Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Bir Şahıs "Yazarından" Kaçıyor


Tiyatroda “yazıyı” seçmek talihli bir olgu belki de. Evet, işin başında keyifli bir davet olduğu kesin. İzlediğiniz çoğu oyuncular gibi sahneye sevdalanıyorsunuz işin başında. Giderek seçiminiz gerçekleşiyor. Taklidin “büyüsünden” çok, insanın “açmazları” yakalıyor sizi. Öykü, roman gibi masum yazınsal türlerle bir akrabalık kuramıyorsanız kaleminizi taşa çarpıyorsunuz zaten! Tiyatronun tozu genzinize değilse bile beyninize kaçıyor. İyi çalışmalar!
Ne ki, her şey bu kadar güllük gülistanlık değil. Günümüzde değil oyun yazmak, alışveriş listesi hazırlamak bile sokağın gerçeğiyle ilintili. “Farkında olmadığınız dünyanın” ne sizin düşünsel sistematiğinize, ne de bir başkasının yaşam pratiğine katkısı var. Oysa oyun yazımına oturduğunuzda sizi önermeler, çözümlemeler, içinden çıkılmaz ikilemler.. bekliyor. Yeryüzündeki konumunu her daim sorgulamaya gereksinim duymak pek sağlıklı bir durum değil kuşkusuz, ancak bunu “ karar verme anlarında “yapmaktan kaçınmak ise, kolayı seçmek bile olmuyor! Bireyin gerek kendi, gerekse toplumsal bir varlık olmanın sonucu adına çağı ile hesaplaşması kaçınılmaz. Sandığınızın aksine,pek beylik, pek entelektüel kalıntısı bir saptama değil bu. Kişinin , hızla değişen dünyadaki konumunu gözden geçirmesinden daha doğal bir durum olamaz. Zeminin kaypaklığının yanına insanın, giderek sistemlerin kaypaklığını da koyun lütfen! Yaratı sürecinde karşınıza çıkacak “bin belanın” sevimli bir telaştan daha fazlasını vaat ettiğine tanık olacaksınız.
Süreç bu kadarla da tamamlanmıyor tabii! Yazmak yaşamak demişler ama o yalnızca kışkırtmak için bence. Yazmak yalnızca bir başlangıç çünkü. Kağıt üstünde sözcüklerin ruhla buluşması nasıl mümkün değilse, ruh ve vücutla randevu tazelediğini düşündüğünüz metinlerin koca bir aldatmacadan ibaret olduğu gerçeğiyle burun buruna gelinmesi durumu da sürpriz değil! Çünkü, pek çok kere çiğnendiğine şahit olduğunuz gibi, evet tiyatro “birlikte üretilen bir sanat”. Metni, bu noktada yalnızca bir önerme olarak algılamak doğru mu peki? Bu da bir yaklaşım sorunu deyip işin içinden sıyrılmak mümkün ama, sorun da bu denli karmaşık değil aslında. Bize dayatılan hayatların nasıl eli yüzü düzgün “açmazları” varsa, metinlerin de böylesi net ve açık anahtar cümleleri var açıkçası. Sağlıklı bir okumayı gerçekleştirmek için çözümlemeye yatkın ve birikimli beyinlere gereksinimi “elde bir” kabul ediyoruz tabii. İşin doğası bunu gerektiriyor. Estetik sorunu ise şimdilik “karşı pencereden “izlemekle yetiniyor bizleri. Onu sokağa çağırdığımız an, oyun sahasının tebeşirlenmiş olması gerekiyor. Topu zaten elimizde kabul ediyoruz!
Yazara bir kez daha –biraz da müstehzi bir biçimde- kolay gelsin diyeceğimiz kavşağa yeni ulaştık aslında. Zamanlar öncesinde Şekispiyer ve şürekasının bir güzel tamam eylediği “durumların” temize çekilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini iyi hesaplamak kaçınılmaz olmalı. Kılıçların yerini ateşli silahların almış olması, öfke nöbetindeki reaksiyonun “artçılarına” oyun süresince tanık olmamıza engel değil çünkü. Kıskançlıktan sevgiye, öfkeden hırsa.. sıralayabileceğimiz “hasletler” hala düşman çatlatacak güzellikte. Yapılacak iş zamanı, zemini ve durumları iyi kotarmakla ilgili.
Çünkü yeni bir dünyayı çiğniyoruz. Yeni bir yaşam, yeni alışkanlıklar ve biçimler donatıyor bizi. Aldatılmışsak, öcümüzü Macbeth gibi kanlı yöntemlerle değil, yargının gücüyle çözme şansına sahibiz! Buradaki “şans” adaletin sağlıklı tecellisiyle ilgili yalnızca! Trajedilere kapı aralayan bir olay geçmişte ne kadar deşiyorsa günümüzde de o denli yaralayıcı. Biliyoruz bunu.
“Asal” sorun bu noktada yazarı yine rahat bırakacak gibi değil sanki. Neyi, neden anlatıyorsunuz ve izleyenlerin zihninde ne tür bir tartışmanın başlatılmasından yanasınız? Evet, belki de temel cümleleri sırtlayan nice metinler üretildi bu güne değin. Yazarının “seçim sorunsalı” yaşamadığı durumların olağan “tezahürüydü” bütün bunlar. Görevci anlayışın, büyük cümlelerin, karar ve uygulamaların adresleri belliydi çünkü. “Olmak ya da olmamak” siyah ile beyaz arasındaki gidiş gelişlerde mahcup bir biçimde gülümseyebiliyordu. Günün problematiği ise “olmakla olmamak arasındaki “ seçimsizliğin bir duruş biçimi olmasıyla ilgili. Birey sorularla didişmekten yana değilse, sizin bu konudaki ısrarınız “bireysel bir problemden” öteye bir şey ifade etmeyebilir. Kimsenin sormadığı, sorgulamadığı noktada çabanızın neye hizmet ettiğinin yanıtını ise, belki sizin için özel olarak üretilmiş bir metinde bulabilirsiniz. (Bakınız: Uyumsuz Tiyatro, Uyumsuz Yazar maddesi!)
Tiyatro oyun yazarlarının karşı karşıya kaldığı ciddi bir sorun bu, evet! Malzemenizden söz ediyorum! Onu yoracaksınız ama onu yakalayabilirseniz! Yakalayabilmek için kandırmanız pekala mümkün tabii! “Hadi eğlenelim” safsatası belki de bunun için geliştirilmiş bir model. Hayatı, tüm sorun ve zorluklarıyla kucakladığımızda onurlu bir çabayı da başlatmış oluyoruz. Bu noktada farkına varamadığımız olgu ise, bu çabanın “hazzın” ta kendisi olduğuyla ilgili. Çileği tadı için yerken aldığımız vitaminin farkında değiliz belki, ancak yöntem bundan farklı bir şey değil. Günümüzde “iğreti hayatlara” sunulan konsantre meyve sularının yararlarıyla ilgili yalanlar “eğlendirici” olsa neye yarar?
Evet! Tiyatro yazarının işi düşündüğümüzden de zor mutlaka. Önce kendi seçimini yapacak çünkü. Ardından yazacak, olası tehlikeleri- oyuncu, yönetmen, hatta eleştirmen -göze alacak ve önermelerini sıralayacak. Oyun metninin başında yer alan dekor anlatımı gibi ele aldım bunu, biliyorum ama kimi zaman adı konmuş sorunları paylaşmanın ikinci bir formülü yok ne yazık ki! Öncelikle, bu yazı bir oyun metni değil. Kimsenin tartışmasını, hele hele eğlenmesini beklemiyorum. Çağın sorunları arasında, belki de dünyanın en hesapsız! bolluğuyla karşı karşıya kalan yazarın, bu zenginliğe karşı “dördüncü duvardan” azade kalmasından çekiniyorum bir de.

Oyun yazarının gelip dayandığı bir duvar bu. “Altı şahısın” yazarını aradığı bir zaman dilimi değil yaşadığımız. Yazarın “şahsının” peşine düştüğü bu koşunun “hüsranla” bitmesi bile mümkün. Tanık olduğunuz gerçeği sakın yadsımayın. Kimse sorun yaşamak istemiyor! Kimse “sorunlu dostluklar”a yer açmak istemiyor hayatında. Belki de yola çıkmamız gereken sapak bu! Sorgulamanın “şahikasıyla” buluşma önerisini usanmadan yinelemeyi göze almak. Elbette usandırmadan! Ustalığı konuşturarak ve hoş bir çilek lezzetinde.
Sahi, şu kaçan “şahısı” gören var mı aranızda! Yoksa koşarken çevreye dikkat edemiyor musunuz?












05.02.2008
2432






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.