Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






"Yazmanın Büyüsü Üzerine Bir Deneme"


5.04.2008

Yazmayı, şu klasik ifadeyle “yaşam biçimiyle” buluşturmanın bir seçim olduğunu söylemek çok kolay olmasa gerek. Hayatla ilgili olarak, işin başında pek de “tercihe şayan” olmayan meslekler olduğu gerçeğini kabul edelim öncelikle. Büyüyünce “narkoz operatörü” olacağını baştan kafaya koyan bir çocuk yoktur örneğin. Yazarlığı bir “bayıltma biçimi” olarak tariflememiş yazar adaylarının dışında, bu tür tercihlerin hayata yakın durmadığını söylemek de yanlış olmayacaktır bu nedenle.

Sonuç olarak, anlatacak bir derdi ve yazacak yetisi olan her insanın bu tarif çerçevesinde” yazar” kimliğiyle buluşabileceğini söyleyebilirim. Hani işe mesleki bir boyut kazandırmak ve işbu kimliği dünyada iki ayak üstünde durabildikçe sürdürmek, belki yazarlık denli usta işi bir beceri aslında.

Beni yazıyla buluşturan talihsizliğin kaynağına asla kazı gerçekleştiremem bu yüzden. Sanırım, öncelikle bir dünya vatandaşı olmak ve söyleyecek olduğunuz cümleyi yanı sıra gezdirmekle ilgili bir durum ağır basıyor . Estetikle ilgili kaygılar konusunda ise kendi özelinizdeki yenilgilerin sıraya girmesini beklemeniz kaçınılmaz.

Şiiri sevdiğimiz günlerde şiir kitaplarının pahalı gelmesiyle ilgili olan durumu, kendi şiirini kendin yaz kampanyasına dönüştürdüğümüzü iyi hatırlıyorum. Tiyatro yapmaya sevdalanıp sonuçta kendi oyunumuzu yazmamız, müziklerini hazırlamamız, dekorunu boyamamız... farklı düzlemde sanatla hayatın pratiğini ortak adreste buluşturan bir süreçti mutlaka. Ne kadar hazırlıklı olursanız olun, yine de böylesi bir yükü hiçbir beden uzun zaman taşıyamaz! Sonuçta, zaman içinde seçiminizi yaparken yakalıyorsunuz kendinizi. En azından, kendim için yazarlığın böyle bir “karar anıyla” ilintili olduğunu söyleyebilirim. Elbette bu kararda, ilk gençlik günlerini daha bir güzelleştiren İstrati’nin, Steinbeck’in, Gogol’un, Nesin’in, O.Henry’in, Haldun Taner’in... ve daha pek çok günahkarın katkı payı olmuştur! İtiraf edelim, ne güzel günahkardırlar onlar! Yeni kuşakların bu günah bahçelerinin semtine bile uğramadıklarına hayıflanarak tanık olmuyor muyuz ?

Dünyaya biraz farklı bakmayı beceremiyorsanız bir yanınız eksik demektir. İnsanın içindeki “potansiyel şarkının” öylece kalmasına, hiçbir zaman sesle buluşamamasına benzer bu. Sözcüklere, giderek bir cümleye dönüştüreceğiniz bu şarkı, yüreğinizden bir çift kanadı usanmadan ödünç isteyecektir. Bu durum, yazarlık değilse bile sanatla, esinle, güzellikle bizatihi buluşma halidir zaten. Evet, sizin işiniz sözcüklerleyse , hüner arenanız da beyaz kağıtlar olacaktır. Sonrasıyla ilgili olarak bir kez daha klasik söylemden yararlanalım: çalışmak, yazmak, bozmak, yeniden yeniden usanmadan çalışmak... kaçınılmazdır. Üslup yalan ve aldatıcıdır. Kendi sesini bulan bir anlatıcı kendi coğrafyasını kendi elleriyle sınırlar çünkü. Tanıdığınız her yeni insan yeni bir ülke; dilinizi değdirdiğiniz her yeni tat, tarifi kaçınılmaz yeni bir kimyadır. Belki bu nedenledir ki, şu yazarlık dediğimiz çileli mesleğin tam bir denklemini kotarmak asla mümkün olmuyor! Yazacağınız son cümlede bile henüz kestirilememiş bir ufuk var. Ulaşım konusunda vereceğiniz adresin ise mutlaka birden çok tarifi!

Nasıl yazar olduğumla ilgili aktardığım bu itiraftan bir “iş kazası” anlamı çıkmıyor umarım. Ben yalnızca bana sunulan olanakları iyi kullanmaya çalışıyorum, hepsi bu. Olanaklar ise herhangi bir gazete okurunun olanaklarından fazla farklı değil aslında: Şanslıyım, çünkü okuyorum! Yazılan onca güzel romanın, öykünün, şiirin, velhasıl her tür baştan çıkaran metnin beni yalnızca kışkırtıyor olması bile, bu güzel uğraşın ta ortasında olduğumu fısıldıyor bana.

Sonra? Evet, sonra yolculuk devam ediyor! Okumak, esinlenmek, yaşamak, düşünmek ve gerçeği bozup ısrarla yeniden kurma çabası beni “nasıl yazar olarak kalabilirim” sorusuyla her daim yüz yüze getiriyor. İçinizdeki o büyük cümlenin hayatiyet kazanacağı biçim ise bırakalım sizin yazarlık lüksünüz olsun! Ben bu lüksü öncelikle oyun ve öykü olarak kullanmaktan yanayım. Oyunda öykü anlatırken, öyküde yine öykünün tarifine yakışan bir oyun tutturmaktan geri durmuyorum. “Matinede Mükremin” ile çıktığım öykü yolculuğunda geldiğim durak şimdilik “Sabun Adam”. Şanslıysam öykünün o kırılgan dünyasıyla daha uzun zaman barış içinde yaşarım. Oyunlarıma konu olan insanlar aracılığıyla daha nice insana ulaşır ve sorular sormayı sürdürürüm. Evet sorular! Bizi yazının büyüsüyle buluşturan aklın o usanmaz didikleyicileri! İyi ki varsınız! İyi ki başka serüvenlere kapı aralıyorsunuz ve iyi ki uzağız sizle ilgili yanıtlara tez ulaşmaktan!

Nasıl yazar olduğumu da bu nedenle bilmiyorum belki. Verecek bir yanıtımın olmaması beni keyiflendiriyor ve yorulmaksızın herkesi yeni yolculuklara çağırıyorum.

Sahi, siz neden “okur” oldunuz ki zaten?

Hoşlukla.






Site Notları/

·“Eşlemeler” başlıklı yazıları zaman zaman Varlık Dergisi’nde yayınlıyorum. “Konumlandırmalar”ın bir çeşit devamı gibi bakılabilir bu yazılar toplamına. Sözcüklerin çağrışımlarından hareketle hayatı bir başka düzlemde tarif etme biçimi olarak da özetleyebilirim bu kısa metinleri.. Son noktasını koyduğum bir çalışma değil ama yine de paylaşmak istedim. İlle bir tanım gerekecekse denemeyle öykünün kavşağındaki “kararsızlık anının” yazdırdıkları demek bile mümkün “Eşlemeler” için. Oyalandığım bu kavşağın, farklı düzlemde bana bambaşka bir yolculuk vaat ettiğini söylememe ise gerek yok sanırım...



Kitap Önerileri/

*Haldun Taner’in Timsahı; Selçuk Erez (Dostoyevisky’nin “Yeraltından Notlar” Adlı Romanından Haldun Taner’in Radyoya Uyarladığı Bir oyun Metni) Bilgi Yayınevi

*Geleceğin Felsefesi; Ludwig Feuerbach (Felsefe Reformu İçin Geçici Tezler); çev. Oğuz Özügül; Say Kitap

*Cimri Kirpi; Vecdi Çıracıoğlu (roman); İthaki Yay.

*Anahtarlar ve Kilitler; Michel Tournier (kısa düzyazılar); Ayrıntı Yay.











04.04.2008
2300






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.