Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






KÜRDAN





Alfred Jarry, ölmeden az önce yakınındakilerden bir kürdan istemiş diye rivayet olunur. Tiyatro dünyasının gerçek anlamda ilk baştan çıkarıcı yapıtlarından biri olan Kral Übü’nün yazarı olan Jarry, sahne üstünde konuşmayı değilse bile kusmayı yeğlemiş biri olarak da tanımlanabilir pekala. Giderayak oynadığı şu son kısa oyun ise, bir kürdan marifetiyle dünya, insan, ve olgularla ilgili eleştirel yaklaşımını yolculuğun bitiş anına kadar sürdürmekten yana olduğunun bir işareti sanki. Yine de, şu iç burkucu oyunu yakından takibe almadan önce farklı bir filtre aracılığıyla zamanın fotoğrafını çekmeye çalışalım. Kötülük Çiçekleri’nin yapraklarını geçici bir süre için gövdesine çekip düpedüz büzüştüğü bir dönemden söz ediyoruz. Tiksinti yalnızca zorbalara ve zorbalığa karşı değil, her türden duygusal tahakküme başkaldırıya işaret ediyor! Aydınlanmanın arındıran ışığı, dahası rasyonel düşünce temrinleri çoktan gerilerde kalmış. Yaşamla ilgili dayatılan değerler enine boyuna sorgulanıyor. Savaşın, kıyım, kırım ve kıtlığın akıl dışılığı henüz gündemde! Evet, bu kadar aydınlanma; bu denli bilgi, görgü ve düşünce bir yerden sonra bardağı taşırıyor olmalı! Akılla açıklaması kolay yapılamayan bir tıkanmanın iradeyi, giderek değerleri zorlamaya başladığı bir dönemin başlangıcı bu. Tutunacak dal arayan insan evladı sonunda çözümü buluyor: Karmakarışık olan beyinleri saçmalığın serin suyuyla kendine getirecek bir yolculuğun hemen öncesindeyiz. Uzakta Beckett, İonesco, Tardieu, Albee sessizce kalemlerini yontuyorlar.

Dünyaya bir biçimde tanıklık ediyor olmanın sonuçlarına hangi sınırlar dahilinde katlanabiliriz peki? Yanlışlara, haksızlıklara, insana yakışmayan tavır ve davranışlara kim gem vurabilir? Kazanmanın, büyüyüp şişmenin, egemen olmanın bir hududu var mı gerçekten? Geçmişten yarına hız kesmeyeceği belli olan şu yok etme güdüsünün temel gerekçesini hangi zavallı kavramlar aracılığıyla açıklayabileceğiz? (Demokrasi getirilir, evlere sıcak servis yapılır) Kirlenmenin ta göbeğinde yaşayan çaresiz bireyler olarak her an üstümüze sıçramaya hazır çamurdan nereye kadar koruyabiliriz kendimizi? Bütün bu akıl dışılıklar süregeldikçe “ah bütün bunları nasıl önleyemiyorum; nasıl engel olamıyorum Tanrım!” benzeri yazıklanmaları vicdanların en kuytu köşelerinde depolandırmayı sürdüreceğiz; ta ki kaşarlanmış bir dünya vatandaşı olana değin!

Sanatın yapayalnız kaldığı bir düzlüktür bu. Evet, bir çözüm önermese de durumun vahametini gözler önüne sermekle yükümlü bu güzel çabanın hiç mi çıkmazı yoktur dersiniz? Erdemin estetikle harman olması sanılanın tersine sık rastlanan bir durum değil. Sonuç olarak iş başa düşüyor; herhangi bir uyarı levhasının bulunmadığı uçsuz bucaksız çöl ortasında yol göstericiniz elbette aklınız değil, akıl dışılığınız olacaktır! Duchhamp’ın pisuvar’ı ters çevirmesi rasyonelitenin de baştan kara edilmesiyle ilgili küçük ama gürültülü bir uyarıydı belki de. Sergilendiği dönemde, Duchamp’ın yapıtlarının yanı sıra dışavurumun başka büyük yapıtları da giderek evcilleşecek ve nöbeti daha sıra dışı işlere bırakacaktır. Tersini düşünmek hem insanın hem de sanatın doğasına aykırı değil mi?

Jarry’in kürdan talebinde bir parça sevgili Cemal Süreya’nın “üstü kalsın” benzeri bir serzeniş de gizli aslında. Goethe’den Jarry’e değişim gösteren şu son istekler meselesinde insanlığın gizli tarihine göz kırpan bir yan yok mu peki? Işıktan kürdana kat edilen yolda insan evladı ufak tefek sıyrıklarla kurtulduğu çok sayıda kazaya duçar olmuş anlaşılan. Işık, düşünülenin tersine, çirkin yanı da görünür kılmaya olanak tanıyor. Goethe’nin başucunda bekleşenleri giderayak böyle bir gösteri için perdelere yönlendirdiğini söylemek zor bu yüzden. Akla zarar sorularla karşı karşıya kaldığımız bir durum değil mi bu? Bir ömür boyu gösterdiğimiz çaba, aldığımız eğitim, görgü.. yalnızca kutsal bellediğimiz sırların dökülmesine mi hizmet edecek? Evet, bize dayatılan şu rasyonel değerlerden söz etmenin tam sırası artık. Bir şeyler hızla değişiyor; aynanın ötesindeki gerçek yüzü görmek, bunun için de sırları dökmek için daha ne bekliyoruz? Bütün bunlardan sonra tüm çıplaklığıyla karşımıza dikilecek olan bir dünyanın ne cazibesi olabilir, buna da bir yanıt yetiştirmek gerekiyor elbette. Som karanlığı değilse bile loş bir ortamı yeğleyebileceğimiz bir konum bu. Ne çıplak hakikat, ne giydirilmiş hayal! Aynanın yüzeyinde yalnızca görmek istediğimiz şey yer alıyor. Gözlerimizin netlik ayarını olup bitenlere “katlanabilme yetimiz” belirliyor. Görmek usanmaktır bu yüzden.


Işıktan kürdana uzanan bu şaşırtıcı serüvenden feyz almak tatsız bir sınava kapı aralamayı da zorunlu kılıyor. Sahi şu malum yolculuk öncesinde ne tür seçeneklerle karşı karşıyayız acaba? Hayata bir bütün olarak hükmettiğimiz o koca yolculuğun sonunda gerçekleştirilecek muhasebe böyle zavallı bir konumda mı yapılacaktı? Welles incelikli bir kızağın, Proust tarifli bir kurabiyenin, sıradan bir silginin, kör bir kuyunun, kara bir gözlüğün, anlamsız ne ki büyülü herhangi bir sözcüğün yer alabileceği uzun bir liste karşısında yaşanacak dakikalar süren kararsızlığın da mutlaka bir açıklaması olmalı. O talihiz ama kaçınılmaz anda hemen yanı başımızda bekleşenlerden neyi talep edeceğimizle ilgili küçücük bir işaret, gecikilmiş de olsa kişilik tanımlamasıyla ilgili hoş bir son oyuna malzeme olabilir yalnızca. Kanımca ışık ne denli erdemliyse kürdan da o denli tiksinti dolu. Bir kulak tıkacı ile yetinmenin en akla yakın seçim olacağını düşünüyorum kimi zaman. Hani belki de göçtükten sonrasıyla ilgili olarak fazla bir şey bilmiyorum ve ola ki, riski göze almamak için tedbirli davranıyor ve o cenahta da gürültüye gitmek istemiyorum!





Yine de Jarry’i anlamak mümkün sanki. Bir ömür boyu onca sıkıntı ve yılgınlıkla beslediğimiz hayatın bir kürdanlık işi var ve bu talep, özetlemenin de ötesinde tüm bir yaşamı alabildiğine aşağılıyor. Kaybedilmiş bir partinin ardından bir sigara yakmanın rahatlığını barındırmadığı kesin; ama gerçek olan bir şey var; kürdanın işlevini yerine getirecek bir başka rahatlatıcı önermeniz mümkün mü sahi?

Geriye ise tek sorun kalıyor: O da şu meşum son ana değin dişli kalmayı becerebilmekle ilgili belki de!









22.04.2011
2535






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.