Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Kumar


KUMAR



Yanlış hatırlamıyorsam,”Suç ve Ceza” romanını kumar borcu olarak yazmış Dostoyevski. Sıkı bir kumarbaz olduğunu edebiyat tarihi kayıt düşmüş olmalı ama kötü bir oyuncu olup olmadığıyla ilgili bir dip not yok. Yine de, kayıp mı kazanç mı olduğu belirsiz bu durumun, çoğu insan için geçerli olan bir gerçeğe işaret ettiğini söylemek mümkün. Sıkışmadıktan sonra kolay kolay iş çıkarmaktan yana değil hiç kimse. Köşeye sıkışmışlık duygusunun tuhaf ikilemi olmalı bu: Yaratı süreciyle yeni bir yapıt ortaya çıkarmaya isteklilik arasındaki derin uçurum, bireyi son dakika hakkını hakkıyla! kullanması konusunda keskinleştiriyor sanki. Son dakika işlerinin bir Tanrı lütfü olduğunu da söylemek istemem, önünde sonunda ortaya çıkan o şaşırtıcı iş bir birikim, bir ön hazırlık marifetidir öncelikle. Kimsenin elinde sihirli değnek yok çünkü. Ne ki, temkinli olup Dostoyevski gibi daha özel insanların -biraz da ölümle açık poker oynamanın çılgınlığıyla- farklı bir yetiyle donandıklarını düşünmek de mümkün.
Çalışmak insana vergi bir haslet değil. Haslet bile değil aslında! Tanımını yaparken angaryadan tutup kutsal göreve kadar geniş bir yelpazede dolaşmak mümkün elbette. Çocuklara ısrarla aşılamaya çalıştığımız çalışan kazanır beylik sözü düz yolda çoktan tökezledi günümüzde. Gençler çalışmanın “enayilik” göstergesi olduğunda hemfikirler ve bunu kanıtlama konusunda göz yaşartıcı bir çalışkanlılık gösteriyorlar! Çalışmanın yanı sıra diğer erdemleri de şöyle hızlıca geçtiğiniz zaman ise düş kırıklığı yaşıyorsunuz. Erdem diye söz edeceğimiz ve bizatihi! erdem barındıran kavramların içi hızla boşalıyor çünkü. Çalışmak belki de onlardan en masum olanı ama “dürüstlük” ve bu sözcüğün açılımında yer alabilecek namus, onur gibi ideal sözcükleri bir biçimde karşılayacak değer ya da kavramlardan hızla uzaklaştığımız da bir gerçek. Belki de asıl uzaklaştığımız kavram “gelecek”. Bir sonrasıyla ilgili coşkulandırıcı açılımlar barındıran bir dünya değil günümüz dünyası. “İstikbal” koca bir soru işaretine dönüştü bile. Günü birlik yaşamın pratiği, sonrasıyla ilgili projeler geliştirmekten daha kolay. Çünkü proje görev ve sorumluluk içeriyor. Sorumluluk bir başkasına karşı duymamız gereken kaçınılmaz bir yük belki de. Üstelik, bu bir başkası yakın zamanda yeni bir insan, ya da sahip olacağımız bir çocuk bile olabilir ve bu düşüncenin ağırlığı bizi ona sahip olma mutluluğundan hızla uzaklaştırabilir. Asıl kumar bu ve attığımız zarın düşeş gelme olasılığı neredeyse yok gibi!
“Sevgilim, senin için her şeyi yapabilirim!” der bir filminde Şarlo sevgilisine. “Hatta çalışabilirim bile”, diye sürdürür. Düşünülenin aksine, ciddi bir söylem ve sağlıklı bir tespitin dile gelişidir bu. Kolay göze alamayacağımız bir süreç, bir edimdir çalışıp ortaya bir şey çıkarmak. İki bin yıllık tarihimizde insan yeteri kadar çalışmış, bulmuş buluşturmuştur aslında. Bunca zamanın yorgunluğuyla köşemize büzüşüp kalmak ise çağımız insanına kısmetmiş demek ki. Yine de, insanı bu kör noktaya taşıyıp getiren nedenleri bilmek gerekiyor diye düşünüyorum. Ortalama yetmiş yıllık bir ömrün , iki bin yıllık bir bezginlikle ortalarda dolanmasını açıklayacak bir sosyolojik, ya da politik bir söylem mutlaka olmalı! Birilerinin başarısı bu, diye ortalama bir tespitle noktalanacak bir gerçek değil , çünkü o “birileri” de bundan pay alıyor.
Zar atmaya devam edecek insanoğlu. Tıkanan zamanı açacak, silinen değerleri yeniden inşa edecek. Geldiğimiz nokta bu köşeye sıkışmışlık duygusunu iyiden iyiye hissettiriyor çünkü. Yarın için yeni bir iş yetiştirmekten başka seçenek yok. Yeni, keyifli, coşku barındıran bir iş! Yeni bir yaşam modeli ya da artık adına ne denecekse.
Yayıncısı Dostoyevski’nin kendisine uzattığı yeni dosyayı büyük bir heyecanla eline alıyor, kapağına bakıyor ve şaşkınlıkla mırıldanıyor: “Ama Üstat, siz adı Biri olan bir romanı daha önceden de yazmıştınız!. “Öyle mi?”, diyor Dostoyevski. Gülümsüyor. Masadaki kalemi alıyor. Sakin bir biçimde, majüskül harflerle ilk sayfaya yazılmış olan Biri sözcüğünü karalıyor ve hemen altına Öteki yazıyor. Ciddiye almayın sakın! Bu da benim küçük bir şakam olsun. Fazla ciddi bir yazı oldu ve belki de birden sıkıldım. Genellemelere sığınıp umutsuzluğa kapı aralayan bir şeyler döktürmek işime gelmedi ve belki de bütün söylediklerimi reddedecek bir noktaya gelip dayandım. Çünkü kendi özelimle çelişmekten yana değilim öncelikle: Evet, ben çalışmayı seviyorum ve hele ki bu çalışkanlılık benim belirleyebileceğim bir alanda gerçekleşmişse zaten bir angarya olmaktan çoktan çıkmıştır.
Belki de hemen bunun öncesindeyiz. İnsanlar ilk sayfada yer alan şu “bezginlik” serlevhasını karalamayı akıllarına koydular bile. Şimdi sıra onlara o son hareketi yaptıracak gücü, yaşam sevgisini şırınga etmekte!
İşte yaratı için sıkı bir gerekçe daha! Öyleyse kumara oturmanın, yani çalışmanın da tam zamanıdır!










03.02.2008
2528






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.