Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






İroni ve Dram Sanatı

Sophokles’ten Stoppard’a

İRONİ VE DRAM SANATI

Beliz Güçbilmez / Deniz Kitabevi


Dünyanın en eski sanatı olarak bilinir tiyatro. İnsanın doğayı, yaşamı, giderek kendini taklit etmesiyle vücut bulur. İşte başlı başına ve kolaylıkla ironik olarak değerlendirilebilecek bir tavır. Tiyatroyu yalnızca hoşça zaman geçirilen bir iki saatin ötesine taşımak öncelikle yazarın, yönetmenin ve oyuncunun işi ; ama bu kutlu çaba giderek izleyiciden de bir şeyler bekliyor. Eğlencenin düşünceyle buluşması, aslında tiyatro aracılığıyla yaşamı anlamlandırma ve yorumlama meselesini ilke edinmiş sahne insanlarını başlangıcından bu güne “diyalogların büyüsünün” en yakın takipçisi yapmış! Sözün bittiği yer asla olmamış ve insanlık yaşadıkça bu karabasan ne güzel ki yine yalnızca bir ironi olarak kalacak.
Ne var ki insanlığın bu en eski, en soylu sanatı çağın sert esen ancak cazibe barındıran rüzgarlarına direnme konusunda bir parça yetersiz kalıyor. Şu gerçeği kabullenmekte yarar var öncelikle:Tiyatronun, sahnede bir hayat bina etmenin de ötesinde yüklendiği farklı değerler, felsefeden matematiğe pek çok disipline hakimiyeti zorunlu kılıyor. İşin bir de tiyatro diliyle dramatik bir boyutu var tabii! Ülkemizde tiyatro dünyasının belki de belli başlı tek dergisi olan Tiyatro Tiyatro şu günlerde acı bir çığlığın eşliğinde ölüm ve yaşam arasındaki umutsuz yolculuğunu meraklılarına ve okurlarına! duyuruyor. Bir sanatı yüceltmek, onun gücüne inanmak yine ona sahip çıkmayı da zorunlu kılıyor ama, bu hüzünlü duyuruda da olduğu gibi, örneğin yalnızca tiyatro yapanların satın almasıyla bile varlığını koruyabilecek bir yayın organı yalnızlığa , dahası ölüme kolaylıkla mahkum edilebiliyor. İnanç ve aklın ya da düşünce ve özgürlüğün tuhaf paradoksu, üstelik konusu sanat ve kültür olan bir örnekle tam karşımızda!
Sonuçta tiyatroya gereksinim duyduğumuz kadar, tiyatronun kendisini konu alan çalışmalara da gereksinim duyuyoruz. Kim bilir, belki bu da kendimizi kandırdığımız bir güzel aldatmacadır! Oyun metinlerinin bile yeterince “itibar görmediği” bir dönemde kuramsal çalışmaların ne denli ilgi çekeceği ayrı bir soru başlığı sanki; ama yine de bir mucize gerçekleşiyor ve günün birinde karşımıza yetkin bir çalışma çıkabiliyor. Sözünü edeceğimiz kuramsal çalışma, Beliz Güçbilmez’in “Sophokles’ten Stoppard’a İroni ve Dram Sanatı” adlı çalışması. Bu oylumlu doktora çalışmasını kitaplaştırma konusunda yazarı ikna eden Deniz Kitabevi’nin editörü Ayhan Yurtoğlu ise biz tiyatro sevdalılarından ayrı bir teşekkürü hak ediyor.
Kitabın omurgasını başlangıcından bu güne oyun metinlerine hınzırca yerleştirilmiş ironinin fazileti oluşturuyor. İroninin çok sayıda tanımını yapmak mümkün aslında. Sokrates’in tanımına ( pek çok konuda olduğu gibi) Aristoteles’in katkısından da dem vurarak öznel ve yerinde örneklerle açımlanıyor çalışma. Latin dünyasından Çiçero, hemen ardından Alman idealistlerinde biçim bulacak olan kavram, sanatın yol göstericiliğinde yaşamla buluşuyor ve kırılma anlarının sonuçlarını derlemeye başlıyor. Yazarın, İroni sözcüğünün kullanımındaki kırılma noktasını Friedrich Schelegel’in metinlerine gönderme yaparak aktarması ise başlangıç için oldukça doğru ve aydınlatıcı bir seçim elbette. “Felsefe ironinin gerçek evidir ve ironiyi mantıksal güzellik olarak tanımlamak mümkündür. Mutlak ile göreceli olan arasında, eksiksiz iletişimin zorunluluğu ve imkansızlığı arasındaki çözülmez, uzlaşmaz karşıtlığı içerir. Özgürlüklerin en sonuncusudur, çünkü ironi ile kendimizi aşarak kendimizden bile kurtuluruz”
Sanatın yüce ilkesi olarak tanımlanan ironinin kimi zaman yazarına bile fark ettirmeden yapıta sızması hali ise kavramın yaşamla çoktan buluştuğunu kanıtlıyor sanki. Hayata ayna tutmakla yükümlü olan sanatın, giderek kendi kendisinin parodisine dönüşmesinin ardından karmaşık yaşam modelleri içerisinde “sanatın sanata ayna tutması” suretiyle üretiliyor olmasını ise, klasikten moderne (ardından postmoderne) geçişin ironik bir serüveni olarak değerlendirmek mümkün. Bu akıl yürütmenin hoş bir tespiti de Paul de Man’ın ifadesinde vücut buluyor: “Her anlatı öncelikle kendi okunuşunun bir alegorisini taşıdığından, okumanın alegorisi, okumanın olanaksızlığının ifadesidir”
İroni Ve Dram Sanatı; Antik Yunan tragedyalarındaki ironik izleğin peşine düşüyor öncelikle. Sophokles, Aiskhylos, Euripides’in yapıtlarındaki ironik dil doğru ve yerinde seçimlerle örnekleniyor. Romantik dönem; Shakespeare,’in belli başlı yapıtlarında, (Hamlet, Othello) ama özellikle oyun içinde oyun metaforuna paralel bir aktarımla ele alınıyor. Tiyatro yazımının altın çağı olarak tanımlanan modern dönemde; İbsen; Strindberg ve Pirandello’nun yapıtları aracılığıyla her şeyin aslında hiç de görüldüğü gibi olmadığıyla ilgili ilk işaretler veriliyor. İnsanın yerleşik düzeni benimsemesi, göçebeliği terk etmesi farklı alışkanlık ya da davranış modellerinin de terkidir aslında. Ortaya çıkan yeni durumu ise sanatın karnına yuvalanmış olan sözün gücü bir kez daha açıklayacaktır.
Güçbilmez’in yoğunlaştığı bölüm ise çağdaş dramanın tanınmış yazarı Stoppard ve onun yapıtlarıdır aslında. Hemen öncesinde, yani Beckett’in uyumsuzluk durağında bir süre mola verildikten sonra yalnızlık trajedisinin gerek yazımıyla gerekse sahnelemesiyle açıklaması hayli zorlu öyküsü, belki de çağdaş insanı algılamak, dahası bir kez daha tarif etmek için iyi bir son durak olarak seçiliyor. Tabii şimdilik! Stoppard’ın kendi oyunlarıyla ilgili değerlendirmeleri, aslında ironinin merkeze yerleştirildiği bir konumda oyun yazarının karşı karşıya kaldığı belli başlı soranlara nasıl yaklaştığını da örnekliyor: “Oyunlarımda genellikle bir tek belirgin, duru cümle bulunamaz. Bunun yerine birbirini çelen oyun kişilerinin, sonu olmayan bir birdirbir oynar gibi bir dizi birbirini çelen cümlesine rastlanılabilir.... Yani, önce bir sav, sonra bu savı çürüten kanıtlar, ardından tekrar bu kanıtların geçersizliğinin gösterilmesi... Benim için hiçbir zaman konuşmanın bittiğini, son sözün söylendiğini hissedebileceğim bir an olmuyor. Eğer farsın karmaşasını yaratan şey düşüncelerin birbirine karıştırılması ise, evet ben de ne yaptığımı bilerek yazıyorum. Oyunlar yazarlarından pek de farklı değildir. Oyunlarım, büyük ölçüde benim gerçekten bilmiyor oluşumdan fazlasıyla etkilenmişlerdir”
Bu arada Tom Stoppard’ın oyunların tamamına yakınının dilimize kazandırıldığını hemen hatırlatalım. Aralarında Rosencrantz ve Guildenstren Öldüler; Travestiler; Hint Mürekkebi; Kasti Faul gibi tanınmış oyunları Dost Yayınları’nın tiyatro dizisinde yayınlanıp meraklılarıyla çoktan buluştu bile.
İroni ve Dram Sanatı tiyatro insanları, dahası sanat meraklıları için keyifli bir çalışma. İnsanı insanla anlatan tiyatro günümüzde bu tanımla yetinmiyor çünkü; düşüncenin gücüyle yeni tariflerin de peşine düşüyor. İronik olan her şey bu güzel arayışta her zaman , her yerde karşımıza çıkacak; tabii usanmaksızın bu yolculuğu sürdürenler oldukça.








04.02.2008
2827






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.