Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Klasikleri Niçin Okumalı?



25.06.2008


Haz, öğreti, alışkanlık... benzeri bir yapılanmanın sonunda oluşur okuma edimi. “Oku” çağrısının okurla buluşan cephesinde, seçme özgürlüğüne başvuru ise giderek kaçınılmaz oluyor. Günümüzde yayınlanan yüzlerce, binlerce kitap karşısında ölümlü okurun doyumlu bir okuma edimiyle buluşması için okuma bilincinin yanı sıra “seçme” yetisiyle de donanmış olması neredeyse bir zorunluluk çünkü. Baştan kara girişilir okumaya oysa. İlk etapta öğretmen ya da ebeveyn önerileriyle biçimlenen ilk okumaların ötesinde, sahici bir okur olmayla ilgili süreç beğeni ölçütlerini kendi başına oluşturabilme ayrıcalığında gizlidir ki, bunun da formülü yine okuma çabasının bünyesinde yer alır.
Kuru bir “oku!” çağrısının fazla bir kıymet_i harbiyesi yok bu nedenle. Bilinci berraklaştıran bu yapılanmanın özünde peşin bir berraklık talebi var çünkü. Aydınlanmanın ışığı diye hem edimle hem de dönemle paralellik kurarak bağlayabiliriz bu açılımı. Okuru klasik yapıtlarla buluşturan kavşağa da böylelikle ulaşılabilir aslında. Okunmadığı sürece okur vicdanında yalnızca bir azaba dönüşecek olan bu edim neden böylesi bir buluşma çağrısını sıklıkla yineler durur peki? Temelsiz ev olmaz benzeri sıradan bir teşbihle işin içinden sıyrılmak da mümkün ama, hazzın kaynağına ulaşmadan hazla ilgili bir tarif nasıl yapılabilir ki!
Italo Calvino öykü ve romanları kadar denemeleriyle de okurunu şaşırtan bir yazar. Onun daha önceden de (Amerika Dersleri’ni özel bir yere mi koymalı) düzyazılarını basan Yapı Kredi Yayınları, Kemal Atakay’ın özenli çevirisiyle az önce düşünce üretmeye çalıştığımız konuya ışık tutuyor. Dahası, seçkin örneklemelerle okurunun önüne kendini atmaktan çekinmiyor.
”Klasik yapıtlar, haklarında (okuyorum) sözünü değil, genellikle (yeniden okuyorum) sözünü işittiğimiz kitaplardır.”, diye ilginç bir tarifle işe girişiyor Calvino. Aslında kendi okuruna bilge ve hınzır bir göz kırpma bu. Okumanın ironiyle bezendiğine dair bir mesaj barındırıyor sinesinde. Pek çok başlıkla açımladığı “klasik yapıt” tanımının kanımca en çarpıcı olanı ise şu: “Bir klasik, sürekli olarak kendisi hakkında bir eleştirel söylemler bütününü tahrik eden, ama hep onları silkeleyip üzerinden atan bir yapıttır.”
Calvino’nun söylediği basit aslında. Onca zamandır gözümüzü korkutan, ürkütücü bir biçiminde uğultusunu raflardan kulaklarımıza ulaştıran bu eprimiş ciltlerin içinde eğlenceli bir okuma serüveninin ötesinde, okuru kendisiyle buluşturmaya yönelik bir oyun da gizli. “Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ını, ya da Dostoyeviski’nin Cinler’ini okuduğumda, bu kişilerin nasıl yeni kılıklara bürünerek bugün de karşımıza çıktığını düşünmekten kendimi alamam.”.Calvino’nun klasiklerle ilgili yargısı aslında belki de bu ayrıksı sınıflamanın ne kadar talihsiz olduğuna, dahası klasik yaftasını yemiş yapıtların her birinin nasıl çağdaş olabildiklerine de işaret eden bir yaklaşım.

Kitapta değerlendirmeye alınmış yazıların seçiminde bile hoş bir hınzırlık gizli sanki. Gerolamo Cardano okur elinin kolay kolay uzanacağı bir klasik değil örneğin; ama özellikle böylesi bir uç örnek şu sözünü ettiğim seçimler öncesinde ufku genişletmeye yönelik bir çağrıyı sinesinde barındıracak kadar da akıllıca!”Cardano, hem açıklanması olanaksız olguyu, hem o olguyu nasıl bir ruh haliyle yaşadığını seyirlik bir oyun olabildiğince kesin bir dille anlatmaya çalışır.”
Bir şaşırtıcı alıntı da Defoe’dan olsun öyleyse: “ Defoe’nun Robinson Crusoe ve daha sonraki romanlarındaki tutumu, ayin saatinde kiliseye gidip kendini paralayan,sonra da mesaisini aksatmamak için dışarı çıkan normlara saygılı iş adamının tutumuna çok benzer!”

Homeros’tan başlayıp Pavese’ye kadar ulaşan bir klasik kuşağa çarpıcı bir bakış derlemesi olarak da okunabilir “Klasikleri Niçin Okumalı”. Art niyetli! bu yazılar toplamının seçimle ilgili yepyeni bir ölçüt oluşturacağı kesin. Klasik bir korkuya dönüşen “klasiklere yaklaşma” korkusunun bir okuma şöleniyle yer değiştirmesi için böylesi bir kışkırtıcıya gerek duyuyoruz çünkü. Benzeri bir sıkıntı yaşamayanlar ise “yeniden okumalarını” anlamlandırmak için iyi bir gerekçeyle yüz yüzeler bu arada. Çünkü sevgili yazarımızın söylediğine göre ” bir klasiği her yeniden okuma, ilk okuma gibi bir keşif okumasıdır” aynı zamanda.

Yapı Kredi yayınları
Çev. Kemal Atakay






* Cumhuriyet Dergi için kaleme aldığım bu tanıtım yazısını sayfa okurlarıyla da paylaşmak istedim. Sonuçta, kitap önerileri başlığında yer alacak liste de aşağı yukarı belli oluyor. Yazının (daha da önemlisi kitabın) ışığında, şayet gidilecekse tatil çantasına oylumlu bir klasik tıkıştırmak kötü bir seçim olmayacak. Yine de öznel bir öneriden yanaysanız Anatole France ya da Thomas Mann arasında yazı tura atın derim.










25.06.2008
2530






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.