Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Kırılgan Bir Kardeşin Anısına...


KIRILGAN BİR KARDEŞİN ANISINA...






“ İlkbaharın şu binlerce ton beton yığını arasından nasıl sıyrılıp çıkacağını merak ediyorum, diyor adam mektubunda. Arjantin’den yazıyor. Sevgilisine. Hayatında yalnızca iki şey var adamın. Uçmak ve yazmak. Yıl 1930. Dokuz yıl kadar sonra müthiş bir savaş patlayacak. Adam yalnız ve yazıyor. Sevgiliden gelen iki satırın kutsal kitap kadar önemi var. Ardından romanlar çıkıyor ortaya. Savaşın acıları ayrı bir yazma gerekçesi olmuştur elbette. Sonra sonra Küçük Prens merhaba diyor yeryüzüne. Sonsuz sevginin, tarifsiz küçük mutlulukların, uçmanın, sorgulamanın ve erdemin buluştuğu bir minik kitap. İlkbahar direniyor. O yıl da, tonlarca betonu çatlatıp yeryüzüyle buluşuyor. Biz insanlar, biz ölümlüler ise şüphedeyiz. Oyunbozanlık bekliyoruz. Oysa bu hiç gerçekleşmeyecek. Yüklendiğimiz bu tedirginlikle yaratıcı olmayı sürdüreceğiz. Çoğu güzelliklerin özünde mutsuzluğumuz var çünkü. Daha iyi, daha yaşanası bir dünya beklentisiyle gerçekleştirdik pek çok buluşu. Buldukça, yeniledikçe ve çözüm ürettikçe daha mutsuz, daha çekilmez olduk, yalan mı! Sevgili şimdi telefonun hemen öteki ucunda ama eski aşklardan ne kadar uzağız! Belki de Küçük Prens’e bir kez daha göz atmanın tam sırası. Oysa en son dün okumuştuk. İlkbahar gelecek, betonlar çatlayacak ve aşklar yeniden havalanacak kuşlarla birlikte. Sonra o uzak bulutların üstünden bir küçük uçak geçip gidecek. Aklında bin bir güzel düşünce, yüreğinde sevgiyle bir adam, zamanlar aşıp el sallayacak. Onunla bizleri buluşturan şey yazının gücünden başka ne olabilir! Evet, o küçük uçağı bekliyoruz. Sabırsızlıkla. Mektup bekler gibi.”

On yıl kadar önce yazmışım bu satırları: Konumlandırmalar * başlıklı kitapçıktan kısa bir bölüm. Şu günlerde gençler için kaleme aldığım Hezarfen adlı oyun üzerinde çalışırken aklıma geldi yazdıklarım ve açıp bir kez daha okudum bu satırları . Uçmanın özgürlükle, özgürlüğün insan olmanın tarifiyle yakın bir ilişkisi var çünkü. Yaşamın giderek sığlaştığı bir dünyada ihtiyaç duyduğumuza inandığım kanatlar giderek daha bir küçülüyor sanki. Kanımca insanoğlu havada kalmayı becermiş olsa bile bu acemi, bu küçük hırsı asla uzaklaştırmamalı hayatından. Uçmak, eylem olarak değilse bile cebimizde gezdirmemiz gereken bir tutam tohum olmalı; hani ayak süreceğimiz ilk verimli toprakta yaşama tutunmaya dünden hazır inadıyla. Çünkü bu dünyadan düşleriyle bir Leonardo, meraklarıyla bir Cevheri, sorularıyla bir Galileo ve kırılganlığıyla bir Exupery geldi geçti; ardı sıra bıraktıkları açıklaması zor bir ağırlık değil mi yoksa? Sırtımızdaki bu tuhaf yükü çekip götürecek bir rüzgar bekliyoruz şimdi. Bir dizeden, bir şarkıdan, bir esenlikten, bir esriklikten.. ama ille de insana ait bir hoşluktan izler barındıran bir deli rüzgar...

Oysa Foça’nın o ünlü rüzgarı bile nasıl yorgun şu günlerde!

11.2007








05.02.2008
2501






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.