Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Konumlandırmalar Üzerine...

Söyleşi: Yekta Kopan


1. “Konumlandırmalar”ın kısacık öykülerden oluşan bir sözler ve anlar bütünü olduğunu söyleyebiliriz. Bu metinleri oluştururken nasıl bir düşünceden yola çıktığınızı öğrenebilir miyiz?



Yanıt: “Konumlandırmalar”, belki de yalnızca bir yola çıkış anı! Yolculuğun okurun belleğinde, imgeleminde, yüreğinde... sürmesini dileyen küçük, yoğun metinler demeti. Metinleri yazdıran temel güdü çoğunlukla bir düşünce değil. Bir durum, bir fotoğraf ya da anlık bir trajediyle burun buruna gelme anı. Hayatın o yoğun karmaşasında gözün seçebildiği, duygunun fark edebildiği “İkarus’lara” yakın durabilmekle ilgili bir seçim. Kanımca, hayat oldukça trajik bir “hal” çünkü! Yazıyla, çizgiyle, renk ve notayla onu bir kez daha oluşturma çabamız bu trajik durumu biraz daha belirgin kılıyor. Demek ki, yalnızca yazan kişilerin yaptığı “seçim” hayatı anlamlandırmak için yeterli bir hareket değil. Bende başlayıp okurda biten yolculuğun yarı gizli yarı açık serüvenidir konumlandırılanlar. Ayrıntıda gizlenen acılarımızı, hüzün ve coşkularımızı “anlık patlamalarla” yansıtabiliriz birbirimize. Kimse uzun trajedilerin meraklı okuru/izleyeni olmak istemiyor günümüzde. Sözünü ettiğim şey yazınsal ürünlerle ilgili değil elbette. Ne ki, iyi kötü buluştuğumuz duygular ve kırık düşünceler hayattan çıkardığımız ortaklıklar olarak bizi hem avutuyor, hem de belirliyor. “Konumlandırmalar” belki de tedavisi mümkünsüz “kırıklıklarla” ilgili bir reçete bu yüzden. Evet; sonunda adresi belirsiz bir iç yolculuğa çağrı diyebilirim bu kısa metinler için. Yazar yalnızca kışkırtandır! Asıl yazar, metni kendine çevirmeyi becerebilen okurun “ta kendisi” olamaz mı peki?



2. Kitabınızdaki metinler zaman ve mekan bağımsız metinler. Buradan yola çıkarak, genelde insan ilişkilerinde ve özelde de kadın-erkek ilişkilerinde, yazarın öznelliğini saklı tutacak olursak, “genel”liğe doğru bir yolculuk olduğunu söyleyebilir miyiz?


Yanıt: Elbette. Yine de, bu metinlerin “Doğru Bir Hayatla İlgili Kılavuz” olarak algılanmasını istemem. Önerim iyice karmaşaya dalmaktan, yolu kaybetmekten yana. Kişi kendi seçimini biraz da kendi yaşanmışlıklarından çıkarmalı. Ayrılığı yaşamadan ayrılık acısını anlatmak pek kolay değil örneğin. İnsan ilişkileri büyük ve iddialı bir başlık aslında. Metinler, birer önerme de içermediğine göre, böylesi kapsamlı bir görevciliği kaldıramaz. İlle de bir görevcilikten söz etmek gerekirse; yürek sesine kulak vermekten, insanoğluna biraz daha duyarlı yaklaşmaktan, ama en önemlisi kendimize tuttuğumuz o “ dev aynasından” uzak durmayı önermek mümkün olabilir. Yukarıda sözünü ettiğim İkarus’un küçük örneklemeleriyiz her birimiz. Yeryüzüne doğru tepe üstü çakılırken son kez olsun sesimizi duyurma, “ben burdayım” deme çabasındayız. Nafile bir çaba olduğunu bilerek elbette. Herkesin kendi ölçeğinde yaşadığı trajediler başka kulakların, başka gözlerin avcılığında çünkü. Sonuçta bir erkeğin bir kadına -ya da tersi- duyarlı ve anlayışlı yaklaşması bir ayrıcalık değil kanımca. Hayatı kolaylaştıran her şeyi elimizin tersiyle itmek daha kolayımıza gidiyor nedense. Sonuçta sevgimizi dillendiremiyor, başkasının mutluluğunu paylaşamıyoruz. Hayatımızı körelten şey ise, amansız “duyarsızlaşma” çabamız . “Konumlandırmalar” bu duruma suçüstü yapmaya çalışıyor biraz da.


3. “Gri yansımalar…” Kitabınızdaki metinlerinizden söz ederken en sade şekliyle bu tanımı kullanıyorsunuz. Bu tanım bir genellemeden mi kaynaklanıyor yoksa siyahın ve beyazın birbirinde eridiği bir bakış açısından mı?

Yanıt: Yanıtlarımda hayatla ilgili olarak bolca “trajedi” sözcüğü kullandım. Bir kez daha yinelemem gerekirse, benim yaptığım, bu trajediyi “parodik” bir dil kullanarak daha yenilir yutulur bir hale getirme çabası belki de. Güzel olan, coşku taşıyan her ne varsa aldatıcıdır! demek istemiyorum tabii. Yine de şöyle bir düşünelim! Kendimizi en hafif, en mutlu hissettiğimiz anlarda bile “sonrasıyla” ilgili bir kaygı taşımaz mıyız?. İşte bu yansıma kocaman bir “gri belirsizliktir” bence. Hiçbir hayat sonuna kadar acı, ya da keyif önermez. Tabii, asıl ve gerçek olan da budur. Küçük ayrıntılar hayatın “sepya” fotoğraflarıdır çünkü. Eski fotoğrafların vaad ettiği o büyük öyküleri göz ardı etmeyelim! Belki de, her birimizin hayatından geriye yalnızca tek bir “gri” fotoğraf kalacak. Bizleri o “anın” anımsattıklarıyla hatırlayacaklar. Öfkeyi, hüznü, heyecan ve sevinçleri o “ gri” filtrenin ardından görmeye çalışacağız. Unutmayalım ki, okura yüklediğimiz gizli görevlerden biri de , bu fotoğrafın bizzat onun tarafından renklendirilmesiyle ilgili! Gri yaratıcı, baştan çıkarıcı ve acı vericidir. Yaşamsaldır da ama! Siyaha teslim olmamıştır. Beyaz kadar “masum” olmamak ise düpedüz bir ayrıcalıktır!

4. Kısacık öyküler eksiltmelerle, eğretilemelerle, yoğun göndermelerle kimi zaman şiir gramerine yaklaşan yapısıyla farklı bir dil kullanımını da beraberinde getiriyor. “Konumlandırmalar”daki dil kullanımı üstüne neler söylemek istersiniz?

Yanıt: “Konumlandırmalar”da öykü dilimin dışına çıktığımı sanmıyorum. Yine de, daha kısa, daha “özenli” metinler elbette. İster istemez daha sıkı bir işçilik gerçekleştiriyor, daha tasarruflu bir dil kullanımı gayretiyle “daha yoğun” bir anlatım tutturmaya çalışıyorsunuz. Satır arası okumalar, göndermeler, alegoriler, metaforlar... seçtiğiniz dilin doğal sahipleri oluyor. Bu ise, ister istemez metinlere şiirsel bir kimlik yüklüyor. Kısa metin her zaman ürkütücüdür! Okur için de, yazar için de geçerlidir bu. Demek “yetkin” bir yazarsınız ki, meselenizi üç beş satırda dile getiriyorsunuz! Demek “özel” bir okursunuz ki, size sunulan o kısacık metinlerle aslında ne anlatılmak istendiğinin bal gibi farkına varıyorsunuz! “Konumlandırmalar”ın böyle bir kaygısı yok ne güzel ki. Gerçekten söyleyecek sıkı bir cümlem olsaydı bunu kocaman bir romanda dile getirmeyi yeğlerdim. Tıpkı o şakalı cümlede olduğu gibi; okurun da hayli zamanı olmalı ki bu kısa metinleri devirmeyi göze alabiliyor! Hepsi bir yana, hayatın trajiğini “yazının” yazgısıyla buluşturmak doğru değil. Okur İkarus olmak değil, İkarus’un öyküsünü okumak istiyor bence.

5. “Konumlandırmalar”ın sayısal bir kitap olarak yayınlanması isteği nasıl oluştu? Sayısal yayıncılığın fiziksel yayıncılıkla ilişkisi ve bir yazar olarak sizin internetle ilişkiniz konusunda neler söylemek istersiniz?

Yanıt: İki yıl öncesine kadar, şu klasik “redcilerden” biriydim kısacası! Bilgisayara asla bulaşmıyordum ve emektar daktilomla gül gibi geçiniyordum! Sözü uzatmak gereksiz. Bilgisayar ve internet müthiş bir olanak. Şu anda tüm dosyalarım bilgisayara yüklü ve her türlü yazışmayı, haberleşmeyi, dosya/kitap alışverişini net aracılığıyla yapıyorum. Beni bu denli etkileyen bir sistemin çok sayıda okur/yazar tarafından paylaşıldığını biliyorum ayrıca. Sonuçta, fiziksel yayıncılığın biz eskimeye başlayan yazarlar tarafından belirlenen sarsılmaz “ kutsallığı” tartışılabilir bir konuma gelmeye başlıyor. Değişimin ve dolaşımın hızına ayak uydurmak bizi daha çok sayıda ve belki de daha yeni okurla buluşturuyor. Tıpkı bir okur olarak, benim de çok sayıda yeni kitap ya da kaynağa “kolayca” ulaşmam gibi. Yine de, nankörlük edip daktiloya reva gördüğüm kaderi kitapla buluşturmayacağım. Sayısal yayıncılığın her türlü nimetinin ötesinde, bir yapıtın kitap formunda “elimize ve gözümüze” dokunması bambaşka bir duygu elbette!

Sonuç olarak; “Konumlandırmalar” kendi hayatımdan yola çıkarak günümüz için düşülmüş birer küçük “dipnot” belki de. Bir Fransız eleştirmen, Proust’un dev yapıtı için “yazılmamış bir şiirin” dipnotları tanımını kullanır. Çoğu büyük yapıt için kullanılabilir bu tanım. Sanırım, asıl “marifet” hayatımızı yapıta dönüştürmekle ilgili olmalı. Kendiliğinden akan, şiirini içinde saklayan, coşkusunun paylaşmaya hazır, mutluluk anlarını çoğaltmaya hazırlıklı, sevgiye bedel biçmeyen, aşkı hak eden ve dipnotlara gereksinim duymadan yalnızca kendi gövdesini! sunabilen hayatlar, belki de “konumlandırılamayacak” kadar basit, bir o kadar da görkemlidir, kimbilir! Biz yazıya teşne olanlar ne kadar da kıskancız aslında! Sözcüklerin büyüsünde aradığımız şeyin bütün bunlardan başka bir şey olduğunu söylemek mümkün mü yoksa?
/altkitap/











04.02.2008
2678






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.