Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Kıpırtı Üzerine Bir Çözümleme





KIPIRTI


Radikal Kitap



Sahici yaşamın ve sahici kişilerin olduğu yerde, sahici kitapların da olabileceğini, kişilerine yaptırdığı sorgulamalarla anlatan Kıpırtı, aynı zamanda her şeyi araç haline getiren sistemi es geçmemesi açısından da dikkate değer.

Hangisi daha gerçek?

AYSEL SAĞIR


Yaşadıklarını kaydeden insan belleği, zaman geçtikçe tüm ayrıntıları tek tek siler. Tutkuları, üzüntüleri, sevinçleri, kırılganlıkları, pişmanlıkları, aşkları unutturan zamanın karşısında duran edebiyat, hiçlik duygusunu siler. Siler mi? Georg Lukacs, “Fikir ve gerçeklik arasındaki ilişki, tümüyle duyusal olan biçimlendirme araçlarıyla işlenebilir ve böylece ikisi arasında yazarın bilinci ve bilgeliği ile doldurulması gereken hiçbir boş uzam veya mesafe kalmaz” derken, yazarın işlevini de tanımlıyor biraz.

Ahmet Önel ise, Kıpırtı’da, okuyucuyu kişinin niyetini çokça aşan, başka bir gerçeklikle tanıştırıyor. Yazan ve okuyanın iç içe geçtiği, okuyanın okurken tekrar yazdığı ortamlar yaratan Kıpırtı, bütün bunların ötesinde kapitalist gerçeğe çarparak, tuz buz olmayı da ihmal etmiyor. Öyleyse, “Kurmacanın, hayattan alıntılarla hızla yer değiştirdiği yeni bir çağ”da yaşanan gerçeklik, bir reklama kurban gidebilme tehlikesini de her zaman taşıyacaktır. Böylelikle, “Az çok genel kabul görmüş bir kimliğin acıları, elbette aşkları ama ille de hayal kırıklıkları tadından yenmez malzemeler toplamı” olacaktır.

Kıpırtı’da ağırlıklı olarak, zaman zaman yaşanılanlara başka kişilerin de eklenmesiyle dört beş kişinin etrafında dönen olaylar, roman kişilerinin içinde yaşadıkları somut gerçeklikle, kendi iç dünyaları arasındaki çelişkiler doğrultusunda gelişir. Yayıncı-Yazar, Selim-Selçuk, Arda-Metin, Belkıs-Zuhal, İzzet-Meltem gibi birkaçını okuyucu karşısına çıkaran yazar, aynı zamanda bu kişilerle birlikte bir diyaloglar zinciri de oluşturur. Kent yaşamının çeşitli alanlarından gelen bu kişiler, daha çok geçmişte ya da az önce gerçekleşmiş ve sonuçları muğlaklaşmış yaşamlarının içine dalarak, felsefi çıkarımlarla birlikte hayatlarının sorgulamasını da yaparlar; “Yalnızca güzelliklerin, hoşlukların paylaşıldığı yerde ters giden bir şey vardır. Çok sürmez, keyif anlarının sırları dökülür. Çekilmezlik, bir insanın onaylanmasıyla ilgili gerçek bir sınav belki de. Yine de soruları fazla kazık tutmamalı. Ölçü, her şeyin başı ölçü şu pisliğin dünyasında. Bana katılıyor musun? Yanındaki cevap vermiyor. O hiçbir soruya cevap vermiyor. Taşları sayıyor, sokak lambalarını kontrol ediyor.”

Kıpırtı’da birer ikili olarak karşımıza çıkan roman kişilerinin, sorguladığı alanlar ve varoluşlarıyla ilgili kaygıları farklıdır. Örneğin, bir İzzet ve Meltem ikilisinde düşle gerçeğin iç içe geçmiş hali vardır; “Düşün gerçekle yer değiştirmesi güzel, bir o kadar da tehlikelidir. Hayır, babamdan değil bu. O kadarına aklı ermezdi zaten. Belki okuduklarım, ama ille de izlediklerim avladı beni. Sonuçta gelebileceğim yer burası işte: Pelikül dünyası!” Annesi ve “evde kalmış” ablasıyla geleneksel bir aile modeline sahip olan İzzet, kendi mahallesindeki yaşıtlarından yaşadığı gerçeklikten öte bir dünyayı sıkça hayal etmesiyle ayrılmaktadır. Bu yüzden olsa gerek, bir süre sonra karşımıza zengin bir ailenin işleri devralmış oğlu olarak çıkar. Tabii, geldiği yerle hayal ederek geldiği yer arasında gidip gelmeler sonucu, başka bir İzzet çıkacaktır ortaya.

‘Önce kentler ölür’

Artık sonuna gelinmiştir, bıkkınlığın bataklığa benzer yutuculuğu birden hafiflemeye başlar, tam vazgeçmek üzereyken, yaşamın yarattığı kıpırtılarla birlikte bunalan bireyleri harekete geçirdiğini görürüz. Kurgusal olanla gerçeğin iç içe geçtiği yaşamda, ustaca bir manevrayla hayatın akışını değiştiren biri(leri)nin varlığını sezinleriz. Kitapların dünyasıyla, pratik yaşamın dünyası doğal ve aynı zamanda içiçedir. Hayatta kimse yeniden denemeye nasıl cesaret edemiyorsa, kitaplarda da, “Akla zarar konular, zorlama anlatım teknikleri, yanılgılar, içiçe geçen -ya da içinden çıkılmayan- öyküler, her satırda karşı karşıya gelinen metaforlar ve zaman kaymaları” olmaktadır.

Zuhal ile Belkıs’ın diyaloglarında “sevgisiz ilişkilerle” ilgili saptamalara rastlarız. Yaşadıkları kentin kültürel ve sosyal bir uzantısı gibidirler adeta bu iki kadın. İlişkilerdeki yalnızlık yarasına parmak batırarak, acıyı göze alacak kadar cesaretli bir Zuhal tipi vardır karşımızda; “Sevgisiz ilişkiler, çağın kaçınılmaz sorunudur bu. Önce kentler ölür, sonra insanlar. Beden içinde bulunduğu kovuğun biçimini alır. Kent kıpırdamazsa sen de kıpırdamazsın. Kent ışırsa senin de yüreğin kıpır kıpır olur. Her birimiz bir böceğiz belki de.”

Selim’den en az yirmi yaş küçük olan Selçuk, sadece iş değil, hayat karşısında da deneyimli ve birikimli olan biriyle ilişkide olmanın heyecanını yaşamaktadır. Selimse bu ilişkide neredeyse bir çıkmaz yaşamaktadır. Duygular ve saflık gibi özbenliğe ait olan değerlerin piyasaya sürülüp, pazarlandığını düşünen Selim, bu yanlarını dile getirmekten sakınmaktadır. İnsana ait tüm değerlerin metalaşarak baş köşeye oturduğunu en çok Selim görmektedir; “Kitaplıklar, müzik setleri, bilgisayarlar yeni hayatın yeni malzemeleri”dir.

Sözcüklerin “en güçlü yalanlar”a hayat veren gücünü, satış ve pazarlamada iyi bir araç olduğunu bildiğinden de çok konuşmaz Selim. Bu yüzden, her durum karşısında iç konuşmaları ağır basar; “Hayatları bu nedenle pek merak etmiyorum belki de. Sonuç olarak hepsi birbirine benziyor. Yaşananlar karşısında insanların gösterdikleri tepkiler bile aynı. Ağlama seansları ile intihar gel gitleri arasında gezinen pek çok anlamsızlık. Kitaplar farklı şeyler anlatmıyor. Bunalmamın, kolay vazgeçmemin, başladığım şeyi yarım bırakmamın bir gerekçesi bu olmalı.”

Verili hayatlar iradi bir karşı duruşla göğüslenmediği taktirde her şey bir tekrar gibi yaşanmaktadır sonuçta. Hayatı yeni baştan yorumlayan kitaplar onun sadece bir uzantısı mı olacaktır? Birçok değer gibi kitapların da meta işlevi görmesi gerçeği bir yanda dururken, nitelikli bir kitap ve nitelikli bir yaşamın para ve pazarlama dışındaki araç ve değer ölçülerini gerektirdiğini düşündüren bir kitap, Kıpırtı. Sahici yaşamın ve sahici kişilerin olduğu yerde, sahici kitapların da olabileceğini, kişilerine yaptırdığı sorgulamalarla anlatan Kıpırtı, aynı zamanda her şeyi araç haline getiren sistemi es geçmemesi açısından da dikkate değer.



KIPIRTI
Ahmet Önel
Gri Yayınları, 2006
349 sayfa,








04.02.2008
3014






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.