Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Tiyatro Üzerine Akla Zarar Sorular!



Tiyatroya neşter vurmak kimin haddine? O kendi yatağında ağır aksak ilerliyor. Bu ilerlemede lokomotif güç yaşama bilinçli bir tanıklık öncelikle. Yanlışın, çirkinin, eğrinin “yoruma açık bir yanı” yoktur. Yanlıştır, çirkindir, eğridir ve “gösterilirse” fark edilir.
Peki tiyatro günümüzde ne “türden” sorunların paçasına sarılır, ne tür meselelere tebelleş olur dersiniz? Öyle ya, sorun olmayınca bir şeycikler de olmuyor. Soru ya da sorunların yaratıyı besleyen bir katmanda yer alması, kısaca “neyim, neredeyim, nereye gidiyorum” benzeri dertleri “zevk” edinmesi öncelikli bir tercih olsa gerek. Saklı hayatlara ışık tutma girişimi, yüzleşme çabalarındaki umutsuz gel-gitler ve sokağa açılan pencereden içeriye dolan çığlık... başka, bambaşka sorular için yalnızca bir başlangıcı imliyor.
Yaratıcının sonsuz sınavıdır bu. Kimse kendini “tartıya” vurmaktan uzak tutmamalı böyle anlarda. İçtenlik, sınav görevlisine “ibraz edilecek” kimlik olmalı yalnızca.
Ya sorular? Kestirmeden oraya gelmekte yarar var. Konu tiyatro, sınıfı dolduranlar da tiyatroya gönül verenler olduğuna göre, bir yerden başlanabilir mutlaka.

. “Neden tiyatro?”
İşte baraj sorusu. İçtenlik konusunda ısrarımızı saklı tutalım ve olası yanıtları görmeye çalışalım:
_ Bu saatten sonra başka bir iş yapmam mümkün değil. Ayrıca, tiyatro benim için bir yaşam biçimi! (Tüm zamanların en ürkütücü yanıtıdır bu)
_ Tiyatro aracılığıyla insanlara bir şey söylemek istiyorum. (Konuşma özürlü olabilir misiniz? Temel bir cümleniz olduğunu varsayalım, başka hangi ifade türlerini denerdiniz?)
_Biz tiyatroyu çok seven üç beş gürbüz arkadaşız. Yine toplandığımız bir gün, neden tiyatro kurmayalım dedik! (Düş kurmanın bu örgütlü biçimi tiyatro için her zaman için bir “infaz” olmuştur nedense)

“Beslenme kaynaklarınız nelerdir?”
Bu ise kazık soru besbelli. Geçiştirilecek türden değil. Hakkını vererek yanıtlamak gerekiyor.
Bir yazarın yoğun okumasının kaçınılmaz bir durum olması örneğinden yola çıkalım en iyisi. Literatürü izlemek, peryodik yayınların peşine düşmek, antenleri her daim açık tutmak; yazılmışları, dahası yazılmakta olanları “koklamak”, ek olarak dil bilmek, dışarıda olup bitenlerden haberdar olmak, yeni yazılan oyunları takip etmek, sahnelenenlere kulak kabartmak... Kısacası, kolay erişim, atik davranış, sağlıklı beden, zımba gibi bir beyin ve her türlü yeniliğe gönül akıtan pupa yelken bir “yürek”. (Bu sistemi sindirimle karıştırmayanlar için)

“Oyun seçiminizi belirleyen ölçüler nelerdir?”
Bu konuda iyi koku alan burnunuzun, ufku gören keskin gözlerinizin dışında başka nelere baş vuruyorsunuz peki? Piyasa dengesi, gayrısafi milli hasıla ve bireylerin aylık gelirlerinden sanata ayırdıkları “miktarla” ilgili ölçütler ne yazık ki konumuz dışında kalıyor. Toplumsal değişim ve dönüşümün takibinde olan bir merak ve birikim daha önemli bir ölçüt. Bireysel sorumlulukla, aydın görevciliğini “terkibe” ilave edebilirsiniz. Keskin bir saptama olarak değerlendirilebilir belki ama, 80 öncesinde bu tür sorunlara kestirmeden yanıt bulmak daha kolay oluyordu sanki. Toplumsal sorumluluk bilinciyle yol göstericilik hevesinin tuhaf karışımı, seçeneği fazla olmayan adreslere götürüp bırakıyordu insanları. Günümüzde ise birey “çırılçıplak” karşınızda. Varoluş kaygısından tutun da tedirginliğin adresi belirsiz sokaklarına çıkılan yolculuklara kadar, “hal ve durumun temaşası” bizi bekliyor. Soru işaretleri en hakikatli yol arkadaşınız olun. Sanatın sonsuz coğrafyasında bilinçli kayboluşu başlatabilirsiniz!

“Tiyatronun yeniden yeniden tarifini yapma zorunluluğu
hissediyor musunuz?”
Tıpkı kendimiz gibi! Ayaklarımızın altından hızla akıp giden hayatı algılama biçimimiz gibi. Değişen ve bizi düşünmeye zorlayan her “esrarlı şey” gibi. Yola çıkarken ve yol alırken belirlediği ilkelerden “milim taviz vermeyen” bir serüven, hiçbir menzile taşıyamaz bireyi. Merak yeni kapıları aralamaktan geçer, algılar konusunda ihanete cevaz vermeyen bir sanatçının adı bir türlü konamayan arayışı sonunda kendi suretinde buza dönüşen bir gülümsemeyle noktalanır çünkü.

Son bir soru. “Sancı çekiyor musunuz?”
(Baş ağrısından tutun da doğum sancısına kadar! Yeni bir yönelişin, tazelenmenin, kabına sığmazlığın bu sıkıntılı göstergesi “olmazsa olmaz “ bir durumun habercisi belki de.)

Tüm bu soruların zorlayıcı bir tarafı var. Bağlayıcılıklar kaçınılmaz bir kere. Kurum ve kuruluşlarla gerçekleştirilen zorunlu “göbek bağları”, özgün ve özgür tavırlar konusunda belirleyici olsa gerek. Günün gerçeği bu. Sonuç olarak, kimse eleştiremez sizi. Ayrıca sanat “artı değerle” yakından ilgilidir! Haydn’ın sarayda gezinirken hizmetlilerle aynı giysiyi giydiğini hatırlayın lütfen. Tabii, bütün bu bağlayıcılıkların ötesinde Haydn olabilme “özgünlüğünü” elde etme becerisinin, belki de sanatın asıl kavgasıyla bir güzel örtüştüğünü akıldan çıkarmamak kaydıyla.
Sanat, dışarıdan bakıldığı gibi kolay değil sonuç olarak. Yoksa soru sormak kolay mı sanıyorsunuz?
Hadi bu soruyu “en basit biçimiyle” örnekleyerek işe başlayalım!
Son günlerde nasılsınız?




TANIMLAMA



ÖNEL, Ahmet

Yazar. Şiir, öykü ve sahne oyunları yazdı. Televizyon ve radyo için program metinleri kaleme aldı. Yazın ödülleri var. ÖNEL, özellikle şiirlerinde insan ilişkilerine farklı bir duyarlılıkla yaklaşmış; doğa sevgisini değişik arayışlarla dile getirmiştir.






Tiyatroya neşter vurmak kimin haddine? O kendi yatağında ağır aksak ilerliyor. Bu ilerlemede lokomotif güç yaşama bilinçli bir tanıklık öncelikle. Yanlışın, çirkinin, eğrinin “yoruma açık bir yanı” yoktur. Yanlıştır, çirkindir, eğridir ve “gösterilirse” fark edilir.
Peki tiyatro günümüzde ne “türden” sorunların paçasına sarılır, ne tür meselelere tebelleş olur dersiniz? Öyle ya, sorun olmayınca bir şeycikler de olmuyor. Soru ya da sorunların yaratıyı besleyen bir katmanda yer alması, kısaca “neyim, neredeyim, nereye gidiyorum” benzeri dertleri “zevk” edinmesi öncelikli bir tercih olsa gerek. Saklı hayatlara ışık tutma girişimi, yüzleşme çabalarındaki umutsuz gel-gitler ve sokağa açılan pencereden içeriye dolan çığlık... başka, bambaşka sorular için yalnızca bir başlangıcı imliyor.
Yaratıcının sonsuz sınavıdır bu. Kimse kendini “tartıya” vurmaktan uzak tutmamalı böyle anlarda. İçtenlik, sınav görevlisine “ibraz edilecek” kimlik olmalı yalnızca.
Ya sorular? Kestirmeden oraya gelmekte yarar var. Konu tiyatro, sınıfı dolduranlar da tiyatroya gönül verenler olduğuna göre, bir yerden başlanabilir mutlaka.

. “Neden tiyatro?”
İşte baraj sorusu. İçtenlik konusunda ısrarımızı saklı tutalım ve olası yanıtları görmeye çalışalım:
_ Bu saatten sonra başka bir iş yapmam mümkün değil. Ayrıca, tiyatro benim için bir yaşam biçimi! (Tüm zamanların en ürkütücü yanıtıdır bu)
_ Tiyatro aracılığıyla insanlara bir şey söylemek istiyorum. (Konuşma özürlü olabilir misiniz? Temel bir cümleniz olduğunu varsayalım, başka hangi ifade türlerini denerdiniz?)
_Biz tiyatroyu çok seven üç beş gürbüz arkadaşız. Yine toplandığımız bir gün, neden tiyatro kurmayalım dedik! (Düş kurmanın bu örgütlü biçimi tiyatro için her zaman için bir “infaz” olmuştur nedense)

“Beslenme kaynaklarınız nelerdir?”
Bu ise kazık soru besbelli. Geçiştirilecek türden değil. Hakkını vererek yanıtlamak gerekiyor.
Bir yazarın yoğun okumasının kaçınılmaz bir durum olması örneğinden yola çıkalım en iyisi. Literatürü izlemek, peryodik yayınların peşine düşmek, antenleri her daim açık tutmak; yazılmışları, dahası yazılmakta olanları “koklamak”, ek olarak dil bilmek, dışarıda olup bitenlerden haberdar olmak, yeni yazılan oyunları takip etmek, sahnelenenlere kulak kabartmak... Kısacası, kolay erişim, atik davranış, sağlıklı beden, zımba gibi bir beyin ve her türlü yeniliğe gönül akıtan pupa yelken bir “yürek”. (Bu sistemi sindirimle karıştırmayanlar için)

“Oyun seçiminizi belirleyen ölçüler nelerdir?”
Bu konuda iyi koku alan burnunuzun, ufku gören keskin gözlerinizin dışında başka nelere baş vuruyorsunuz peki? Piyasa dengesi, gayrısafi milli hasıla ve bireylerin aylık gelirlerinden sanata ayırdıkları “miktarla” ilgili ölçütler ne yazık ki konumuz dışında kalıyor. Toplumsal değişim ve dönüşümün takibinde olan bir merak ve birikim daha önemli bir ölçüt. Bireysel sorumlulukla, aydın görevciliğini “terkibe” ilave edebilirsiniz. Keskin bir saptama olarak değerlendirilebilir belki ama, 80 öncesinde bu tür sorunlara kestirmeden yanıt bulmak daha kolay oluyordu sanki. Toplumsal sorumluluk bilinciyle yol göstericilik hevesinin tuhaf karışımı, seçeneği fazla olmayan adreslere götürüp bırakıyordu insanları. Günümüzde ise birey “çırılçıplak” karşınızda. Varoluş kaygısından tutun da tedirginliğin adresi belirsiz sokaklarına çıkılan yolculuklara kadar, “hal ve durumun temaşası” bizi bekliyor. Soru işaretleri en hakikatli yol arkadaşınız olun. Sanatın sonsuz coğrafyasında bilinçli kayboluşu başlatabilirsiniz!

“Tiyatronun yeniden yeniden tarifini yapma zorunluluğu
hissediyor musunuz?”
Tıpkı kendimiz gibi! Ayaklarımızın altından hızla akıp giden hayatı algılama biçimimiz gibi. Değişen ve bizi düşünmeye zorlayan her “esrarlı şey” gibi. Yola çıkarken ve yol alırken belirlediği ilkelerden “milim taviz vermeyen” bir serüven, hiçbir menzile taşıyamaz bireyi. Merak yeni kapıları aralamaktan geçer, algılar konusunda ihanete cevaz vermeyen bir sanatçının adı bir türlü konamayan arayışı sonunda kendi suretinde buza dönüşen bir gülümsemeyle noktalanır çünkü.

Son bir soru. “Sancı çekiyor musunuz?”
(Baş ağrısından tutun da doğum sancısına kadar! Yeni bir yönelişin, tazelenmenin, kabına sığmazlığın bu sıkıntılı göstergesi “olmazsa olmaz “ bir durumun habercisi belki de.)

Tüm bu soruların zorlayıcı bir tarafı var. Bağlayıcılıklar kaçınılmaz bir kere. Kurum ve kuruluşlarla gerçekleştirilen zorunlu “göbek bağları”, özgün ve özgür tavırlar konusunda belirleyici olsa gerek. Günün gerçeği bu. Sonuç olarak, kimse eleştiremez sizi. Ayrıca sanat “artı değerle” yakından ilgilidir! Haydn’ın sarayda gezinirken hizmetlilerle aynı giysiyi giydiğini hatırlayın lütfen. Tabii, bütün bu bağlayıcılıkların ötesinde Haydn olabilme “özgünlüğünü” elde etme becerisinin, belki de sanatın asıl kavgasıyla bir güzel örtüştüğünü akıldan çıkarmamak kaydıyla.
Sanat, dışarıdan bakıldığı gibi kolay değil sonuç olarak. Yoksa soru sormak kolay mı sanıyorsunuz?
Hadi bu soruyu “en basit biçimiyle” örnekleyerek işe başlayalım!
Son günlerde nasılsınız?

2004


.








05.02.2008
2893






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.