Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






"İkinci Yeni "Roman!





Günümüzde yazılan romanın iyi bir izleyicisi olmak, dünyanın gidişatıyla ilgili olarak sağlıklı düşüncelere sahip olma konusunda hayli önemli bir ölçüt belki de. Evet, bugün özellikle Kıta Avrupası’nda roman olgun dönemini yaşıyor ve yayınlanıp dilimize kazandırılan kimi yapıtlar bunun kanıtı olmaya devam ediyor. Edward Carey yetmiş doğumlu bir İngiliz yazar. “Gözlemevi Hikayeleri”, öğrendiğimiz kadarıyla ikinci yapıtı. Şaşırtıcı bir kurgusu, ilginç açılımları ve ironiyle bezenmiş göndermeleri, “iyi romanın” ayırdında olan okurlar için tam bir şölen.
Carey, aralarında Calvino, Grass, Julian Barnes, Tournier, Kundera gibi yazarların da bulunduğu çağdaş romancılar zincirinin şimdilik son halkası sanki. Yaşadığı dünyayı keskin ve acımasız nazarlarla izleyen genç bir yazarın şaşırtıcı bir yapıtıyla karşı karşıya olduğumuzu söylemek “yiğidin hakkının vermek” olarak yorumlanmalı. Yaşadığımız zaman dilimi hayli ilginç aslında. Eskilerin çılgınlık olarak niteleyebilecekleri tutum ve davranışların giderek “sıradanlaştığı” bir döneme tanıklık ettiğimizi söylemek fazla mı olur yoksa?
Artık şaşırmadan izlediğimiz çarpıcı haberlerin özünde “çizgi dışı” yaşamların kanıksanan yinelemeleri yok mu sanki! Bu tür haberlerde zaman zaman rastladığımız çöp evler belki de savımızın küçücük bir örneği yalnızca. İnsanoğlunun biriktirme merakı, hele hele bu işlevi yerine getirirken yaşadıkları -göze aldıkları- elbette bambaşka serüvenlere işaret ediyor . “Gözlemevi Hikayeleri”nin kahramanı de sonuç olarak bir biriktirme ustası, ya da klasik söylemle bir koleksiyoncu aslında. Edward Carey, romanının odağına tıpkı kendisi gibi genç bir adamı yerleştirmiş. Francis Orme adlı kahramanımız bir zamanlar bir malikane olan büyük evi kendi özel koleksiyonu için mekan olarak seçmiş. Bundan sonra yapacağı bütün iş , her biri birbirinden kıymetli olan parçacıkların sayısını arttırmaktan ibaret elbette. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, bir büyük koleksiyon ya da bir küçük kozmos!
Edward Carey romanına yalnızca nesneleri istiflemiyor bu arada. Bir puzzle oyunu gibi parçaları giderek yerleştiriyor ve anlatısını bir büyük resme dönüştürüyor. Kitapta kaçınılmaz olarak insanlara da yer var mutlaka! Ne var ki, okur romandaki insanların da koleksiyona “dahil” olduklarını kısa zamanda fark edecektir. Evde hala yaşayan insanlar vardır ve her biri birbirinden ilginç bu karakterler, mekanın gerçek bir kozmos olduğunu kanıtlayacak davranışlar sergilemekten geri durmayacaklardır. Kimi belleğini çoktan yitirmiş ve amaçsız bir biçimde gezinmektedir örneğin. Kitap ilerledikçe okurun romana hakimiyeti giderek artacak ve bu çok parçalı resmin her bir parçasında gizlenmekte olan küçük gizler bir bir ortaya çıkacaktır. Bellek yitirmeler yerini hatırlamalara bırakacak ve gözlemevine ev sahipliği yapan ilginç konutun aslında yaşadığımız dünyanın benzersiz bir ironisi olduğu anlaşılacaktır.
Evet, yeni bir anlatım, kurgu ve şaşırtıcı bir sonuç. Belki de günümüz okurunun beklediği yeni bir roman tanımı için uygun bir “örnekleme”. Tıpkı yazının başında saydığımız yazarların çabalarının bir devamı gibi. “Önce bir insan alınır, kabuğundan soyulur ve yeniden biçimlendirilir...”
Seksenli yıllarda, Fransız yazarların başını çektiği “Yeni Roman”ın belki de gecikmeyle yerini bulmuş bir tanımı bu. Yine de bu yol haritasındaki temel durakların, yani Robbe- Grillet’in, Butor’un, Sarraute’in, Simon’un haklarını teslim etmek gerekiyor. Tıpkı, bu son kuşağın çağın yaşam pratiğiyle daha sağlıklı, daha “zamanında” ve daha “eğlenceli” bir buluşma gerçekleştirdiklerini söylemenin doğru olacağı gibi. Daha önceki bir yazımda, Carey benzeri bir yazarın da Rusya’dan çıktığını ve Pelevin’in hayli şaşırtıcı romanlara imza attığını belirttiğimi hatırlıyorum.

Sevginin, çürümenin, dostluk ve dayanışmanın ama ille de hayatın yepyeni bir tanımından yola çıkılarak kaleme alınan bu romanlar, sanki kendine has okur kitlesini de oluşturuyor. Belleksiz toplumların dünden yarına taşıyacak hiçbir yükleri yoktur ve insan o sonsuz yalnızlığıyla giderek nesneleşmektedir. Bu gerçeğin altını çizen, üstelik bunu eğlenceli bir roman kurgusuyla dile getiren bir çalışmayı “geleceğin romanı” olarak selamlamaktan daha doğal bir şey olamaz mutlaka. Çağın en büyük tehlikesi olan yalnızlığın ve bunun doğal sonucu sevgisizliğin hemen kapımızın arkasında bekleyen bir tehdit olduğunu aktarmak, küçümsenecek bir yazarlık başarısı olmasa gerek.
Edward Carey bunu gerçekleştiriyor ve fetiş nesnelerden yola çıkarak bizlere eğlenceli, acımasız, keskin ama bir o kadar da şaşırtıcı bir çağdaş masal anlatıyor. Bu kitabın kapağını kapayınca, çevrenizi saran nesnelere, hatta giderek insanlara daha farklı gözle bakmanız da mümkün. Çünkü her birimiz bu çağın bireyleriyiz ve belki de hiç farkına varmadan pek çok nesneyi birbirinin üstüne istiflemekten geri durmuyoruz. Benim şimdilik önerim, biriktirilen nesnelerin yalnızca kitaplarla sınırlı kalması.
Düşüncemi yinelemekle yetiniyorum bu yüzden. Dünya hızla değişiyor ve değişen dünya yeryüzünün yeni konuklarıyla bambaşka bir düzlemde, farklı bir “uyum” gerçekleştiriyor. Algılamada, alışkanlıklarda, hazlarda ve düşüncelerde kendini gösteren bu yeni tarz kendi yazınsal gerçeğini de oluşturmaktan geri kalmıyor sonuçta. Yeni romanı izlemek, değişen dünyaya “keskin ve haşarı” gözlerle bir kez daha nazar atmak için iyi bir olanak. Okuma keyfi ise bu güzel çabanın “mütemmim cüzü” yalnızca.
Sahi, bir okur bir kitaptan daha başka ne bekleyebilir ki!















03.02.2008
2458






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.