Anasayfa |    
Önel'den Merhaba |    
Biyografi |    
Kitapları |    
Oyunları |    
Yazıları |    
Çizimleri |    
Hakkında |    
Forum |    
İletişim |    






Sirenler'in Yalancısı


İmbatla dolan kalp Ege’de kalmaz; bu tuhaf rüzgar mutlaka sürükleyip götürecektir sahibini. Tecrübeyle sabit diyor yaşlı adam, hemen ardında yükselen o burnu büyük dağları gösteriyor. Bir bunlar, diyor, bir bunlar çakılıp kaldı eski yerlerine, ama bir başka kalan mı oldu sanki! Gidenlerin ardından çok göz yaşı döküldü bu güne değin; ama kalanlar için hiç kimse ağıt yakmış değil! Aklınız deyin, yaralı yüreğiniz deyin, mızrap tutmayan ama avuç içinin gizli belleğinde bir zeybeğin vakur ritmini gezdiren elleriniz deyin, bir yanınız bir yanınızdan eksik kalmıştır mutlaka! Kıyılarını yeşerten de, ak köpüğünü acı maviye dönüştüren de, uzak ufkunu kızıldan boz berduşa çeviren de bu eksikliktir işte! Sonunda sizi çekip alacak ve adresi bilinmez bir kuytuya götürüp bırakacaktır mutlaka. Derdiniz dağdan büyük olmuş kimin umurunda; yolunuz hoyrat aldanışların eşliğinde tanıdık bir çıkmaza uğramaktan kurtaramaz kendisini. Benim göçebe ruhum hiç uslanmayacak ey denizkızı!

Bir kıyı şaire neden ev sahipliği yapar peki; bir zeytin gövdesi neden aklını başından alır bir ressamın? Bir aşığı sevdasından bunaltan vuslat değil, bu vuslatın dile geliş biçimidir. Yolculuğun büyüsünde ayrılığın tadıyla tanışan bir gönül, cümle aşklar için büyük bir tehdittir artık; sonunda fareli köyün kavalcısı gibi diğerlerini de peşine takar ve sahipsiz bir meltemin sarhoş uğultusunda kaybolup gitmeyi seçer. Egeli’nin bir parça ağır kanlı olması bundandır belki. Bir yaşarsa iki düşünür; aslında bu avareliğin de kendine has bir keyfi vardır ve bir balığın şahitliğinde koca denizin bütün dalgalarına kötü örnek olmayı yüzünün akıyla başarır.

Göçebe ruh sancılıdır bu yüzden. Durup konaklamayı sevmez ama biteviye yolda olmaktan da usanır günün birinde. Yoldaşlığın, arkadaşlığın gelgitinde, örneğin bir bulutu gölgedeki salıncak beller ve dinlendirir yorgun ruhunu. Aşk acısı bundandır ki fazla sarsmaz Ege insanını. Geniş gönüller sonsuz mümbit tarlalardır; bir aşk kurur, bin aşk filizlenir; bir şarkı susar bin güvercin havalanır.

Foça’nın eski değirmenlerinin sağır olduğunu kaç kişi bilir? Önce rüzgara kapatmışlar kulaklarını, ardından türkülere. Bu sağırlığa bir de körlük eklerdim ya, kimseyi Homer Usta’ya ortakçı çıkarmak istemem; bildiniz, kolaycılık olur bu! Sirenler’in oradan kopan uğultu akıllara takılan her soruya inandırıcı bir yanıt bulacaktır o zaman; ama kimseler inanmıyor yeni yalanlara. Değirmenler bu nedenle keyifsiz; akrepsiz saat gibiler olmayan kollarıyla ve sonsuzlukta bile iki defa olsun doğru kararı gösteremiyorlar! Foça’nın belki kör ama mutlak sağır yel değirmenleri aslında çok öncelerde çekip gittiler yurtlarından ve biz kadersizler, tıpkı gökyüzünden çoktan kayıp gitmiş ama görüntülerini hala gökyüzünde bir yerlere çakılı tutan yıldızlar misali, bir aldanışı sürdürüyoruz. Ege’nin bir güzel yanılgısı da budur belki. İşin aslını bilmek, aldanışın aydınlığını gölgelemiyor. Değirmenlerden üzüm bağlarına; zeytinin bilge fısıltısından içi sırlı anforalardaki nice yol öykülerine... bu kutsal serüven sürüp gidiyor.

Kalbi Ege’de kalan aklını hangi kuytuya emanet etmiştir peki? Dönüş yolunda bir kez daha yoklanıp yedeğe alınmayacak hiçbir ganimetin kıymet_i harbiyesi yoktur çünkü. Bu yüzden bu toprakların en yeni, en sonuncu sahipleri olarak hiçbir öyküyü başında sonuna biriktiremedik. Sevinçleri şölene, acıları ağıta dönüştürecek bir sabır koruk sabrının yanında çırak bile olamadı.

Gökyüzünde kaynayan bir bulut onlarca cümle fısıldar dilinden anlayanına. Balıkçıya denizin sırrını bir kez daha fısıldar; ki bilinen bir gerçektir, limana kavuşan her balıkçının kayıktan indirdiği ilk yük , hükmü yalnızca o günle sınırlı olan bir sırdır! Yeni bir şafak yeni bir sırla donatır gökyüzünü; günün ilk ışıkları yeniden başlayan bir hayatın da ilk habercileridir.

Belki de yeni bir rüzgar tarifi gerekiyor bu yüzden! Yeni bir tarif yeni bir duygudur aslında. Kalp onu alıp kabul edecek ve yolculuğu başlatacaktır. Aşka yelken açanın yolculuğuna yunuslar eşlik ede dursun, biz aklımızı çılgın dünyanın biriktirdiklerine yormakla yetinelim. Bunca güzellikler sizin için ey insan kardeşlerim diye yankılanan ses Sirenler’den yola çıkıyor ama boynunu büküp yeniden dönüyor ak köpük benzeri kayalıklara. Bir yerde bir yanlışlık yapılıyor mutlaka! Sahi savaşları kim dile getirecek yalancı destanlarda? İthaka’ya ulaşma çabasında yalnızca zeytin dalının eşlik edeceği bir yolculuğun özlemi.. belki de bundan.

Tamtamlara kulak tıkıyorum bu yüzden. Balmumuna hiç gereksinim duymuyorum. Akşamın dingin alacasına uzaktan bir denizkızı eşlik ediyor; derken hani yakın bile diyebileceğim uzak bir kıyıdan gelen bildik bir türkünün ilk dizesiyle sarsılıyorum: Ben kendimi gülün dibinde buldum!

Ah! Oysa bir gül dibinde kaybolmayı başaracağınız anın en sabırlı karşılayıcısı olmaya hazırım ; yeminle! Kaybolmak yeniden aramaya başlamanın en kutlu habercisidir; bildiniz! Sirenler eski bir çığlığı arıyor örneğin. Sağır değirmenler bile şahit buna. Bu yüzden değil mi ki; ben bir de yalancı şahitlere meftunum efendim!
12.2007








30.01.2008
2331






Geri Dön   Yukarı Çık







© 2007 Her hakkı saklıdır.