Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Dikey Zaman (öykü)



Gelişim sürecinde, sihirli kutu televizyonun kaybedilmiş olması hayli önemli bir buluş olarak karşılanmış ve heyecan yaratmıştı. J.T.H. uzun araştırmalardan sonra gerçekleştirdiği ve insanlarla paylaşmaya karar verdiği bu buluşunu gerçek bir alçakgönüllülükle anlatmıştı basın görevlilerine. Elektronik araştırmalar laboratuarında yıllardır bu konu üzerinde çalışıyordu. İnatçı bir adamdı H. Günün birinde başaracağına ve insanlığa katkı sağlayacağına inanıyordu. Evet, sonunda olmuştu işte! Hayli soğuk geçen o mart ayının son günlerinde çalışmalarının semeresini almayı başaracaktı. O gün, evlerinin hemen yanında laboratuara dönüştürmüş olduğu teneke hangardan çığlıklar atarak çıkacak ve ayakkabılarındaki çamura aldırmadan salona geçip karısının boynuna sarılacaktı. Kadın ne olduğunu anlamamıştı birden; ama böyle bir anlayış gösterecek konumda da değildi zaten. J.T.H., ne yazık ki karısının öfkeli bir anına rast gelmişti; kadın kocasının zafer çığlıklarını duyacak halde değildi, çünkü aklı başka yerlerdeydi. İzlemekte olduğu sabah dizisinin daha hemen başlarında ceviz sehpanın üstündeki televizyon ortadan kaybolmuştu. Nereye gitti şu Allahın cezası, diye söyleniyordu kadın. Beni hiç dinlemiyorsun tatlım, diye sıkıntılı bir biçimde sesini duyurmaya çalıştı J.T.H. Aslında ortada değişik bir durum yoktu hani; karısı onu o güne kadar hiç dinlememişti zaten. Adamın gün boyunca evin yanındaki teneke mezbeleye kendisini kapatmasına asla akıl sır erdiremiyordu. Delinin biriyle evlenmekte olduğunu o ilk gün annesi kulağına fısıldamamış mıydı ayrıca. Bu adam tuhaf biri ve sen sonu bilinmeyen bir maceraya sürükleniyorsun demişti bilge kadın; tabii o zamanlar aklı bir karış havadaydı ve belki de yalnızca bilge sözlerden uzak kalmak için bile kim olduğu o kadar da önemli olmayan biriyle nikahlanmaya çoktan hazırdı; ne cahillik! Şu anda ensesine kadar sokulmuş ve kulağına bir şeyler fısıldamaya çalışan kalın camlı gözlüklerin arkasındaki tuhaf bakışlı adamı duymuyordu. Sonunda izlemekte olduğu televizyon dizisindeki gelişmeleri öğrenmek için bir arkadaşına telefon etmeye karar verdi; evet, hiç değilse şu meret telefon eski yerindeydi!

O soğuk mart sabahı, iki binli yıllarla çoktan buluşmuş olan dünya adlı gezegen için belki de bir yüz akı olmalıydı. Elbette J.T.H’nin, insanlar arasındaki iletişimsizliğe panzehir olması düşüncesi ve dileğiyle yola çıkması, dahası sonuca ulaşması saygıdeğer bir durumdan bir fazlası olmalıydı. Bu arada kendi küçük dünyasının sınırlarını zorlayan huzursuzluk katsayısı giderek artıyordu ve aileyi tehdit eden bir tehlike hızla güç kazanıyordu ama .. olsun! O sabah dünyanın tüm ekranları inandırması hayli uzun sürecek bir bilimsel açıklamanın görünmez kılavuzluğunda, bulundukları yerlerden ışık hızıyla koptular ve atmosferin üst katmanlarındaki çöplüğün sakinleri arasına karıştılar. Ekran cinayetlerinin bıçak gibi bir anda kesilmesi ilk başta kısa bir şaşkınlık yarattı tüm izleyemeyenlerde. Reklam şirketleri iflasın eşiğine gelmişler, pek çok ıvır zıvır üreten firmalar ise pazarlama sorunlarının doruğuna çıkmışlardı. Çocukların birbirlerini tanımaları aynı günlere rastlar. Dokundular, fark ettiler ve sevdiler bir diğerlerini. Kadınlar kocalarıyla daha yaratıcı kavga ettiler, hiçbir baskı altında kalmadan sevişmeyi öğrendiler. İmgelem yeniden gülümsemişti bir kere. Anlatılanlara ayrıntı, sözcük seçimlerine özen, konuşmalara şiir geri dönmüştü. İnsanlar el sıkışırlarken göz göze geliyor ve hatır soruyorlardı. Araçlar yeşil yanmadan ezip geçmiyorlardı yaya geçitlerini.

Aslına bakarsan bence her şey yoluna girdi, dedi J.T.H. ılık bir kasım akşamı karısına. Yani, küçük dünyalarımızı yeniden kurup içlerine kendimizi yerleştirdiğimiz için! Seni hiç anlamıyorum, dedi karısı. Umarım yaptığından pişman olmazsın günün birinde. Düşünene dedi J.T.H, kendi hayatlarımızı seçmenin, üstelik hiçbir yönlendirme olmadan seçmenin keyfini bir düşünsene lütfen! O zaman da seçim vardı, dedi karısı. Yani kanallar arasında!

Dünyanın en ahmak öyküsüydü bu. Hiç kimseye anlatmayı denemedin. Belki izlettirebilirsen günün birinde... ama ne kadar çocukça!








20.02.2008
2612






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.