Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Yere Sıkı Basan Okurlar İçin Kullanma Kılavuzu!




Uzun zamandır ortalıkta görünmüyorlardı. Şu kendinden emin, dahası biraz da kendini beğenmiş, cümle alemi “elinin bir işaretine mahkum” sanan, gücü kendinden menkul kılavuzlardan söz ediyorum. Hepimiz tanıyoruz onları, çünkü her birimiz hayat acemileriyiz! Kılavuzlara gereksinim duymayan bir toplumun fertleri olmak ayrıcalığından henüz yararlanacak durum ve konumda değiliz. Kadınlar erkekleri nasıl kullanır, ya da tersi nasıl gerçekleşir, bir güzel “kılavuzlardan “öğreniyoruz. İyi ki varlar! Sahi, o “barbarlar” olmasaydı bizler ne yapardık?
Giderek hayatımızın her alanı için bir kılavuz hazırlanıyor. Evet, gerçekten de daha önceleri ne yaptığımız, bu dünyanın hakkından hangi beceri ve birikimle geldiğimiz tam anlamıyla meçhul! Ya da, el yordamıyla gerçekleştirdiğimiz işler birer cahil cüretiyle vücut bulmuş olmalı. Aslında, kılavuzlara çok da uzak değiliz hani.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, neredeyse toplumsal uzlaşma yasasına dönüşen adab-ı muaşeret kuralları içerikli kitaplar, uygar dünyada kendine yer arayan genç bir ulusun temel eserleri! arasında sayılabilirdi. Medeniyetin kaçınılmaz sonuçlarını yaşadıkça, dahası onun nimetleriyle evlerimizin içinde yüz yüze geldikçe, küçük boy kılavuz kitaplar en sık başvurulan kitaplar arasında yer alacaktı. İri ufak motoru bulunan ve elektrik gücüne ihtiyaç gösteren, ne ki hayatı kolaylaştıran cihazlar akla zarar işlemlerini elbette yanı sıra taşıdıkları “kullanım kılavuzu” marifetiyle gerçekleştiriyorlardı. Gören göze, bilen akıla, hatırlayan belleğe her zaman gereksinim duyulur. Yeni bir ülkenin keşfini vaat eden gerçek kılavuzun ayrıcalığı da burada gizlidir zaten. Sonuçta, yetmişli yıllarda her birimizi toplumsal bir paranoyanın ortasına atan “dünya işleri”, yeni yeni kılavuzlarını da burnumuza dayamaktan geri durmayacaktı. Devrimciliğin el kitabıyla başlayan bu uzun liste, o hay huy içinde cinselliğini fark etmeye fırsat bulamamış kişiler için özenle hazırlanmış olan “sağlıklı cinsel yaşam” kılavuzlarına kadar uzayabilir kolaylıkla.
Çevremizi hızla saran kılavuzlar bir “eksilmenin” işareti olabilirler miydi peki? Yitip giden yeşil için “doğayı koruma kılavuzlarının” kitaplıklarımızda baş köşeyi alacağı günler uzak değil belki de. Depreme karşı hayatta kalma bilgileri taşıyan kılavuzlar
- her ne kadar ilgi görmediyse de- pek göz ardı edilecek çalışmalardan değil. Bu arada gastronomiyi es geçmek ne mümkün! Yıllardır o güzel anaların o daracık mutfaklarda bilmeden gerçekleştirdiği mucizelerin “gizlerini” açıklamanın sırası gelmedi mi sizce? Yemek kitapları, bir başka dünyanın keşfi için baştan çıkarıcı önerilerle bezeli başlı başına birer kılavuz değil mi? Tabii, bir de bu lezzet düşkünlüğünün tatsız sonuçları nedeniyle ortaya atılan gönüllü kılavuzlar mevcut! Kişiye on seansta yirmi kilo kaybettirmeye yeminli bu inatçı önderler, rejim meselesinin yalnızca bir tehdit unsuru olarak var olmadığını kanıtlamaya da kararlı sanki! Tehditten söz edilse de bu yalnızca sağlıkla ilgili!
Bütün bunlarla sınırlı kalan bir duruma seyirci yazıldığınızı sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Şu dünyanın yalnız ve yetersiz mahlukları olarak çaresiz ve eksiksiniz aslında. O güne kadar dinlediğiniz müzik belki de yalnızca bir gürültüden ibaretti. Bir film izlediniz ama yorumla ilgili olarak yaptığınız şey yalnızca kendinizi kandırmakla sınırlıydı. Tiyatro, bilet alıp gittiğiniz ve hiçbir değişmeye uğramadığınız talihsiz bir etkinlikti. Koca koca galerilerde resimlere boş boş bakmakla yetindiniz, hadi itiraf edin! Ne cüretli varlıklarmışız ki, yıllar yılı bütün bunların ayırtına varmadan, elimizi kolumuzu sallayarak konserlere, sinemalara, galerilere... dalıp çıkarmışız!
Kocaman bir süper markette yaşıyoruz çünkü. Çevremizi saran yüzlerce, binlerce ürün var. Bize uygun olanını aramak, bulmak, kısacası seçmekle yükümlüyüz! Çağ “seçim” çağı. Seçiyoruz ve seçiliyoruz! Seçilmek için, daha doğru bir deyişle seçkin olmak için doğru seçimler yapmamız kaçınılmaz! Bütün bu laf ebeliğinden, düşünce hamallığından bizi kurtaracak tek şey elbette “kılavuzun “ ta kendisi! Bu rengarenk lunaparkta dağılıp gitmemek için bize el uzatan bir “yol göstericinin” çaresiz arayışındayız.
Ancak, “kılavuz” çılgınlığı “şirazesinden” çıkıyor kimi zaman. Akıllı uslu öneriler, şirin ikramlar giderek despot bir kimliğe bürünüyor. Kitaplardan dergi, gazete sayfalarına taşan bu “tahakküm”, kişiyi sıradan bir organizmaya dönüştürülüyor. İnsan gelip dayandığı noktada, gerçekten de “onsuz yapamayacağına” inanıyor! Ellerimiz tutmuyor, gözlerimiz tam olarak seçemiyor ve aklımız bize ait doğru kararları veremiyor...
Ne büyük bir haksızlık! Bize dayatılanla “önerileni” ayırmaya muktedir değil miyiz yoksa? Kimse bu konuda yönlendirilmeyi hak etmiyor! Yiyeceği yemeği, giyeceği giysiyi, gideceği tatili dayatan bu sanal otorite!, giderek akıla, sezgiye ve beğeniye de hükmetmeyi hedefliyor!
Gerçekten can sıkıcı bir durum. Aklımı kurcalıyor ve ben bu kötü düşüncelerden arınmak için kurtuluşu kitapların arasına gömülmekte buluyorum. Neyse ki şanslıyım! Bana bu konuda yardımcı olacak pek çok kılavuz mevcut ve ben okuyarak özgürleşeceğim bir ummana dalmadan önce ne kadar şanslı bir kul olduğumu bir kez daha sınamış oluyorum!
Henüz kendi şansını sınamayanlar, aşk ve işle ilgili olarak talihin kendilerine ne sürprizler hazırladığını yoklamak isteyenler için kolaylıkla sıralayabileceğim sıkı “kılavuzlar” elbette mevcut, bu arada.
İlgilenenler boş döndürülmeyecektir!








06.02.2008
2536






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.