Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Sabun Adam /öykü






Kadın irkilerek doğruluyor yataktan.
“Ama...”, diyor kekeleyerek. ” Sen eriyorsun! Sahiden eriyorsun!”
“Söylemiştim.”, diyor adam. Uzandığı yerden gövdesini görmeye çalışıyor.
“Yani bu büyük erimeyi bekliyordum. Yine de bu kadar çabuk gerçekleşeceği aklıma gelmezdi. Hele ki böyle bir anda!”
Bir süre ikisi de söyleyecek bir sözcük bulamıyor. Kadın yataktan kalkıyor ve aceleyle üstüne bir şeyler geçiriyor. Adamın böyle bir çabası sonuçsuz kalabilir, hiç niyetlenmiyor bu yüzden. Giysileri şu tuhaf , ne olduğu belirsiz sıvıya bulaşacak ve durum iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hal alacak belki de.
“İnanılmaz bir şey bu! Yani bir dondurma gibi eriyor olman gerçekten çok şaşırtıcı!”
“Bu kadar büyütmesen!” diyor adam, “Ayrıca bu hızla giderse ne benim gövdem kalır, ne de senin böyle bir sorunun! Belki de benden kurtulursun!”
“Ama düşünsene sana dokundum...”, diyor kadın. “Bu dokunmayı ömür boyu parmak uçlarımda taşıyacağım.”
“ Desene unutulmaz bir anın olacak.”, diyor adam.
“Burada durmuş saçmalıyoruz .”, diyor kadın. “Sanırım bir şeyler yapmalıyım.”
“Çok geç!”, diyor adam. “Aslında daha öncelerde ben bir şeyler yapmalıydım.”
“Nasıl yani?”
“Erimenin önüne geçebileceğim pek çok yöntem öğrenmiştim bir kitaptan. Okuduklarımı ciddiye almalıymışım.”
“Ya böyle devam ederse? Bitip tükenecek misin sahiden?”
“ Şanslıysam en azından bu gece tükenmem. Erime bir noktaya gelip durabilir. Belki biraz daha küçülürüm ama hayatta kalırım.”
“ Ne garip bir durum!.”, diyor kadın. “Uzay filmlerinde olur böyle şeyler. Yaratıklar erir, lastik gibi uzar filan...”
Gülüyor adam. Onların aslında çoktan erimiş birer düş gücü ürünü olduğunu söylemeyi geçiriyor aklından. Ne var ki kadın onu dinleyecek durumda değil şu an. Tek istediği bulundukları odadan onlarca kilometre uzakta olmakla ilgili yalnızca.





Oysa her şey nasıl güzel başlıyor. Ortak dostların akşam yemeğinde tanışıyor ve birbirleriyle ilgileniyorlar. Hayır, tam olarak doğru değil bu; adam böyle düşünmek istiyor ama kadının gece boyunca kendisine bir kez olsun alıcı gözüyle bakmadığını iyi hatırlıyor. Karşılaştıkları geceyi yeniden düşünüyor. Önceden planlandığı belli, iğreti bir karşılaşma işte! Sürekli konuşan, şakalar yapan bu kadının gece boyunca sanki kendisi hiç yokmuş gibi davranmış olması kolay unutulacak bir durum mu? Gülüyor birden. Hiçbir şey göründüğü gibi değil, diye mırıldanıyor. Sıklıkla yineler bunu.


Akşam yemeğiyle ilgili çağrıyı aldığında işin içinde bir şeyler olduğunu fark ediyor aslında. Arkadaşı her zamankinden daha dikkatli davranmaya çalışıyor.
“Hayatımdan hoşnudum!”, diyor kendinden emin bir biçimde. “Hoşnudum evet, yalnız olmak bir hastalık değil. Ayrıca siz varsınız! Yalnız olduğumu nasıl düşünebilirsiniz ki?”
“ Saçmalıyorsun!”, diyor çocukluk arkadaşı dikkatli olmayı bir yana bırakarak. İri yarı bir adam olmuş zaman içinde. O ufak tefek, çıtkırıldım çocuk bu hale gelsin inanılır gibi değil! İşte bunu söyleyemem onlara. Birlikteliğin her düzlemde şekil bozukluğuna hizmet ettiğini anlatamam. Ne zaman karşılaşsak ağzı alkol kokuyor. Karısı onun bu haline alışmış olmalı. Birlikte yaşamanın gizemi bu mu peki? Bir noktadan sonra eşlerden biri diğerine benzer ve katlanabilirler her türden can sıkıcılığa. Bunları söylemeye çalıştığını da hatırlıyor.
“Suyumu dalgalandırmasan iyi olur.”, diye öfkeleniyor karşısındaki. “Bir hayatım var ve kendi yatağında masumca akıyor işte!”


Sonuç olarak, hazırlanan mezelerin dışında lezzetsiz bir gece işte. Masadayken konuşulanlara kulak kesiliyor , bunu yaparken de varlığını belli edecek bir davranış sergilemekten özenle kaçınıyor. Sanki sıklıkla yineliyorlarmış gibi, gecenin sonunda herkes birbirine iyi uykular diliyor ve kendi dünyasına dönüyor.
Ertesi günün tanımı için kabus sözcüğü abartılı olmayabilir. Arkadaşının bilmiş karısının sonu gelmez soruları onu bunaltacak çünkü. Gerekçelendirmesi beklenen yanıtlar...hayır, çok fazla bu kadarı! Kadının asıl öğrenmek istediği şeyi tahmin ediyor sonunda. Arkadaşlarıyla ilgili düşüncesini merak ediyorlar. Bunu da lafı dolaştırmadan soruyor zaten. İyi ama ne diyebilirim ,diye söyleniyor sıkıntıyla. Akıllıca bir karşı soruyla işin içinden çıkmak belki de en doğrusu olacak!
“Arkadaşınıza da benimle ilgili düşüncesini sormuş olmalısınız. Yanılıyor muyum yoksa?” Bu soru gerçekten durduruyor karşısındakileri. Hemen ardından ekliyor. “Onun neler düşündüğünü öğrenebilir miyim peki?”
“Ne öğrenmek istiyorsun?”, diye soruyor arkadaşı. Topu kendi kontrolüne almış olmanın rahatlığıyla saldırıyı sürdürüyor.
“Beni yaşlı bulduğuna yemin edebilirim!”
“Her insan biraz yaşlıdır.” deyip kahkahayı patlatıyor çocukluk arkadaşı. Onun bu huyunu seviyor işte! Ne olursa olsun oyuna katılmaktan asla vazgeçmiyor! Daha sonra ev sahibesi çayları tazeliyor ve yeni aldıkları yazlığı anlatmaya başlıyor. İşin başında konudan uzaklaşmak için yaptığı şu küçük zeka oyunu kısa süre sonra başka kaleleri de teslim alacaktı demek! Şimdi yazlık evin faziletlerini kendinden geçerek anlatan bir kadın var karşısında. Konu unutulacak ya da geçiştirilecek gibi değil aslında.
“Şu kadının hakkımda verdiği yargıyı gerçekten merak ediyorum.”, diye fısıldıyor arkadaşının kulağına.
“Seni beğenmedi sanırım.” , diyor adam. “Yani fizik olarak değil, yanlış anlama! Belki bir parça klasik buldu. Eski kafalı değilse bile klasik işte. Seni sahip olduğu değerleri kolay terk edemeyen biri olarak tanımladı yanlış hatırlamıyorsam.”
Bunda ne kötülük var diye sormak istiyor ama ev sahibesinin meraklı bakışlarından rahatsız oluyor. Bir an önce uzaklaşsa daha iyi olacak sanki. Ah, bu gibi durumlarda vurucu bir cümle her zaman işe yarar!
“Israr etme, o yazlığa gelmeyeceğim!”, diyor arkadaşının karısına. “Çağıracağınızı biliyorum ama tatil yapamayacak kadar eski kafalı biriyim ben. Ayrıca denizden nefret ederim. Evet, bunu da söylemelisiniz hanımefendiye!”





Olayı, kadını, yazlık ev saçmalığını, her şeyi unutmak üzere olduğu bir gece telefonu çalıyor. Yağmur kaldırımları dövüyor, şimşek çocukları korkutuyor o sırada. Telefonun usandırıcı sesi kesilsin diye bir süre bekliyor. Neyi ne kadar önemseyebilirim peki? Gün boyunca sırtındaki hafif erimeyi fark etmiş ve hayatın kendisine yeni sürprizler hazırlamakta olduğuna karar vermemiş miydi! Ani bir hareketle almacı kaldırıp kulağına yaklaştırıyor.
“ Buyurun, kimi aramıştınız?”
Karşısındaki ses içten, eğlenceli, dahası hınzır olmaya çalışıyor sanki. “Evde misiniz diye kontrol ediyordum!”
Bu çocuksu şakanın arkasına sığınmaya çalışan ses ona, o kadına ait. Hemen tanıyor.
“Açıklamak istediğim bir şey vardı.”, diyor kadın. “Yani yanlış anlamadıysam düşüncelerim başka türlü aktarılmış size. Düpedüz yanlış bilgi yani!”
“Hayır!”, diye karşılıyor kadını. “Yanlış bilgi filan yok, benden hoşlanmadığınızı iyi biliyorum. Yaşlı ve klasik bulduğunuzu da. Bunun için özür dilemeye kalkışmanız anlamsız! “
“Özür dilemek için aramadım.”
“Öyleyse niçin?”
“Ya ben sizin benimle ilgili düşüncelerinizi merak etmiş olamaz mıyım?”
“İhtimal klasik ve yaşlı düşüncelerdir bunlar. Dikkate alacağınızı hiç sanmıyorum!”
“Belki telefonu da bir an önce kapatmamı diliyorsunuz!”
“ Haklısınız. İnanın çekici hale dönüştüremediğimiz şu sohbet içimi daraltmaktan başka bir işe yaramıyor!”
“ Yine de, bir kez daha buluşup sohbet etmeyi deneyebilirdik.”
“ Hoşlanmadığınız biriyle bir kez daha birlikte olmayı neden isteyesiniz ki?”
“ Söyledim, şu yargım yanlış aktarılmış size. Belki yüz yüze daha kolay açıklayabilirdim.”
“ Pekala...”, diyor sonunda. “Yeniden karşılaşmamıza gerek duyurmayacak bir şey yapacak ve size sizle ilgili düşüncelerimi söyleyeceğim. Böylelikle görüşme zorunluluğumuz da kalmayacak. Ne dersiniz?”
“Aslında yanılıyorsunuz ama yine de söyleyeceklerinizi dinleyebilirim.” Kadın şakrak bir kahkaha eşliğinde fısıldıyor sözcükleri. O ise derinlerde bir yerde sinsi bir erime hissediyor. Erimekte olan şey mizah duygusu belki de; kadının şu son söylediklerini hoş bir şakayla karşılayamaz mıydı örneğin? Bunu yapabilecek kadar güçlü hissetmiyor kendisini. Göz çukurlarında şiddetli bir yanma var nedense. Eriyen bir bakıştan daha acıtıcı bir şey yoktur. Gördüğünüz her şeyi dikene çeviren bu duygu en az baktıklarınız kadar kalbinizi de acıtacaktır.
“Evet, dinlemeye hazırım!”, diyen sesle irkiliyor birden.
“Merak etmeyin, unutmadım...” deyip derin bir soluk alıyor ve sözcüklerden merhamet dileyerek konuşmayı sürdürüyor:
“ Sizi çok güzel bulduğumu söylemeliyim öncelikle, çok zarif ve çekici. Benden bir hayli gençsiniz. Bir erkek arkadaş bulmak için böylesi bir oyuna ihtiyaç duyurmayacak denli geniş bir çevreniz olduğunu düşünüyorum ayrıca.”
“Pek çok insanla tanışıyor olmak neyi değiştirebilir ki? Hele bir de birbirlerine benziyorlarsa!”
“Ama benim onlardan ne farkım olabilir!”, diye yükseltiyor sesini. Güzel ve seçilmiş sözlerin daha da ötesinde, kadına haddini bildirmek için usta bir konuşmacı olmayı diliyor bir yandan.
“Sizin farkınız bende sizi arama duygusu uyandırmanızla ilgili olabilir pekala! “, diyor kadın . İnsanın içini ısıtan, bütün uzuvlarını heyecanlandıran bir çağrı bu.
O gece dakikalarca konuştuklarını hatırlıyor. Telefonu kapattığında, artık onun için klasik ve yaşlı olmadığını iyi biliyor. Yalnızca konuşmanın faziletiyle açıklanabilir mi bazı şeyler? Ne olursa olsun, o artık seçilmiş biri. Erime her şeyi alıp götürebilir ama sözcükler gövdede bir çıkıntı, bir tutamak bulup mutlaka ayakta kalıyorlar.




Telefonda da sözleştikleri gibi iki gün sonra - cumartesi- buluşuyorlar. Sanki çok öncelerden beri tanışıyorlarmış gibi davranıyor kadın. Hoş bir yüze, insanın için ısıtan bakışlara sahip. Bu kadını elde edebilir miyim gerçekten diye düşünüyor kısacık bir süre. Kuracakları ortak hayatı görmeye çalışıyor ama beceremiyor. Kahve içip sohbet ediyorlar. Daha çok kadın konuşuyor. ve kendisini anlatıyor. Usanmadan yapıyor bunu. Adam sessizce dinliyor ve daha öncelerde de hep kendisini mi anlatmıştır acaba diye düşünüyor.
“Peki ne yapmamızı öneriyorsun?”, diye soruyor sonunda.
“Birlikte olabiliriz!”, diye yanıtlıyor kadın. “En azından denemek isterim bunu. Siz de uygun görürseniz elbette.”
Bir süre öylece kalıyor; ne diyeceğini bilemiyor.
“Karar vermek için biraz süre istiyorsunuz...”, diyor kadın.
“ Klasik biri olarak böyle yapmam doğal değil mi?”
“Şu şakayı artık unutsanız!”
“Ne yani? Şaka yaptığınızı mı söylüyorsunuz?”
“Öyle ya da böyle, şu anda söylenenleri bir şaka olarak değerlendirmenizi çok isterdim.”
“Sizin hoş bir kadın olduğunuzu söylemem şaka değildi ama.”, diyor sonunda.
Ama insan böyle bir varlık işte, yalnızca pili yettiği sürece ışık veriyor! Yine de dinlenmek kaçınılmaz. Bir süre uzak kalmak ve anlatılacak yeni malzemeler biriktirmek gerekiyor. Kadının isteğiyle gerçekleşen bu tuhaf karşılaşmanın sonrasında onu ilk gördüğü andan -artık bunu itiraf edebilir- daha çok istediğini iyi biliyor. Adı konmamış bir arzunun şiddetli bir baş ağrısından farksız olduğunu ne zaman anlarsınız? Yine bu arzuyu havayla temas ettirecek denli yürekli davrandığınızda elbette! Evet, ışığın mucizesidir bu.
“Aklınızdan neler geçiyor?”, diye soruyor kadın. Şu istem dışı sessizliği kırmak için yapıyor bu atağı. Pil değiştirmenin hemen sonrasındaki canlılık!
“İlerisini görmeye çalıştım.”, diye yanıtlıyor onu. Gözünü kırpmadan uyduruyor bu yalanı.
“Nasıl görünüyoruz peki?”
Çapkın bir gülümsemenin eşlik ettiği bu soruyu hiç sevmiyor. Hazırlıklı değil öncelikle.
“Bir alemsiniz!”, diyor kadın. “Yanıtlamadınız ama içinizden geçenler ayan beyan ortada!”
“Öyle mi görünüyor gerçekten?” diye soruyor kadına. Kadın onu dinlemiyor bile. Kendi aklından geçenleri anlatmayı yeğliyor.
“Güzel bir evimiz oluyor; yani sizin istediğiniz bir şey bu! Evin hemen önünde küçük bir bahçe var. Çiçeklerden en çok şebboyu seviyorsunuz. Aslanağzıyla karanfili de. Ben ortanca da olmalı diye tutturuyorum. Beni kırmıyorsunuz. Kameriyenin bulunduğu yere dikmeliyiz onları. Ah, artık evin içine girsem iyi olacak değil mi?”
“Acele etmelisiniz!”, diye arzuyla kulağına fısıldamak istiyor ama hayır, bunu yapmıyor. Tam tersine, bu kadarı yeter deyip susturuyor kadını . Neden, diye soruyor karşısındaki.
“Eri-ye-bi-li-rim!”, diyor kekeleyerek. “Bundan hiç söz etmemiştim sanırım.”
Gülüyor kadın. “Yani kim olsa eriyebilir bu durumda. Keyiften söz ediyorum elbette.”
“Kast ettiğim o değildi..”, diyor kadına. Eriyen sözcüklerle bir erimeyi anlatamazsınız. Susuyor ve kadının sözün iktidarını bir kez daha ele geçirmesine izin veriyor. Bahçeden içeriye süzülen kadın bir süre geniş salonda, ardından mutfakta oyalanıyor. Yatak odasına geçtiklerinde hava çoktan kararmış olmalı; ne zaman soyunduklarını, yatağa girdiklerini, sıkı sıkıya sarıldıklarını hatırlamıyor bile. Aynen böyle diye düşündüğünü hatırlıyor yalnızca. Gövdesi henüz katıyken, en ufak bir fire vermemişken ve öpüşmelerin en olması gerektiği gibi olanını sunmaya özen gösterirken! Kadın onun son söylediklerini - ah,hiç konuşmasa da - kolaylıkla yakalıyor. Evet diyor, bir öpüş asla kuru olmamalı. Islak, sıcak ve acıtıcı olmalı bir öpüş. Biliyorum diye onaylıyor onu; ama sonrasını getirmiyor. Islak bir öpüşün gövdesinin en sıcak, en nemli en acıyan bölgesinden kopup geleceğini iyi biliyor ama bunu söyleyemiyor. Korkuyor çünkü! Bu kadını aldı ve kabul etti. Şimdi de kaybetmekten korkuyor.




“Demek ondan hoşlandın!”, diyor arkadaşı. İçine bir şey düşürmüş gibi bir süre bira bardağına bakınıyor , ardından iri bir yudumu koca gövdesiyle buluşturuyor.
“Biliyor musun, seni çok ilginç bulmuş!”
“İlginç mi!”
“Sen onun için keşfe açık bir kutuymuşsun. Arada bir kapağını kaldırıp içinde sürprizler aranacağı bir oyuncak! senin için aynen böyle söyledi biliyor musun? Bizimkini kalpten fethetmiş olmalısın. Ama ona söylemiştim, sana da tabii! Kimse göründüğü gibi değildir. İhtimal sen de onda bizim bile fark edemediğimiz başka özellikler görmüş olmalısın. Buna muktedirsin biliyorum. yine de sana naçizane tavsiyem tabii , gördüklerinin hiç değilse söze gelir olanlarını küçük hanıma servis etmekten kaçınma. Çünkü kadınların bayıldığı bir şeydir bu.”
“ Sen karına yapıyor musun bu söylediğini?” diye soruyor. Arkadaşı boş bardağı dolusuyla değiş tokuş ederken yanıtlıyor kendisini.
“İlişkide öyle bir noktaya gelirsin ki, o saatten sonra söyleyeceğin hiçbir sözcüğün inandırıcılığı kalmaz. Anlıyor musun bunu?”
“Nerden bilebilirim!”, diyor yalnızca.
“Evet böyledir! Bir kadın bünyesinde taşıdığına inandığı güzellikleri mutlaka yeni bir erkeğe yansıtacaktır. Mutluluğunu bu yolla pekiştirir çünkü!”
“Ya biz erkekler?”
“Bizler güzellikten çok skor duymak isteriz dostum. Yalnızca yatak performansı olarak algılama bu son söylediğimi. Skor aynı zamanda rakamlara tekabül eder! Kazandığın paranın miktarı, harcama trendin ve eğlence katsayın bu ölçüme dahildir.”
Yanıtlamıyor; ilgisini çeken konular değil bunlar. İçindeki küçük bahçeyle yetinmesini bilen bir kadın olarak tanıdı onu. Karanfiller, şebboylar ve belki bir de ortancalar. Ama söylemeyecek arkadaşına, çünkü kaba sözcükler kullanarak kendisini paylamasından çekiniyor.
Şu uğursuz erimenin ses tellerini kaynağından tamamen söküp almasına ne kadar kaldı peki! Kaçınılmaz olacak bütün bunlar. Büyük bir erimenin, ani bir yok olmanın hemen öncesindeyim ve seçmeyen gözlerimle, işitmeyen kulaklarımla hala bir şeyleri elde etmenin peşindeyim! Kendini tamamlamalısın diyor arkadaşı; ikiye katlamalısın! Daha çok olmalısın, daha büyük skorlarla karşılamalısın bir kadını. Daha şakacı, daha kaşif! Daha çok vermelisin istenileni, artık o her neyse! Ama ben alışverişe çıkmamıştım, diyor. Elde etmeye çalıştığım bir şey derken küçücük bir şarkıdan söz etmek istemiştim. Şarkı mı, sen delirmişsin diyor arkadaşı. Belki şiirdir, belki rüzgarın hem şarkısı hem şiiridir; belki de hiçbir şeyidir! Bir küçük boşluk ve bir sonrasıdır!
“Bira sana yaramadı, iyisi mi evin yolunu tut..”, diye tersleniyor arkadaşı. Aslında şu son konuşmalar hiç olmuyor. Olamaz da zaten, çünkü karşısındaki onu asla dinlemiyor. Evrende yalnızca kendisinin bildiği gerçekler var ve anlatmayı ısrarla sürdürüyor.




“Bir ilişkinin sürmesi diğer insanları ortadan kaldırabilme becerisiyle doğru orantılıdır belki de.”
Gülüyor kadın. “Ne yani , ortak dostları öldürmekten mi söz ediyorsun?”
“Pekala belleğimizden söküp atabiliriz onları!”
“Ama bu saçmalık!”, diyor kadın.
“ Bilemiyorum. Ayağım herhangi birinin söylediğine ya da ima ettiğine sıkça takılıyor ve bu durum yalnızca canımı sıkıyor.”
“İlişkinin yara almasından korkuyorsun belki de.”
“Bu doğal değil mi sence de?”
“İnsanları öyle ya da böyle öldüremem ben.”, diyor kadın. “Koca dünyayı yalnızca ikimizin doldurabileceğini düşünemem.”
“Bu noktada eskiye döndüm sanırım. “, diyor adam gülümsemeye çalışarak.
“Yeniden klasik ve tutucu oldum.”
“Belki de kıskanç!”, diye tamamlıyor kadın.
“Hayır!”, diyor kendinden emin bir biçimde. “Zamanın benden koparıp aldıklarından biri de kıskançlık olmalı!”
“Ah, sende Othello eksik desene...”, diyor kadın, güzel dişlerini göstererek gülüyor.
“Belki Macbeth bile!”, diyor adam. Olmayan hırsından söz etmek istiyor. Kadının alaycı yanıtı durduruyor onu.
“Saçma! Sen güzel sevişen bir adamsın. Kendisini sevmeyen biri yatakta eşini asla mutlu edemez.”
“O kadar deneyimli değilim.”, diyor yalnızca. Bunlardan konuşmak canını sıkıyor onun. Karanlık gecede yaşananların yine karanlığa karışmasından yana çünkü. Eriyen gecenin alıp götürdüğü şeylerdir bunlar. Dahası , günahların güzel düşlerle buluşacağı bir gizli ülke olduğuna inanır. Ellerimizin boşluğa çaresizce uzandığı anlarında tutunacağımız bir dal mutlaka olmalı. Güzel anlar biriktirilmeli bu yüzden; eriyiklerin toplandığı o ölü ülkede bir şahika baş göstermeli! Renkler, davranışlar, sesler ve çığlıklar yakıta dönüşmeli. Ne var ki söylemiyor bunları. Onun kendisine takılmalarını sessize dinliyor. Giderek beni bünyesine yerleştiriyor diye düşünüyor. İşin başında tarifini çıkardığı adam elbette ben değilim ama o yine de kendi gövdesinde biçim vereceği adamı görmek istiyor. Şimdi sabırla çalışıyor; uzun parmaklarıyla, baştan çıkarıcı sesiyle yapıyor bunu. İzin veriyorum, istiyorum ve sonuçlarına elbette katlanmalıyım.
“Yine ilginç şeyler geçiyor aklından.”, diyor kadın.
“Gitgide küçülüyorum.”, diyor adam “Fark etmiyor musun yoksa?”
“Şu erime masalını anlatıyorsun yine!”
“Hayır!”, diyor yavaşça. “Bu masal değil. Ama biliyor musun, iyi ki değil.”
Kadın bir süre bakıyor ona. Masanın üstündeki kibrit kutusunu alıyor, içinden bir çöp çıkarıp yakıyor ve yüzüne yaklaştırıyor adamın.
“Haydi!”, diyor. “Tamamla şu erimeni. İşte ateş! Daha çabuk, daha hızlı eri öyleyse.”
“Bu kötü bir şaka..”, diyor adam.” Hem ben mum değilim!”
“Öyle ya, sabundun!”, diyor kadın.





“Açık söylemek gerekirse, sevişmeye kalkışmamız bir hataydı.”
Çoktan soğumuş olan kahvesinden bir yudum alıyor.
“Bunları bana anlatmak zorunda değilsin tatlım.”, diyor ev sahibesi, ama bir yandan da olup bitenleri bütün ayrıntılarıyla dinlemek istiyor. Bir erkeğin eriyip gitmesine tanıklık etmek başlı başına bir fantezi çünkü. Ayrıntılardaki iğrençliğe girilmezse tabii! Ama yine de umutsuzca sözden eyleme doğru koşturan şu erime halinin - sabun ya da bir başka maddeden olmuş ne fark eder- sonuçlarını bizzat görmek isterdi doğrusu! Fazla konuşmak istemiyor kadın. Öncelikle bu sohbetten keyif almayacak. Belki de tanık olduğu şeyin gerçek bir ölüm hali olduğunu bildirecekler ona ve işin rezilliği bir yana, yalnızca kötü bir anıyla yetinmek zorunda kalacak.
“ Kimseye inandırabileceğin bir öykü değil tatlım.”, diyor arkadaşı sonunda. “Bu nedenle anlatman da gerekmiyor. Kahveni tazeleyeyim ister misin?”
“Yalnızca şunu söylemek istiyorum...”, diyor kadın. “Ona ulaşmaya karar verdiğimde, evet daha telefona uzandığım ilk anda elimi saran o hafif nemi hissetmiştim, inanır mısın?”
“ Ah, bütünüyle yanlış bir şeydi yaptığım.”, diyor ev sahibesi. Açıklama getiriyor: “Yani seni onunla tanıştırmak hataydı belki de. Senden çok önce tanıdım onu. Benimkinin çocukluk arkadaşı olduğunu biliyorsun. Aslında biz bu tuhaf durumun tek ortaklarıydık.”
“Şimdi bir de ben varım.”, diyor kadın. Bir sigara yakıyor, sıkıntıyla saatine bakıyor. “Ne olursa olsun, yine de özleyeceğim onu.”, diye devam ediyor rengi kaçmış sesiyle. “Evet, kendisi olmayı böylesine becerebilmiş birinin ellerimin arasından kayarak gitmesine yalnızca seyirci kaldım ben. Bunun ne kadar can sıkıcı bir durum olduğunu bilemezsin!”
“ Yapabileceğin bir şey var mıydı sanki?”, diyor ev sahibesi
“ Kirli kalmayı göze aldığın noktada yapabileceğin pek çok şey vardır.”, diyor kadın.
“Kirli kalmak mı dedin?”
“Bilirsin işte... Ne su, ne de sabun!”
“Anladım!”, diye gülümsüyor öteki. “Ama bu korkunç bir şey.Özellikle biz kadınlar için!”
“ Sanki farklı varlıklarmışız gibi konuşuyorsun.”, diyor kadın.
“ Kim bilebilir ki! Belki de öyleyiz.”, diyor ev sahibesi. Yazlık eviyle ilgili bir iki ayrıntı sıralamaya başlıyor. Keşke yapmasa, diyor içinden. Yazlıkları hiç sevmem, dahası denize girmekten nefret ederim!


.............................








09.05.2008
3115






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.