Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Sezgili Okuyucuya Sevgiyle! *




Bizi bir kitapla buluşturan süreç nedir? Evet, şu beylik kitap eklerini, önerileri, keskin kitap tanıtımlarını bir yana bırakalım ve başka bir noktaya yoğunlaşalım: Acaba sezgilerimizin işin içine girdiği anlar var mıdır?
Bir aşktan söz ettiğimiz söylenebilir tabii! Yürek tellerimizi titreten bir potansiyel aşık için ne bir tanıtım metni, ne de bir öneriler listesine gereksinim duymuşuzdur aslında. Tıpkı bunun gibi, kimi zaman istemsiz olarak el uzattığımız bir kitapla bizi buluşturan “ortak duygunun” da açıklaması zor bir tanımı olmalı. Kitap adları, albenili kapaklar, renk, koku, doku... belki akla gelmeyecek daha pek çok şey! Zaman zaman sezgilerinin gücünü sınayan bir okurun , iyi bir seçimin ardından bir kez daha güven tazelediğine çok tanık olmuşumdur. Atlamamamız gereken bir nokta da, söz konusu kitabın yazarıyla ilgili olarak herhangi bir ön bilginin olmamasıyla ilgilidir. Evet, tarafımızdan daha önce test edilmiş bir yazarın _ön bilgimiz olmasa da_ yeni bir kitabıyla okur/yazar ilişkisi tazelemek tam bir kumar sayılmaz aslında. Her okurun, ilk etapta sayabileceği üç beş yazarı mutlaka vardır çünkü. Bu yazarların yeni yapıtlarıyla kuracağımız ilişki, sonuçlarına katlanmayı göze almış ilişki modellerine benzer. Yaşayacağımız düş kırıklığı, çekeceğimiz sancı geçicidir. Ne zamana kadar? Elbette yazarımızın hasar tespit çalışmaları gerçekleştirip yenilenmiş bir biçimde karşımıza çıkacağı son kitabına kadar!
Sezgilerin esas alınacağı bir alan değil kitap seçimi! Ancak, söz ettiğim güven tazeleme işinin, tek seçici olma ayrıcalığını yine kendisiyle paylaşırken sonsuz hazlar barındırdığını kabul etmekte ve sonuç olarak bu rasyonel olmayan duruma saygı göstermekte yarar var.
Saki’yle nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum, ama sezgilerin dışında başka göstergelerin de işbaşı yaptığına bahse girebilirim. Yine de, “hınzır” bir yazarla karşı karşıya olduğum konusunda az da olsa şu malum sezgilerin iteleyici bir rol oynadığını itiraf etmeliyim. Mizahı fazlasıyla önemsediğim, yazının arkasında saklanan zeka katsayısının yüksekliğini dikkate aldığım günlerin bir seçimi olmalı. Mutlaka “temel uyarıcılar “da devreye girmiştir elbette. Ön bilgi toplanmış, karar verilmiş ve saldırı gerçekleşmiştir. Fatih Özgüven’in -her zamanki titizliğiyle - başarılı çevirisi ise yazar listeme bir temel ad daha yerleştirdiğimin müjdecisi olup çıkmıştı sonunda.
Saki, yıllar sonra bir randevu daha gerçekleştiriyor biz müritleriyle! “Kaderin Tazıları”, Fahri Öz’ün çevirisiyle Ayraç Yayınları arasındaki yerini alıyor. Sonuç olarak, beş çaylarını yudumlamak için zarif bir biçimde düzgün kesilmiş çimler üzerine kaykılmış düşesleri bir kez daha akıl sır ermez tehlikeler bekliyor. Karşıdaki koruluğun içinden üstünüze her an bir kurt çocuk atlayabilir ve küçük dilinizi yutabilirsiniz. Sahipsiz geyikler toprak yolda peşimize takılıp akla zarar durumlar yaratabilir. Ya da aslında bir Pan olduğunu asla fark etmeyeceğiniz bir keçinin sizle kurduğu inatçı ilişkinin sırrına bir türlü akıl erdiremeyebilirsiniz. Küçük bir şeytan olduğuna yemin edebileceğiniz bir bacaksız tüm düzeninizi altüst edebilir bu arada, iyisi mi siz siz olun ve komşu evin çocuğuna dikkat edin! Saki, bildiğiniz gibi Hector Munro’nın takma adı. Tıpkı adı gibi, hayata bakma biçimi de başka bir donanımı zorunlu kılıyor sanki. Onun için aslında hayat anlamak için kafa yormayacak kadar tuhaf, insancıklar ise güçlü görünme çabalarının aksine tam birer çaresiz küçük yaratıklar belki de. Her birimizin içinde karşısındakini ısırmaya hazır bir küçük vahşi hayvan barınıyor ve biz zavallılar bu hayvancıkları ehlileştirdiğimizi sanarak dolanıp duruyoruz ortalıklarda. Saki, bütün bunları kaleme alırken asla bıyık altından gülmüyor diye korkuyorum kimi zaman. O başkalarının kolay fark etmediği sihirli bir gözlüğe sahip aynı zamanda ve belki herkesi olduğu biçimde! görüp rapor etmesinin sırrı da burada gizli. Evet, yüzyılın başında bile şu biçimsiz yeryuvarlağının nasıl bir soğumayı başlattığını iyi kötü görebilen bir çift gözün eğlenceli raporları bu öyküler.
Saki’ninki de bir sezgi miydi acaba? Arkadaş, sevgili, ya da kitap seçiminin ötesinde biz vahşilerin her türlü seçimi, eğitilmiş kimlik ve giydirilmiş kişiliğin de yardımıyla karanlıkta gerçekleştirilen bir yolculuğun marifetleriydi belki de. Jack London’un vahşeti keskin uçlu bir bıçak gibi anlatırken, Saki’nin aynı bıçağı pasa bulanmış bir biçimde sunması neyi değiştirir peki!
Dozun ölçüsünü kimse hesap edemez, evet herkesin içinde bir canavar yazar yatıyor belki de. Dünyayı algılamamızı kolaylaştırıyor bu muhteremler ve bizler onların kulu kölesi olmakta gecikmiyoruz. Doz dediğim “acımasızlığın” okuma keyfine dönüşüp beyinlere şırınga edilmiş miktarıyla ilgili. Evet, “has yazarlarınız” var ve hiçbir sezgiye gereksinim duymadan izliyorsunuz onları. Patika giderek daralıyor, ürkütücü bir karanlık çöküyor ve siz sadık okurlar zevkin doruklarında gezinmeye başlıyorsunuz. Yoksa şu malum kurt çocuk siz miydiniz? Belki de, hain bir kedinin ruhunu çoktan ele geçirdiniz ve hemen gözünüzün önünde cereyan eden onca kıyıma bu nedenle ses çıkarmıyorsunuz.
Kim ne derse desin, bizi has bir yazarla buluşturan “hakikatlerin” arasına sezgiyi de yerleştirmekten yanayım ben. İlk ağızda sayabileceğim ve okuma tarihime damgasını vurmuş çoğu kitaba bu türden “vahşi ” duygularla yaklaşmanın bir marifet sonucu değil, yalnızca o “açıklaması hayli zor” _belki bir o kadar da sıradan_ mucizelerle gerçekleştiğini söylemekle yetineceğim.
Asıl mucizeyi ise hepimiz biliyoruz çünkü. Evet, bir kitabın kapağı aralanıyor ve “ayin başlıyor”.
Bütün “yırtıcılara” iyi okumalar!



*Özgüven'in başarılı çevirisi "İnsanlar Hayvanlar ve Yırtıcı Hayvanlar" şu sıralarda yeniden yayınlandı








06.02.2008
2309






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.