Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Eşlemeler (ocak)




Renk / Hoşgörü


Kırmızıyı aklında tutuyor; ısrarla yapıyor bunu. Unutursa maviye yenilir. Kararsızlığı bordonun acımasızlığından; ona kalsa yumacak gözlerini ve unutacak cümlesini. Bu renkler, bu kahrolasıcalar akıl fikir bırakmıyor insanda! Yeşile haksızlık ettiğini bilerek söyleyecek bunu, sarıyı acıttığını fark ederek… Ben yine de bildiğimi okurum diye böbürlenmeyi sürdüreceği de muhakkak. En çok alışveriş yaparken gösterecek bu yanını. Ne renk bir gömlek bakmıştınız beyefendi? Temiz bir şey olsun da nasıl olursa olsun! Temizlikle beyazı buluşturmuş aklı sıra. Oysa beyaz düpedüz kimliksizdir ona göre. Korkak ve hesapçı olduğunu çekinmeden söyleyebilir. Kapkara sözcüklerle yapar bunu. Eğlenceliyken farklıdır. Alacalı, dahası bulaşıcı bir sohbeti vardır. Güldürür ve öldürür cümlesini; hayır, olacağından değil, böyle düşünmek hoşuna gidiyor. Gökkuşağı, ardında bir iz bırakmalıymış söylediğine göre. Belleğe nakışlanmamış hiçbir şey hayatı tarif etmiyor belki de. Boz bulanık bir akşamda yürümeyi sever ama bunu da itiraf etmez. Mor tutkusundan kurtulmayan kadınlara ilgi göstermez; onu göre bir şeyler naif kalmalıdır. Tozpembenin uçarılığında gönül gezdiren bir tazeye sıcacık bakar; kötü düşündüğünden değil. Kötü turuncudur çünkü; evet o kötü ve kincidir. Sonsuz uçuk maviyi, kalpazan griyi, akıl çelen lilayı, can yakan güvercinkakasını ama ille de bakırın o adı konmamış tuhaflığını yüceltir, çok yüceltir.
Hoşgörünün rengini bulamadı oysa; bulsa anlatmaz mıydı baharın şu sarhoş serinliğinde? Ama hangi kör böylesi akşam için yeni bir tarif çıkarmaktan yanadır ki! Beyazın aslında kömür karasından beter olduğunu anlatmışlardı ona ve inanmıştı işin garibi. Bir körü yanıltmak bir zamanı mühürlemektir bu yüzden; ama mührün ne yazdığını kimse görmez. Hani o gözü sonsuz açıklar bile!




Sığıntı / Kiriş

Gözlerini kapattığında öldürdüğün hayallerindir. Gördüğün hiçbir şey gerçek değil, içine döndüğünde ulaşacağın en son ülke yine kendinsin. Bunları bir daha dinliyor, bir daha dinliyor. Yabancılaşmanın sınırında arandığı şey yeni bir sığınak. Bulacağım şüpheli diye fısıldıyor ahizeye. Sesin kablolardaki şu uzun yolculuğu bile öylesine yıpratıcı ki! Gözlerimi kapıyorum; kulağım kirişte! Yanıta dönüşmeyen birkaç şüpheli sözcüğün huysuzlaşarak beynimi dövmeye başladığı noktada ahizeyi yerine bırakıyorum.




Peron /Başlangıç


Kaçırdık treni diyor can sıkıntısıyla. Saatine bakıyor ama bu yalnızca bir saate bakmak. Ne rakamlarla ne de akreple ilişkisi oldu. Geç kalan adam adlı oyunun bilmem kaçıncı sahnesiydi gördüğüm; hemen karşı perondan izliyordum onu. Öfkeyle kıpırdanan dudaklarından anlamlı bir sözcüğün dökülmediğinden de eminim. Gülümsüyorum. Geç kalan adamın bir türlü başlayamayan öyküsünde tek okur olmak beni bir çocuk gibi sevindiriyor. Tren geçmez istasyonuna erken konukluğumun gerekçesi de bu. O bir kez daha gecikiyor; ben ise asla başlayamıyorum.




Tomris / Bilge


Öykünün nar çiçeği gideli ne çok olmuş! Ya narın asıl öyküsünü kim yazacak? Bir Bilge’nin eli değmeli bu kırılgana. Baharı, kırağıyı, ikisinin hoş birlikteliğini anlatmalı bir başkası. Yağmuru dinliyor ısrarla. Koku yeryüzünü esir aldığında bir başka ülkeye açacak gözlerini; öyküyü bir başka cümleden başlatacak. Tomris’in belli belirsiz gülümseyişi, Bilge’nin sessiz sedasız göçü daha uzun yıllar yaşayacak. Uzakta bir dal kırılıyor, bir kuş havalanıyor. Yağmurun uysallığı yerini hınzır bir kediye bırakıyor.




Yarım / Yolculuk


Alnı kırışıyor. Kimi sorular yorar insanı. Yanıt bulmaktan çok, dile getirmenin endişesinden mi demeli? Neden suskunsun diyor karısı. Hayır bu soru bile değil. Bir tespitten de fazlası belki. Yarım! Sonunda yanıt olarak bulduğu sözcük bu. İçindeki yarım sesin yarım kırıklığıyla yarım yaşamlara tam bir tokat! Ah! Kim anlar peki? Susuyor ardından. Suskunluğu pekiştirircesine , düpedüz zorlayarak yapıyor bunu. Bir büyük otobüsün arta koltuğuna bıraksa gövdesini, nereye ulaşılacağını bilmeden gitse gitse! Tamamlanmamış ne varsa hayatımızda, evet suskun durduğumuzda kocaman bir gürültüye dönüşüyor.



Akik /Nizamiye


Nizamiyeden geçtiğini yoğun alkol kokusu bildiriyordu zaten ; kimliğe ne gerek! Katlanmanın bir biçimi de bu olmalı dedi en yaşlı olanımız. Gözlerini yumdu ve gülümsedi. Kendi gençliğinde şöyle bir dolanıp gelmiş olmalı. Katlanmak dediğim şey tek taşlı bir yüzük aslında diye sürdürdü sonra. Bir bakmışsın bir mucize olmuş ve acı bir akik kibirli bir elmasla yer değiştirmiş! Katlanmak diye mırıldandım, sahi ne çok şeyi barındırır sinesinde. Nizamiyenin koca demir kapısı gürültüyle kapanırken katlanması zor bir gecenin daha başladığını da haber veriyor. Akik çizildi!




Kaçkın / Karmaşa


İki kişiyi yaralamış diye daldı içeriye. Sesindeki şehvet gövdesindeki hantallığı bir an için saklamayı becerdi. Damağında adı konmamış bir baharatın lezzeti saklı sanki. Olayı bire bin katarak anlatıyor. Başkalarının hayatını karman çorman eden vahşet evcil bir sözcükler dizgesi şimdi. Acıma, öfke, yazıklanma ve intikam duygusu, akıl almaz bir karmaşada hayatla buluşuyor. Kaçkın bir dilden daha tehlikeli bir kesici yoktur gerçekten.


Patika / Kitap

Yürümek bile dört şeritli otoyol istiyor günün birinde. O bile! Evet, dar patikalara sığmıyor gövdelerimiz . Yürümenin ürkütücü matematiği mekaniğin sıradanlığıyla yer değiştirirken ne kadar duygusuzuz! Küçük bir deftere not aldığım şu sözcükler bile lanetliyor bunu. Ah, onlar… Onlar bile aslında kocaman bir kitabın kapağından şakımalıydı belki de!



Muzaffer / Kemal

Bir deniz hangi yangının yatağıdır? Bilmiyorum ve sudan korkarım bu yüzden. Bu hoyrat, bu tarifsiz yolculuk baş edebileceğim türden bir yolculuk değil. Geldim ve önce onları gördüm. Bir olgunluk bir zaferi saklıyor mu gerçekten. Muzaffer bir edayla soruyorsun bunu.Kemal’e erdiğinde elinde külden başka bir şey kalmıyor. Evet! Sel gider, kalan külden ibaret!








Saklı / Saklı


Çalılıkta bir kıpırtı. Israr ve sabır bu anı ölümsüzleştirecektir. Bir de yazının gücünden yardım almalısın diyor arkadaşı. İçkisini yudumlarken sürdürüyor; dilin lezzetinden, sözcüklerin biricikliğinden ve bütün bunları fark etmenin o tuhaf, adı konmamış keşfinden tat almalısın! Bir şey saklı diyor ısrarla; çalılığı gösteriyor yeniden. Anlatımın telaşına düşecek duyguda değil şu an; merak her şeyin üstüne çıkmış olmalı. Diğeri katılmıyor bu telaşa; sanırsın az önce koca bir dünya savaşını hemen ardında bırakmış. Akşamın serinliğine kolayca ayak uyduran sesiyle sürdürüyor. Saklı olan belki de sendedir; diyor. Merak yontulmamış bir kayadan başka ne olabilir ki! Onu hoş bir heykele döndürecek olan tek şey senin hünerinde saklıdır belki. Demem o ki, saklı olana sessizce yaklaş. İçindeki burcun bir bayrak daha donandığını göreceksin.




















08.01.2009
2740






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.