Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






zeytine dokunmak



Hayatın bizi çekip götürdüğü yere doğru mu gidiyoruz; yoksa, hayatı peşimiz sıra sürüklemek elimizde mi dersiniz? Aslında felsefenin, dahası sanatın ( ikisinin yolu ne de güzel buluşur) bizi getirip bıraktığı bir yol ağzıdır bütün bu sorular yumağı. İki bin yıllık tarihimizde heybemizde taşıdığımız tüm değerler, günün birinde yorgunluk emareleri gösteren bir metalin bıkkınlığıyla yakamızdan düşmenin işaretlerini verirler. Doğanın soyluluğunu biraz da sürdüre geldiği inatçılığıyla açıklamalı bu yüzden. Kültürün temel göstergeleri insanın, onun taşını toprağını kurcalayarak biçim verdiği edilgen yüzüyle de sınırlı değil . Bu topraklar (Ege’den söz ettiğim nasıl da belli oluyor!) biraz da insanın serüvenine yoldaşlık etmiş bir bölgenin ayrıcalığını taşıyor çünkü. İki kutsal ürün diyoruz onlara; üzümden ve zeytinden söz ediyoruz. Esriklikle kıvraklığın; düş gücüyle gerçeği yerinden oynatmanın temel taşı iki doğa şahikası onlar.

Yerleştiğim kıyı kasabasında aklımı fazlasıyla kurcalayan pek çok sorunun kaynağında, yaşamsallığıyla insanın tarihine ayak uydurmayı başarmış zeytin ağacı gövdeleri var. Bundan daha doğal ne olabilir? Ani bir kararla göç ettiğim Anadolu’daki insanı fazlasıyla serseme çeviren o mahşerin dört atlısının yerini
( iğde, ıhlamur, akasya, atkestanesi) bu kez tüm yalınlığı ve görkemiyle tek bir gövde alıyor. Zeytin ağacı! İmgeyle, (ah, o güzel eski Türkçe’min tahayyül etmek diye yerinden parmak kaldırdığı) düşlemlemeyle, dahası düpedüz düşünmeyle ilişkilendirebileceğiniz bir durumla karşı karşıyasınız şimdi: gövdelerin size ısrarla fısıldamaya çalıştığı bir şeyler var. Öyle ya, belki de onlar bu toprakların acılı öyküsüne bire bir tanıklık ettiler. Göçebe insanın asla kalıcı olamayacağını bile bile kolayca ölümsüzlüğe adadığı serüvenine ayna tuttular. Suretleri çilekeş gövdelerine nakışladılar ve gizli fısıltılarla, haykırışlarla bezediler bütün bu anlatıları. Göçebeliğin, avareliğin, tutunma çabasının, yer edinme ısrarının , iktidar olma özleminin ilk elden gözlemcisi kesildiler ve kaydettiler belleklerine. O koca , o ağırbaşlı ve o gururlu yaratıları izlerken bu ezberin üstünden bir kez daha geçmemek için duyarsız olmak gerekiyor sanki.

Ege kültürünün ayrılmaz parçası zeytinyağı olgusunun kendi iç yolculuğu bile koca bir kitabın söyleyebileceklerinden daha da fazlasını armağan ediyor insana. Gezindiğim gün, Küçükkuyu’daki müzenin görünmez öykücüleri her an omuz başımdaydı bu yüzden. Ağaç preslerin mükemmel biçimi bulma sürecinin, gelişkin bir bilgisayardan daha az bir çabayla vücut bulduğunu düşünmüyorum bu yüzden. Ne ki, sonunda yağın öyküsünü de içselleştiriyor insanoğlu ve yalnızca sunulan nimetin sonuçlarıyla yetinmeyi öğreniyor. Heyecanın, yerini lezzete bıraktığı bir dönemeç değil mi bu? Ancak, gövde okuması sanki her an ve her bir ağaçta yeniden başlıyor gibi. Zeytinliklerin koca birer kitaplık olmadığını kim iddia edebilir ? Ege’nin dağını taşını saran bu kutsal ağaçların kendini insana alıştırmasını kolay kabullenemiyorum bu nedenle. İda’nın gizli rüzgarı hala eski bir öyküyü kulaklarınıza fısıldayabiliyorsa coşkusunu bu kutlu gövdenin narin dallarından aldığındandır mutlaka.

Zeytine dokunmak, adı konmamış, türü belirlenmemiş bir enerjinin ışıkla buluşması gibi . Bir gövdeye dokunuyorum ve yepyeni bir insan oluyorum. Yüklendiğim bu gizli enerjide yeni öyküler, yeni suretler, yeni sesler ve yeni dizeler karşılıyor beni. Bir zeytine dokunmak eski bir kitabın ağır ve tozlu kapağını aralamaktan farklı değil . Sözcüklerin bittiği yerde aklın çizgiye teslim olmasını anlamak da mümkün bu nedenle. Akıl yol gösteriyor ve bellek biriktiriyor.

Zeytine dokunuyor ve çoğalıyoruz sonuç olarak. Ilık bir Ege rüzgarı peşimizi bırakmıyor. Bu sessiz ve ısrarlı takibin yol göstericiliğinde hiç gözden geçirilmemiş bir tarihi yeniden gün ışığıyla buluşturuyoruz. Bu eşsiz yolculukta sayfaların arasında zaman zaman kendimize rastlamak ise hiç şaşırtıcı olmuyor! 10.2007








31.01.2008
2289






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.