Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Rejimzede



(Bir gülmece öyküsü!)

Sacit Bey okumakta olduğu gazetesinden başını kaldırdı, masa arkadaşına dönüp konuşmaya başladı.
“Şuraya bak Üstadım! Bir kısım üçüncü dünya ülkelerinde rejim arayışları hala devam ediyormuş..”
Masa arkadaşı çayından iri bir yudum alırken gülümsedi:
“Neden şaşırıyorsun ki Sacit Ağabey.. Her ülke eninde sonunda layığını bulur. Bunun için bir nebze aranmak gerekmez mi peki?”
Sacit Bey yanıtlamadı genç arkadaşını, derin derin iç çekmekle yetindi. Rıza bardağını masaya bıraktı, öne doğru hafifçe eğilip yeni bir soru sordu:
“Sahi şu rejim meselesinde sen neler düşünüyorsun Ağabey?”
“Bu bana yanlış yöneltilmiş bir soru oluyor Rızacığım.”, diye yanıt verdi yaşlı adam. Genç arkadaşının meraklı bakışları karşısında daha fazla direnemedi, gülümseyerek devam etti:
“Bendenizin rejimle değil rejimlerle alakası mevcuttur çünkü!”
“Bu nasıl oluyor peki?”, diye kafasını kaşıdı Rıza. Bir şey anlamamıştı.
“Nasılı şu! Akan zaman içinde yaşadığım an dilimcikleri, değişik rejimlerden çarpıcı örnekleri de sinesinde barındırmaktadır efendim.”
“Hiçbir şey anlamadım yahu!”, dedi Rıza.
“Şöyle anlatayım..” diye sakin bir biçimde sürdürdü konuşmasını Sacit Bey.
“Bendeniz sabahları gerçek bir oligarşi ortamında uyanırım.”
“O nasıl oluyor Ağabey?”
“Şöyle oluyor! Bildiğin gibi oligarşi çok kişinin, daha doğru bir ifadeyle bir zümrenin iktidarıdır. Efendim bizim fakirhane, her bir ev sakininin kendi iktidarını uygulamaya koyduğu, kısacası her kafadan başka bir sesin çıktığı karışık bir manzara arz eder. Çocuklar okula yetişme telaşıyla ortalığı birbirine katarken, hanım onların kursağına iki lokma bir şeyler tıkıştırma derdindedir. Kayınvalide, pek lazımmış gibi anlaşılmaz kelimelerle sürekli konuşur durur. Biçare bendeniz kayıp kravatımı sonunda buzdolabında bulmuş olmanın sevinciyle şaşkın çığlıklar atar ve mutluluğumu bir bardak sıcak çayla kutlamaya çalışırım. Evet, bu manzara tipik bir oligarşidir efendim..”
“Deme be Sacit Ağabey… Peki ya sonra?”
“Sonra zar zor işe kapağı atarım. Orası pek mi huzurlu bir ortam sanki, ne gezer! Patron yine solundan kalkmıştır. Ortalarda iki karış suratla gezinmeye başlar. Dünyanın parasını kazanmakta, ancak bu durumu suratının vitrininden asla dışarıya sızdırmamaktadır. Dur duraksız bütün çalışanları paylar. Ortalık emir ve hakaretten geçilmez. İşte sana tek kişinin astığı astık, kestiği kestik rejimi. Ya da hoş geldin monarşi!”
“İşe bak be!”,diye küçük bir çığlık attı Rıza. Keyiflendiği her halinden belli oluyordu.
“E, hayatın azizlikleri diyelim Rıza bey kardeşim. Derken öğle olur. İşyerinin yemekhanesine giderim. Merhaba komünizm!”
“Komünizm de nereden çıktı şimdi?”
“Şirketin anlaşmalı yemek fabrikasının kazanından çıktı! Adam başına bir buçuk köfte, hemen yanında adam başına otuz yedi pirinçte müteşekkil pilav ilavesiyle.Hadi sıkıysa doy bakalım. Eh, bir parça da kuru ekmek tabii! Hadi sıkıysa doy bakalım. Gördüğün gibi komünizmin nazik bir örneklemesiyle karşı karşıyayız. Bilmem anlatabildim mi!”
“Anladım anladım..”, diye hemen önündeki sandalyeyi yana itti Rıza. “Peki devamı var mı bunun?”
“Olmaz mı? Akşam eve dönerken çarşı içinde kapitalizm yakama yapışıverir. Serbest piyasa rejiminin kendi kurallarıyla elbette. Yalnız nedense bu serbestlik akşamdan sabaha değişen etiketlerde oluyor sevgili arkadaşım. Sonunda okkanın altına giden yine biz oluyoruz haliyle.”
“İşte burası doğru..”, diyor Rıza. Çayları tazelemesi için ocağa fiyakalı bir işaret çakıyor. “Ya sonra?”
“Derken eve kapağı atarız. Oh! Ev nerden baksan bir huzur ortamıdır, değil mi ya! Şöyle üstünü başını değiştirip günün yorgunluğunu atmak vesilesiyle buzdolabına doğru ilerlersin.”
“Kravat gibi pijama da mı buzluktaymış yoksa?”
“Yok canım..”, diye gülümsüyor Sacit Bey. “Niyetim bir kadehçik rakıyla randevu tazelemek. Ancak...”
“Bu sefer ne oldu?”
“Ancak bu kez da faşizm yakana yapışır. Faşizm ya da fatizm!”
“Fatizm de ne demeye geliyor Sacit Ağabey?”
“E, yengenin adı Fatma, hatırlarsın. Faşizmi benim hatunun sıkı kurallarıyla buluşturursan minik bir isim oynamasıyla fatizmi de bulabilirsin.”
“Olan bir kadeh rakıya mı oldu yoksa?”
“Bir de yanındaki güzelim zeytinyağlı mezelere. Ah, hele o güzelim barbunya pilakisi! Yahu ben bu hatunu birazda mutfaktaki marifetleri için aldıydım zamanında. Ne çare! Nimetlerinden yararlanamıyoruz azizim. Çünkü bu noktada da ara rejim devreye giriyor.”
“Anlamadım..”
“Küçük bir eğretileme var burada. Şimdi sözünü ettiğim rejim kiloyla ilgili. Faşist rejim barbunya pilakisi sınırlaması getirirken gıda rejimini bahane ediyor senin anlayacağın..”
“Epey karışık ama..sanırım hepsi bu kadar!”
“Sordun bir kere, dinle öyleyse. Bütün bunlardan sonra, aç açına kalkılan yemek masasından salondaki rahat koltuğa geçilir. Malum, şimdi de televizyon izlenecek. Kim demiş? İzlenen bir şey yok. Ev içinde tam bir savaş başlamıştır çünkü. Bilmem kaçıncı ekran muharebesi! Kız Hınzır ve Sefil dizisini izleyeceğim diye tutturur, kayınvalide Türk filmi meraklısıdır… Oğlan ne yapıp edeyim de maça göz atayım telaşıyla ortalarda homurdanıp durmaktadır bu arada. Bendeniz ise haberlere şöyle bir göz atmak derdindeyimdir ama nerde! Tam bir kargaşa ve kaos… Hoş geldin anarşizm!”
“Doğru söze ne denir?”
“Televizyon zaten başlı başına bir konformizm! Şunu ye, bunu iç, şöyle giyin böyle tüket diye emirler yağdıran reklam spotlarından baş almak ne mümkün! Sonunda uykum gelir zaten…”
“Yaşasın pasifizm!”
“Bunu da ben söylemedim, siz buyurdunuz! Evet, yatak odasına geçer rahat döşeğe uzanır ve anında derin bir uykuya geçerim…”
“Oh! Sonunda bitti sanırım.”
“Biter mi hiç? Sabaha karşı üç civarında uykum birden kaçıverir. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştır…”
“Bu kötü işte.”
“Kim demiş? İşte gerçek iktidar ufuktan kendini gösterdi sonunda. Bu iktidar halk iktidarı! Dikkatini çekerim, herkes derin uykuda. Buzdolabına doğru yol almanın tam zamanı. İki kaşık pilaki ve yanında bir kadehçik rakı. Ayaklarımın ucuna basarak balkona çıkarım. Alacakaranlık, derin sessizlik ve sen! Bu keyfin adı nedir, bilir misin?”
“Kaçamak!”
“Demokrasi! Erdem rejimi! Dilediğince ve kimseyi rahatsız etmeden gönlüne göre yaşıyorsun azizim. İnsan daha ne ister?”
“Öyleyse yaşasın demokrasi!”
“Yaşasın da..yaşamıyor işte.”
“Hayrola, yeni bir aksilik mi var?”, diye merakla soruyor Rıza. Karşısındaki yaşlı adamın anlattıklarına dalıp gittiğini fark ediyor.
“Şimdi ne oldu”, diye yineliyor sorusunu.
“Ne olsun..”, diye gülümsüyor Sacit Bey. “Affınıza sığınarak söyleyeyim, darbe oldu!”
“Darbe mi? Nasıl yani?”
“Balkon sefamın en tumturaklı anında kayınvalide tuvalete kalktı. Farkındaysan bütün darbeler sabaha karşı olmuştur zaten. İdrar zoruyla değişen rejimler ve hazin son! Sefa alemine, gerçekleştirilen baskın sonucunda ikinci bir emre kadar ara verilecektir. Derhal evin ışıkları yanar… İlgililer gerekli işlemleri başlatırlar…Suç unsurları ortadan kaldırılır.. Olan bendenizin keyfine olmuştur…”
“Vay be!”, deyip derin bir iç geçiriyor Rıza.
“Seni de üzdüm Rıza biraderim. Eh, demokrasinin ikide bir kesintiye uğraması bizde akşamdan akşama oluyorsa da, yine de hoş değil be muhterem! Hiç hoş değil…”
“Demek ki ne yapmak lazımmış Sacit Ağabey?”
“Bu soruyu yöneticileri seçerken ne yapmak gerekiyormuş diye aldım efendim. Öncelikle kendilerinden doktor raporu istenecek. Tam teşekküllü rapor iyiden iyiye incelenecek. Bakalım beyin ne ölçüde çalışıyor, böbrek fonksiyonları tam mı, kaşıntı nöbeti hangi sıklıkla yokluyor, asabiyet katsayıları kaç olabilir..”
“İşin aslı esası anlaşıldı Sacit Ağabey..”, diyor Rıza. “Şurası gerçek ki, sen müzmin bir rejimzedesin!”
“Ha şunu bileydin!”, diye gülüyor yaşlı adam. Atine bakıyor. Bardağında kalan soğumuş çayı bir yudumda tüketiyor. “Aman..”, diye doğruluyor yerinden. “Sokağa çıkma yasağı başlamadan eve kapağı atsam iyi olacak.”
Rıza yaşına göre çabuk adımlarla uzaklaşan adamı gülümseyerek izliyor. Eh, diye mırıldanıyor kendi kendine. İnsanın yaşamda çok şey görüp geçirmiş olması da böyle oluyor








13.03.2009
2933






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.