşmıştım bu konuyu. Kardeşim Arda’ya bile söylememiştim. Bu sabah babam okula geldi ve öğretmenimizle konuştu. Nasıl utandığımı anlatamam. Şu geçen gün yaşadığım olaydaki kadar utanmıştım. Hatırlayacaksın , anneme arkadaşlarla sinemaya gidiyoruz deyip futbol oynamaya gitmiştim. Sonunda teyzeme yakalanmak hiç hoş olmamıştı . Bu sırrımı da yalnızca sen biliyordun. Arda’dan bile saklamıştım . Aslında canımı sıkan olaylar inan ki bunlar değil Osmancık. Sırası gelince anlatacağım elbette. Bana yardım edeceğini sakın unutma, olur mu?



.......






29 Mart


Osman Arkadaş!

Nasılsın? Beni soracak olursan, keyifsizim! Canımı sıkan olaylar devam ediyor. Kusura bakma, henüz olanları açıklamanın sırası gelmedil. Bu gün sana yazacağım fazla bir şey de yok. Birazdan kardeşim Arda’yla dergi almaya gideceğiz. Arda çok akıllı bir çocuk. Öyle bir kardeşim olduğu için çok mutluyum. Bu arada, yarın seninle çok önemli bir şey paylaşacağım Osmancığım! Evet, günlerdir sakladığım sırrımı sonunda seninle paylaşmaya karar verdim.



........



30 Mart


Osmancık,


İşte sırrım! Geçen hafta sonu pazar meydanının arkasında bir cüzdan buldum. Üstelik cüzdanın içinde bir tomar kağıt para vardı! Dur bir saniye Osmancık! Hemen söylenme bakalım! Elbette senin aklına geleni ben de düşündüm. Cüzdanın içinde onun kime ait olduğuna dair bir kimlik ya da kart yoktu ne yazık ki. Aksi halde yapacağım ilk iş onun sahibini bulmak olurdu tabii ki. Cüzdanın sahibi nasıl üzgündür kim bilir! Evet, bu durumda yapılacak tek şey durumdan babamı haberdar etmekti sanırım. Ben böyle yapmadım Osmancık! Biliyorum, başkasına ait olan paradan yararlanmak doğru değil! Yine de bir süre bekleyeceğim. Bu sır ikimizin arasında kalacak Osmancık! Kardeşim Arda’ya bile söylemedim çünkü.



.........







2 Nisan


Sevgili Günlüğüm, Osmancığım!

Cüzdanı saklamaya devam ediyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum bu arada. Sahibi ortaya çıkmadı bir türlü. Belki de o paraları ben harcarım! Kızıyor musun bana? Sence kötü bir şey mi bu? Kötü dediğini duyar gibi oluyorum! Hayatta başka kötülükler de var ama. Başka birine ait olan bir şeyi onun isteği dışında paylaşmaya kalkışmak doğru bir davranış değil. Bunu ben de biliyorum ama... Bir iki gün daha beklememe izin ver lütfen!


......


3 Nisan



Osmancık!

İnanılır gibi değil! Akşam yemek masasında babam bana her zamankinden farklı davrandı. Birden içime bir kurt düştü Sevgili Osmancığım! Yoksa babam sırrımızı biliyor mu? Ama bu mümkün değil. Cüzdanla ilgili sırrımı yalnızca sen biliyorsun. Arda’ya bile hiçbir şey söylemedim. Ne var ki, Arda bile sanki daha farklı davranıyor bana. Aklım çok karışık Osmancığım!



......



4 Nisan


Sevgili Günlüğüm Osmancığım!

Aslında bu gün adını geçici olarak değiştirip sana Ardacığım desem ne dersin? Evet, yalnızca bu gün için sana Arda dememe izin ver lütfen! Çünkü nasıl olsa sana yazdıklarımı Arda da okuyor. Yoksa utandın mı küçük kardeşim! Dinle beni. Yüzün kızarsa bile, bu günkü notları sonuna kadar okumaktan sakın vazgeçme. Çünkü bu günlüğü senin için yazıyorum. Evet, günlüklerimi gizli gizli okuduğunu sonunda anladım Ardacığım! Önceleri İzzet’le kavga ettiğimi, ya da haber vermeden maça gittiğimi bizimkilerin nasıl öğrendiğine bir türlü akıl erdirememiştim. Sonunda, senin günlüklerimi okuduğunu fark ettim. Evet, benim günlüklerimi okuyordun Ardacık. Tıpkı şu anda yaptığın gibi! Bundan iyice emin olmak için sana şu cüzdan oyununu oynamak zorunda kaldım. Sevgili Günlüğüm Osmancık bana çok yardımcı oldu. Bu sabah, babamın beni yanına çağırıp konuşmaya başlaması oyunumun sona erdiğini gösteriyordu. Babam bana başkasına ait bir cüzdana sahip çıkmamızın doğru bir davranış olmadığını anlatırken gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Sonunda durumu babama anlattım. Sanırım onun asıl seninle konuşması gerekiyor. Sevgili Ardacığım! Başkasına ait olan bir şeye onun izni dışında el uzatmak hiç doğru bir şey değil. Bu bir cüzdan olabileceği gibi, pekala bir günlük de olabilir. Kendimize ait sırlar yine kendimizde kalmalı. Yeri geldiğinde, hayatımla ilgili olarak her şeyi seninle paylaşırım elbette. Bu nedenle bu oyunuma sakın kızma. Umarım dostluğumuz bozulmaz Sevgili Ardacığım. Bunu hiç istemem zaten, çünkü sen benim biricik kardeşimsin!



........



5 Nisan



Sevgili Osmancık,

Hiç merak etme, artık canım sıkılmıyor. Çünkü işler yoluna girdi. Kardeşim Arda yaptığından çok utanmış. Bu sabah bana koca bir çikolata getirdi. Üstüne de bir not iliştirmiş. Notta şunlar yazıyor: Biricik Ağabeyim, umarım beni affedersin. Sarılıp öpüştük. Daha sonra beni yanına çağıran babam “senden korkulur evlat” demekten kendini alamadı. Cüzdan oyunu harika bir düşünceymiş. Neyse işin tatlıya bağlanmış olması beni çok mutlu etti. Kardeşimle yeniden dost olduk. Bu arada, yardımların için sana da teşekkür etmeliyim. Evet, yine iki sırdaş olarak kalmayı sürdüreceğiz Sevgili Osmancığım. Bu gün başka neler olduğuna gelince... Özür dilerim, Arda beni çağırıyor. Birlikte dergi almaya gidecektik. Sana sonra yine yazarım. Şimdilik hoşça kal.












... Bitirirken;


Sevgili Okur,


Öykülerimiz, daha doğrusu günlüklerimiz burada bitiyor. Dikkat ettiysen kitabın başında on günlük ya da on öykü okuyacağını söylemiştim. Oysa günlüklerine tanık olduğumuz arkadaşlarımızın sayısı yalnızca dokuz!
Aslında bir yanlışlık yok. Öykü aralarında seninle yaptığım küçük söyleşiler de benim günlüğümün sayfalarından çünkü. Yani onuncu günlükten! Aslında o kısa notları kendim için değil, senin için not aldım. Amacım hem dostluk yapmak, hem de sana güzel bir alışkanlık kazandırmaktı.
Hangi konuda mı?
Günlük tutmak konusunda elbette!
Belki bu kitabı kapattıktan sonra senin de bir “Sevgili Günlüğün” olur. Belki günlüklerin öyküsüne bir öykü de sen katarsın.
Aradan yıllar geçip de günlüğünle bir kez daha buluştuğun an, kim bilir ne kadar mutlu olacaksın! İçin hoş bir duyguyla dolacak. Çünkü o sayfalarda gezinirken çoktan geride bıraktığın çocukluğunla yeniden karşılaşacaksın!
Biliyorum, günlük tutan okurlarım var zaten. Senin de onların arasına katılmanı umut ediyorum.
Hepsi bu kadar işte.
“Sevgili Günlüğün” son satırına geldik bile. Ama iyi biliyorum ki bu son satır, yeni bir günlüğün ilk satırıyla devam edecek.
Bunun mutluluğu bana yeter.
Günlüğümü de burada noktalıyorum.
Hoşça kal Sevgili Okur.

















6060




Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.