Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Yara (öykü)




Derin çiziği hangi savaşta edindiğini hatırlamıyor. Belki bir anlık dalgınlığın eseridir; hani bir cenkleşmenin hiç af etmediği. Ne kadar derin bir çizik diye yüzüne bakıp iç çekenleri acıyarak izlerdi öncelerde; sanki derin yara onların yüzündeymiş gibi. Elbette diye gevrek bir kahkaha atardı ardından; öyle ya, onu her daim görecek olan ben değilim! Elini yüzünde dolaştırır ve son nefese değin bir kimlik gibi yanı sıra gezdireceği bu aykırılığın kendisine kattıklarını bulmaya çalışırdı; hayır, götürdüklerini değil! Dostluğumuzu kanatan bir çizik olamaz nasılsa demişti yaşlı dostu eğlenceli olmaya çalışarak; hoşuna giden bir şey daha söyleyeyim bari, hani bir kavga adamını tamamlayan bir yanı bile var sanki. Senin yüzünde yok diye beni kıskandığını söyleme , diye karşılamıştı onu. Nasır tutmuş sağ elini enli palasının kabzasında dolaştırmış, bunu ne diye yaptığını da hemen anlamıştı. Yaşlı adam dostuydu ve şu derin izi bir armağan gibi görüyorsa şayet, onu bu armağanla buluşturma konusunda bir an bile çekimser davranmazdı! Benim için sorun değil dedi bilge dostu, kadınlara kendimi sevdirecek yaşı çoktan geçtim ben, ama senin için öyle mi ya? Duymazdan gelmeyi yeğledi; zaman zaman kadınları düşünür ama bunu fazla da sorun etmezdi.

Kayanın üstüne tünemiş kızla karşılaştığında aklından geçen tek düşünce daha ne kadar yol gideceğiyle ilgiliydi. Kızın kendisine baktığını, ama kayanın üstünden keklik gibi sekip bir çırpıda hemen arkasındaki yükseltiye geçtiğini fark ettiği an durup durmama konusunda kısa bir süre kararsızlık yaşadı. Çok aç olduğunu fark etti birden. Atın başını kızın tünediği kayaya doğru çevirdi. Kararsız rüzgar kızın yüzündeki peçeyi kaldırıp ateş gözlerini ortaya çıkardı. At kayanın dibine gelince sanki toprağa çakıldı. Bir süre birbirlerini izlediler. Kızın yeni sürgüne durmuş bir bahar dalı olduğunu gördü; tomurcuklarını kendisine saklamayan, dahası hayata meydan okuyan bir hoyratlıkla sunuyordu kendisini! Nereden yiyecek bulabilirim diye sordu tok sesiyle. Kız duraklamadan eğildi, hemen ayakucundaki heybeyi kaldırdı, uzun beyaz kollarını içine daldırdı ve beyaz bir örtüye sarılmış ekmeği ortaya çıkardı. Beyaz ekmeği beyaz çökelek izledi.

Atın sırtından kurtuldu, bir sıçramada ayakları toprakla buluştu ve kızın uzattığı ekmekle çökeleği aldı. Su ister misin, diye sordu kız. Savaşçı, kızın soruyu sorduğu an kaşının hemen altında başlayan uzun ve derin yaraya baktığını fark etti. Kız atik davrandı, silkindi ve kurtuldu. Çok daha sonra yaşlı dostuna bu anı anlatırken kendisinin asıl anlamıyla ilk kez yaralandığını; yüzündekinin de daha bir kızarıp sızladığını söyleyecekti. Demek ilk kez, diye sakinleştirmişti onu bilge dostu; keskin bir acı, sonsuz bir yanma hissi öyle mi?. Yaran yok ama biliyorsun diye karşılamıştı onu. Yaşlı adam bir an için durmuş, ardından gülümseyerek şöyle demişti: Kimin nerde bir yara gizlediğini kim nasıl bilebilir?

Öykü biraz da kendisini yazdıran bir anlatıdır. Başlarsınız ve bir yerden sonra her şeyin sizden kurtulduğunu görürsünüz. Dinleyenin sabırsızlığı ona yeni bir boyut, farklı bir yatak, dahası şaşkınlık uyandıracak bir son bağışlama konusunda yeminlidir sanki; dinlemez biriktirir! Bu biraz da öykünün benimsenmesinden, doğurganlığındandır aslında. Savaşçının usanç veren kavgalarının, bitip tükenmek bilmeyen yolculuklarının yanında, körpe beyaz bir bileğin yüzüne yaklaşmasının, ince uzun parmakların ise yara izinde gezinmesinin ne kıymeti olabilir? Ama yazının gücü yalanlıyor bunu; cenklerin en içinden çıkılmazı, zaferle taçlandırılmışı böylesine küçük bir serüvenin peşinde güzelleşiyor. Evet, uzun biçimli parmakların derin yarayla buluştuğu o ilk anda Savaşçı yüzündeki sızlamanın bıçak gibi kesildiğini fark ediyor. Bu büyülü dokunuşun ısrarla sürmesini, güneş yanığı yüzündeki bu müthiş gezintinin hiç bitmemesini diliyor; gözlerini yumuyor.

Onu istedin, diyor yaşlı dostu. Yüzündeki yaraya dokunduğu an fırtınalı gövden duru bir göle döndü. Hafifledin ve savaş yorgunu bedenin yayılıp esnedi. Dilin yumuşadı ve o ana değin hiç çiğnemediğin sözcükler bir biri ardında dizildi. Tenin tazelendi ve gözlerin kamaştı. Yaranı... onu hiç söylemiyorum! Dünyanın hiçbir iyileştiricisinin bulup yetiştiremeyeceği bir merhemin, tarifi olanaksız bir iksirin yüzündeki o derin vadiyi kapatacağını hissettin. Doğru mu?

Doğru, diyor Savaşçı. Yerden söküp alamadığı bakışlarının gölgesinde fısıldıyor bunu. Aklını o körpe, o dünyalar bağışlayan diri gövde bir kez daha ele geçiriyor. Ah, diyor yaşlı adam; ah diyor ve derin bir iç geçirmenin ardından sürdürüyor; ne ki olanaksız bir şey bu. Senin kanatlı cengin kısa dahi olsa bir molaya asla izin vermez. Soğuk yüreğin birden kamaşır, kavrulup kanar belki ama bildiğim bir şey; yine o soğuk, ancak melun yüreğin zamana hiç gereksinim duymaz. Buzdan ateşe atlayan her şey gibi yürek de çatlamaya mahkumdur oysa.

Doğru, diyor bir kez daha. Gözlerini kumun ortasında hızla küle dönen ateşten alıyor, başını yukarıya kaldırıyor ve yıldızlara bakıyor. Hayatta ne gördümse, ne sevdimse, ne diledimse dahası, hepsi onu istediler benden diye fısıldıyor.

Zamanı..., diye tamamlıyor yaşlı adam. Zamanı istediler senden. Doğruluyor oturduğu yerden ve bir el değimi yaklaşıyor yıldızlara. Küt parmaklarını boşluğa kaldırıp derman dağıtabilir ama hangi yıldız yolculuğu sıradanlaştırmış bir bedeviden daha az yaralıdır?

Aşkın konaklamadığı tek yüz kılıca değil zamana yenilmiş yüzdür bu yüzden. Merhamet dilediğimiz Tanrının biz fanilere bağışlayacağı en büyük armağan sabırdır bir de. Görünen görünmeyen nice yaraya derman olacak o yegane giz ortak hayatların telaşında savrulup dururken, bizler yalnızca bilinmez yeni kılıçlara hamle yapmakla yetiniriz. Yaralarımız kanar ve o çok eski söylenceyle avunmaktan başka hiç bir şey gelmez elimizden. Hiçbir mola kalıcı bir adrese dönüşmez ve bir kez daha dağlanan yaramızla karanlığın içinde kaybolmayı seçeriz.

Bu yüzdendir ki, kolay olan savrulup kurtulmaktır diyor yaşlı adam. Tıpkı senin bir kez daha yapacağın gibi. Sonra hiçbir şey söylemiyorlar. Bakışları uzak, belirsiz bir yerde kilitleniyor ve göz pınarlarından kurtulan yaşlar sıcak kumlara karışıyor.










06.02.2008
2673






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.