Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Çıplak Zebra

23.04.2004


Sabah erken uyandım. Yedi otuzda bilgisayarın başındayım. Dışarıda derin sessizlik. Hava kapalı; yağmur yukarılarda bir yerde ve yağsam mı yağmasam mı kararsızlığında. Tembelliği yararcılığını solluyor bana kalırsa. Birisi ona biz insanları bekleyen yakın tehlikeden söz etmeli. Kuraklık tehlikesini, dünyayı hızla saran açlık belasını dile getirmeli. Yağmur tek başına çözüm mü peki? Pirincin değerini kim belirliyor örneğin? Taban fiyatlarına hangi masa üstü oyunlar sonucu “ad konduğunu” kaçımız biliyoruz ? Sonra şu yakın zamanı tehdit eden tehlike neden yalnızca biz insanlar için olsun? Başka canlıların kaderine de hükmediyoruz. Tüm zamanların en ürkütücü, dahası kalıcı diktası değil mi bu? Benden sonra tufan diyebilen insandan daha korkunç bir varlık ne olabilir?

Neden bunlar üşüştü kafama? Oysa hoş bir bahar sabahı. Oturmuş çalışıyorsun işte. Klavyenin yanındaki çay bardağının dumanı üstünde. Radyodan Haydn yayılıyor odaya. Birden hatırlıyorsun: Ama bu gün Yirmi Üç Nisan! Malum, "neşe dolma bayramı" . En azından içinizi bir hoşluğun, uçucu bir duygunun sarması için yeterli bir gerekçe değil mi? Gün ilerledikçe aşağıdaki büyük caddeden taşıp odana kadar gelen çocuk çığlıkları özel günün önemini bir kez daha hatırlatıyor sana. İyi ama sen ne yapıyorsun bu arada? Bayrama, coşkuya bir ucundan katılmak için seni dokuz yaşına geri götürecek bir mucizeyi mi bekliyorsun yoksa? Bir an için kendi kendimi yargılıyorum: Ne kadar duyarsız, uzak, dahası ilgisizsin! Tarihsel kimliği, önemi bir yana bu gün çocuklarla yakalayabileceğin bir ortaklık olmalıydı, öyle değil mi? O an gülümsüyorum. Çünkü kendimi aklayacak sağlam bir gerekçeye sahibim.

Ekranda çalıştığım yazının başlığına bakıyorum. Uzun bir anlatı bu; ama çocuklar için yazdığım bir şey . Adı, “Çıplak Zebra”. Evet, sonunda hakkımı teslim ettim ve rahatladım. Ben caddeleri, meydanları dolduran o sevimli dostlarımla koca bir ortaklığın peşindeyim.

İnsan kendini rahatlatmak için gerekçe aranmaya kalkışmasın bir kere; mutlaka buluyor! Kanımca yine insan doğada kendini mazur görebilecek / gösterebilecek tek varlık. Bu rahatlama formülü açlık konusunda bile gerekçe üretmemize yetecektir ama.. asıl tehlike de bu değil mi zaten? Aklın tersine çalışmaya başladığı noktada kötülük daha rahat “at oynatıyor”. Onaylamadığımız nice konum ve durumların süre içinde aklanır hale gelmesinin tek “müsebbibi” zaman bana sorarsanız. İsterseniz bu kavramın açılımlarını zenginleştirelim ve sıradanlaştırma, alışkanlık, kanıksama gibi olumsuzlayabileceğimiz nice benzeri kavramlarla bir kez daha açıklayalım.

İnsan olmanın erdemi ve güzelliği ise kolay kabullenmemekle başlamalı oysa. Merak etmek, sorgulamak, dahası değiştirmek için çabalamak kaçınılmaz. Çağın ideolojisi bizleri koca beşiğinde sallarken ayak diremekten vazgeçmemiz, değiştirme gayretinden uzağa düşmemiz... asıl kötülük bu değil mi sanki? Alışmak sıradanlaşmaktır!

Bir yerde okumuş olmalıyım, aklımda kalmış: Çevremde, hayal gücü en az benim kadar gelişmiş üç beş kişi daha olsaydı dünyayı değiştirmeye hiç değilse bizim sokaktan başlayabilirdik! Buna gönülden katılmak ne ölçüde hayalcilik peki? Yanıt ne olursa olsun, çocukların dünyasına sığınmaktan, ötesinde bu dünyayı paylaşmaktan söz ediyorsak hayal gücüne de sıkı sıkıya sarılmak kaçınılmaz . Farklı olmanın, insan olmanın ve yeryüzünü tehdit eden nice kötülüğe karşı durmanın özünde bu inanç yok mu sizce de?

Bu nedenle çıplak olduğun için kendini yargılamamalısın sevgili zebra diyorum kitap kahramanıma. Çünkü farklılığın aslında aklın pırıltısında saklanıyor. O olmayan çizgiler sana asıl gideceğin yolu da gösterecektir.

Çıplak Zebra beni yanıtlamıyor. Gülümsemekle yetiniyor yalnızca. Bıraksam sokağa koşacak, çocuk çığlıklarına karışacak. Kapıyı aralıyorum.









Kitap Önerileri/

*Modernizmin İdeolojisi ;Fredric Jameson; (Edebiyat Yazıları), Çev. Kemal Atakay, Metis Yay.

·*Alope’nin Odası; Mehmet Güreli (yıllar sonra yeniden yayınlandı; öykü meraklılarının dikkatine!); Sel Yayıncılık

* Derin Orman ; Nihan Temiz; (Çocuk Romanı); Kök Yayıncılık

* Feklavye; Semih Poroy; (karikatür) Sel Yay.

*Tiyatro Teorileri; Marvin Carlson; (Yunanlılardan Bugüne Tarihsel ve Eleştirel Bir İnceleme); Çev. Barış Yıldırım, Eren Buğlalılar; De Ki Yayınları









23.04.2008
2411






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.