Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Eşlemeler / yeni




Toz / Unutkan

Sonunda bitti diyor; bir mevsimi daha kayıplar hanesine kaydediyorsun. Otlar sarardı, tohumlar öldü ve hayat yeniden ince bir düşünceyle haşır neşir. Sözcükler yerini uzun bir suskunluğa bırakıyor. Güçlü bir rüzgar sarsıp geçiyor, bir toz bulutuna bırakıyor yerini. Gözlerimiz kan çanağı. Unutkandır insanoğlu diye mırıldanıyorsun. Bir sonraki yıl bu gün bu saat, şu anın şaşkınlığından en ufak bir iz taşımayacak. Çoktan o toza karışıp kaybolduğumuzu kim bilebilir peki?



Satır / Kiraz

Sıcak korkutuyor dediğinde düşündüm. Evet, bu yaz serin bir köşe bulamayacak gövdelerimiz. Acımasız sıcaklar adını ürkerek söylediğimiz her şeye cüretli bir davetiye aslında. Yükseklere çıkmayı denemeliyiz belki de. Kulaklarımızda kirazlı bir köyün tarifi. Yola koyulmanın hevesi hayatta kalma arzusunu da barındırıyor. Ah bir silkinebilsek ve kurutmadan kalemin ucunu ulaşabilsek tepelere. Biliyorum, bir satır sonra oradayız ama yazının gücünü sınamanın zamanı mı şimdi!


Zil / Kavuşma

Aradığın anda ulaştırabileceğin bir işaret yeterli diyor. Bırakma gücün varsa şayet! Bir kağıt parçasına düşülmüş iğreti bir not, bir kulak çınlaması, bir şaka... hepsi hepsi olabilir. Kolayı var diyorum. Kapıdaki zilini çalarım olur biter. Şaşırıyor birden. Bunu yapar mısın gerçekten? Olmayan bir kapının çalmayan bir zilinden nasıl bir mucize beklersin? Ürkütücü bu söyledikleri. Kavuşmak isteğe bağlıdır diye bilirdim; ne ki düşteki bir çınlama sokaktan geçene hiç bir şey söylemiyormuş aslında.



Mayhoş / Bulut

Bir içki istiyorum ama mayhoş olsun dedi kadın. Mayhoş bir içki demek! Ona ne verebilirim? Limon suyuyla geçiştirmek mümkün. Ne istediğini çoktan unutmuş olmalı, votka diye sesleniyor bu kez. Bol buzlu lütfen! Taşlar yerine oturuyor sonunda. Yorucu bir hayatın tek sözcükle özeti bu sözcük şimdi! Oysa mayhoşun ömrü söylendiği anın gizemiyle sınırlı; pek çok yalancı, pek çok yaralayıcı sözcük gibi belki de. Alkol bulutunun esir aldığı bu hana tüketilmiş hayatların tarifi asla sığmıyor. Sert bir içki sorunu çözecektir! Kendimize dönüş bu. Kimi zaman sözcükler şu yoğun buluttan daha hafif kalıyor!




Zerrin / Çay


Bir günün sonunda mevzu! diyor gülümseyerek. Arzuyu dikkate almıyor! Eski bir şiirin rüzgarı nereye sürükleyecekse oraya gideceğiz; bu çoktan belli oldu. Soğuk çay eşlik edecek diyor. İsteğim seni kamçılar biliyorum; tek değişmeyen o. Gecenin serinliği zerrinle tazeleniyor. Tuhaf, adı konmamış, aklı zorlayan bir uçucunun izinde bozuşturacak yeni dizeler aranıyoruz.




Sağanak / Balkon

Sığınmayı bilir misin, diye soruyor. Önce yağmur başlamalı diyorum; sanki beklediğim bir soruymuş gibi. Belki sağanak, diyor dudaklarını ısırırken. Ama bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurun çekiciliği bütün sığınakları yerle bir eder diyorum. Hınzır bir gülümsemenin sözlerime eşlik ettiğine yemin edebilirim. Aldırmıyor. Balkon demirine tutunuyor. Bir iğreti, bir güvensiz dokunuş bu. İlk damla düşüyor. Sonrası meçhul!




Beyaz / Sancı


Koylar kirlenmiş diyor genç adam. Özenle taranmış saçlarını hafif rüzgardan korumak için başını sakınmaya çalışıyor. Komik göründüğünü fark etmiyor diyor hemen arkasındaki. Koyların kirliliğinden şu anda haberdar olmuş sanki. Ufuktan kayarcasına geçen bir yelkenli ikisinin de bakışlarını çeliyor o an. Beyaz bir kusursuzluk bu. Renksiz bir hayal. Lekeli bir olmayan! Kadın, isyankar olmak için çırpınan düzgün saçlara bakıyor sonra. Genç adamın bir şeyler söylemesini diliyor. Yelkenli suyu yarıp geçtikçe midesindeki sancı da büyüyor sanki. Şu karşıdaki söğüde kadar yürüyelim diyor genç adam. Orada rüzgar yok sanırım. Sağ eliyle uçuşan saçlarını okşuyor. Kadın yelkenliye dönüyor. Kayalıkların arkasında kaybolan o kusursuzun aslında bakışlarına çoktan yerleşen sahici bir leke olduğunu fark ediyor.




Kimse / Bal


Çocukları alacağım diye seslendi;hafta sonundan önce yani, diye sürdürdü. Görmelerini istediğim bir gösteri var, oraya götüreceğim. Palyaçolar, ip cambazları, jonglörler... Hayat ustaları, diye mırıldanıyor kapı aralığından. Hayatı sınama konusunda nasıl da beceri sahibidirler kim bilir! Kimse ellerine su dökemez belki ama herkes sıradanlaştırabilir izlediklerini. Nankör olmak için çaba göstermeye gerek var mı? Sen de öylesin işte. Çocukları gelip alacak ve sıra dışı bir gösteriye yetiştireceksin! Ya hayatın şaşırtıcılığı? Ya bizler? Sıradanlıktan daha ürkütücü bir gösteri düşünemiyorum aslında ve bunu akıl etmek bile beni ürkütüyor. Bir kavanoz bal aldım diye gülümsüyor kapının dışındaki. Yarın sabah kahvaltıda ekmeklerine süreceğim; eski günlerdeki gibi! İp kopuyor o sırada. Yalnızca bir çığlık tutunuyor havaya. Yalnızca bir tarifsiz öfke. Sessizce kapıyı kapatıyor.




Balık / İmza

Kaçan balık nerden kokar diye sordu yaşlı adama. Gazeteden kaldırdı burnunu; söyleneni düşündü bir süre. Kaçan balık büyük olur diye söylemezler miydi bunu? Öbürü nasıldı bakayım? Tabii ya, balık baştan kokar! Ne söyleyeceğini bilemiyor bir an. Çocuğun başını okşamakla yetiniyor. Gazete sayfaları sessizce yere kayıyorlar elleri arasından. Kaçan balık nerden kokar diye yineliyor sonunda. Bunu düşünecek. Balıkları tanıyorsa buna da bir yanıt bulabilir.





Gölge / Gölge

Gölgeye gel diyor fısıltıyla. Sesi de gövdesi gibi ışıktan yaralı. Her bilmeceye bir yanıt yetiştiren akıl , tutulduğunda yine bir bilmeceye konu olacaktır yalnızca. Ama gölge ıssız, sarıp sarmalıyor. Bir yere gitmek istemediğimizi sınamak için o yere ulaşmak zorunda mıyız diye soruyor. Gölge konuşmuyor. Haddini bilen her şey gibi suskun. Bir yere ulaşmak yok derken, onun kadar dikkatli. Bir yere ulaşmak bir yerden vazgeçmekten daha acımasız bu yüzden.










24.05.2008
2947






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.