Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Kentler...O Yalnızlık Mekanları





Günümüzün büyük kentlerini birer yalnızlık mekanları olarak görmek öncelikle sağlıklı bir tespit değil; ne ki, kentte yaşayan insanların engel olunamaz bencilliğinden yola çıkılarak yapılmış bir akıl yürütme bu. Sonuçta her koşulda yerine getirmekten kaçınmadığımız haksızlığı, yani yalnızca kendimizi düşünerek yaptığımız şu durum tespitini kentler adına da kullanmış oluyor ve onun yalnızlığını dikkate bile almıyoruz.

Koca binaları, geniş caddeleri, özenle elden geçirilmiş sokakları, bakımlı parkları, ışıklı mağazaları ve sonsuz sayıdaki gürültücü araçlarıyla kentler biz yaşayanları için kocaman bir oyuncaktır aslında. Taptaze bir duyguyla sabahına uyandığımız evlerimizde günün programını hızla yaparken, gecenin bizlere sunacağı yeni ve sürpriz programlara kapı aralamaktan geri kalmayacağımızı da iyi biliriz.

Oysa bütün bu telaşı, koşuşturmayı şaşkınlıkla izleyen koca kent, bir türlü anlam yükleyemediği bu yoğunluğun yalnızca kendisinden kaynaklanmış olabileceğine asla inanmak istemez. Bir yerde bir yanlışlık olmalı diye mırıldanacaktır benzeri bir açıklama karşısında. Evet ,diyecektir; benim soğuk yüzüm, mesafeli duruşum, dahası hantal ve ağır gövdem böylesi bir ışıltıyı nasıl barındırabilir ki bünyesinde! Ona kulak verecek durumda değilizdir. Öyle ya, o koluna girilip en yakın bara taşıyabileceğimiz bir dost değildir öncelikle. Abartılı kahkahalarımıza, şakrak şakalarımıza ve zevzek sohbetimize yalnızca ortak olmakla yetinmesini isteriz. Dikkate almadığımız nokta, onun da bir duyarlı yanı olacağıyla ilgilidir. Dokunmayı becerebildiğinizde kendini dışlayıp rahatlayacağı bir zayıf noktaya mutlaka sahiptir oysa. Böylesi bir mucize gerçekleştiğinde nasıl bir monologa dinleyici yazılırız dersiniz? Hadi onu da hayal edelim öyleyse:

“Evet, zararlı, dahası kötüyüm ben. Aldatıyorum çünkü. Şenlikli çığlıklar, ışıklı tabelalar, rengarenk mağazalar ...hepsi hepsi birer yanılsamadan ibaret. Günümüz dünyası, insanı büyüsün diye sallamıyor beşiğinde. Huzurlu uykular vaat eden bir zaman dilimini paylaşmıyoruz çünkü. Çağın getirdiği ölçütler acımasız, değerler bıçak sırtı! Dostluklar riya, komşuluklar eza oldu çoktan. Bir diğerimizi arayışlarımız ortaklıktan çok kendimizi rahatlatmak için. Gecenin yapay ışıklı tünellerinde kaybolmak bir eğlenceye değil bir unutma ayinine dönüşüyor. Çocuklarımızın geleceğini paraya tahvil etmedik mi çoktan; kozmik okulların pırıltılı yarınlar sunacağı yalanına inanmak içimizi rahatlatmıyor mu? Ve bütün bu yalanlar kirli şelalelere dönüşüp geniş caddelerimde hızla akarken yalnızca küstah kahkaha ve kaba şakalarınızla eşlik ediyorsunuz bana. Yalan mı?”

Donup kalıyoruz. Yakın bir dostun arkadan bıçaklaması olmasın sakın! Bu kent İago’nun ta kendisi ama biz Othello olmayacağız. Kıskandığımız şey başkalarının hayatıyla değil, kendimizin billurlaştırdığı güzelliklerle sınırlı kalmalı çünkü. Ama bunu söylerken ne kadar samimi, giderek anlayışlı olabiliriz ki! Kentin o soğuk suretine, dahası yüreğinin karanlık yüzüne ne kadar yaklaşabildik acaba? Ah, elbette onun için çırpınıyor, çok ama çok şey yapmaya çalışıyoruz ancak, bir yerden sonra bu sonsuz yarışın yalnızlığı daha bir körüklediğini fark ediyor muyuz peki?


Çağın göstergeleri farklı. Oyun kağıtları daha büyük masalarda dağıtılıyor. Kentler de nasiplerini alıyor bu kıyıcılıktan. Dar sokaklardaki parke taşların içtenliği yetersiz kalıyor. Daha görkemli, daha akıl çelici göstergelerle donanmak kaçınılmaz artık... Tıpkı biz yaşayanları gibi! Sonuçta dünya kentleri arasında kurulduğu varsayılan dostluk köprüleri dipsiz kuyularla yer değiştiriyor. Paranın, yaptırımın , üretilen yapay politikaların... velhasıl gücün egemenliği güzelim kentleri birer vahşi organizmaya dönüştürüyor.

Müsebbibi bizleriz demek nasıl da kolay bir suçlama ama; bu yalancı, bu ilkel oyunda birer figürana dönüştüğümüzü görmek için çok mu bilge olmak gerekiyor sanki? Oysa yine bu kentlerin yorgun tarihi gerçek bilgelikleri sinesinde barındırmayı sürdürüyor.. Belki de kimi yenilgilerden sonra silkinmek ve yola devam etmek için sarılmamız gereken asıl şey, yine insan olmanın cevherinde gizli bu yüzden.

Bu cevher bir kentin ister istemez yaşadığı şu yalnızlık duygusunu bile alt etmeye yetecektir; yeminle!








13.04.2008
2590






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.